YAZARA MAİL GÖNDER Galatasaray'ın gerçek suçluları..

YAZARLAR

Tribünlerdeki bir takım gafiller Kaptan Selçuk'u ıslıklar, antrenör Prandelli'nin istifasını isterken, ben lafı uzatmadan, dolandırmadan, Galatasaray'ın bugünkü acınacak halinin gerçek suçlularını anlatacağım sizlere..
1. Kongre.. Ne yazık ki, bir türlü değiştirilemeyen tüzüğün sağladığı anti demokratik maddeler yüzünden Galatasaraylılar'ın değil, Galatasaray Lisesi Mezunlarının kontrolündeki Kongre'ye çoğu zaman, liseliler de değil, "Liseciler" yani, dazlaklar, yani kafatasçılar egemen olurlar.
Bu kafatasçılar, Galatasaray'a en iyi hizmet edecekleri değil, ille de "Mezunlar"ı seçerler.
Oysa devir değişmiş, eski çamlar bardak olmuş, lisenin liseliği bile kalmamıştır.
Galatasaray ruhunu asıl yaratan "Yatılı" kısım kaldırılmış, okul, sıradan bir Anadolu Lisesi'ne dönüşmüştür. Bugün herhangi bir sınıfa girin. El kaldırma usulü takımlarını sorun.. Fenerliler ve Beşiktaşlılar'ın hatta Galatasaraylılardan fazla olduklarını görürsünüz.. Ama bugünkü çağ dışı tüzük yüzünden, o liseden mezun olan bir Fenerli mesela, otomatik Galatasaray Kongre üyesi olurken, babası, dedesi Galatasaray'da büyük işler, hatta başkanlık yapmış aileden, nerdeyse doğuştan Galatasaraylı bir genç adam, mesela Robert Kolej'de, mesela İsviçre, Amerika'da okuduğu için üye olabilmek için, deveye hendek atlatmak, senede sekiz, on tane olan başkan ve yönetim kontenjanında kendisine yer bulmak zorundadır.
Ben nur içinde yatsın, Prof. Dr. Ali Uras'ın kontenjanından üye olabilmiştim.
Bir kaç yıl sonra, Galatasaray Kongresi'nin, kulübün menfaatleri, aklın ve mantığın yoluna göre değil, "Liseci"lerin kafasıyla hareket ettiğine şahit olunca "Böyle bir kongrenin üyesi olmak bana bir şey kazandırmaz" diye yazdığım dilekçe ile basmış istifayı ayrılmıştım. Kongre, o günden bu yana, her defasında ne kadar haklı olduğumu gösteren seçimler yaptı.
Ünal Aysal, kulübü, maddi manevi içinden çıkılmaz bir uçurumun kenarına getirmişti. Kurtuluş ancak, çok deneyimli ve başarısı geçmişte kanıtlanmış bir Başkanla gelebilirdi.
Böyle bir aday da çıktı.. Galatasaray'ın gelmiş geçmiş en başarılı başkanlarından biri, hatta birincisi Alp Yalman, dünya keyfi bir emekliliği bir kenara itti. Gemi gibi teknesindeki tasasız yaşamını bıraktı, Galatasaray'a koştu. Ama dazlaklar, onu değil, eline sıkıştırılan hazır liste ile, sürenin kapanmasına saatler kala aday olan "Liseli"yi seçtiler. Akıllarına "Yahu madem adaydın, son ana kadar nerdeydin" demek gelmedi.
O elindeki listeyi kimin önceden hazırlayıp son dakikada eline tutuşturduğunu da merak etmediler. Cemiyetten veya vakıftan "Ağabeyler" düzenlemişlerdi nasılsa..
Uçurum kenarındaki Galatasaray'ı kurtarmak için, yaşayan en deneyimli, en başarılı, en yapıcı ve gerçek bir "Kurucu" eski Başkan Alp Yalman kaybetti. Kulüpte bir tek gün yöneticilik deneyimi olmayan Duygun Yarsuvat kazandı.
Alp Yalman, kulübün hem mali, hem sportif sorunlarını çözmek üzere göreve tüm dönem için talip olmuşken, "Ben emanetçiyim.
Sekiz ay sonra görevi bırakacağım" diyen Duygun Yarsuvat'a oy veren dazlaklar, "Kulübü bugünkü zor durumdan bir emanetçinin kurtarmasına imkan var mı?. 'Ben sekiz ay sonra gidiyorum' diyen ne kadar sorumluluk alabilir, ona kulüp içinde ve dışındakiler ne kadar güvenir, ne kadar saygı gösterir" demediler. "Liseli ya.. Bize yeter" dediler.
Bugünkü koşullarda ellerini taşın altına koymaya korkup "Hele biraz bekleyelim" diyen korkaklar için de, "Ben sekiz ay sonra gideceğim" diyen ve onlara yolu açan, cazipti.. Onlar da kendi emelleri için, dazlakları destekledi..
Duygun Yarsuvat kazandı.
Galatasaray kaybetti!.
(Bu bir yazı dizisi olacak.
Galatasaray'ın öteki suçlularını, önem sırasıyla yazmaya devam edeceğim..)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.