YAZARA MAİL GÖNDER "Yaşar Kemal, yaşar!.."

YAZARLAR

Başlıktaki sözler tırnak içinde.. Çünkü bana ait değil.. Sahibi Mustafa Denizli..
Maraton Programını Yaşar Kemal'le açtı, Şansal.. Sonra Mustafa Hocama döndü ve "Bu büyük kayıp için ne düşündüğünü sordu.."
"Yaşar Kemal, yaşar" dedi Hocam..
Ölümünden bu yana, ülkemde hemen herkes bir şeyler söylemişti. Okumuştum, dinlemiştim.
İzlemiştim. Ama her şeyi 3 kelime ile bu kadar güzel anlatanı olmamıştı.
Yaşar Kemal, yaşar gerçekten.. Çünkü o daha yaşarken ölümsüzlüğe ulaşanlardan..
Sadece vatanı Türkiye'de değil, dünyada ölümsüzlerden o..
Shakespeare öldü mü?.
Mustafa Hocam "Yaşar Kemal, yaşar!.. Bizler gideriz ama, o yaşar" dedi.. "Bizler de acımızla yaşarız."
O zaman bir ekleme yapma gereği duydum hocama işte..
"Bizler acımızla, ama gururla yaşarız!.." Yaşar Kemal ile ayni ülkenin vatandaşı olmanın gururu..
Hele benimki daha da fazla..
"Yaşar Kemal'le dost, arkadaş olmanın gururu.." Onunla Cumhuriyet gazetesinin koridorlarında tanıştığımda, ben mesleğin çaylaklarından bir tıfıldım, o zamanın en büyük röportaj yazarı.. Röportaj yazarlığını bir edebiyat dalı olarak, mesleğimize sokanların başında gelen büyük usta..
Dün sabah, Okur Temsilcimiz İbrahim Altay köşesinde anlatıyordu, "Yaşar Kemal ve Röportaj" başlıklı yazısında.
Büyük Usta ile 2 yıl önce bir söyleşi yapmış, gazetemizden Damla Kayayerli ve bakın ne demiş: "Bize insan yaşamının ve doğanın gerçeğini en güzel veren bir daldır röportaj. Röportaj bir sanat, bir edebiyat türü, bir yaratma eylemidir.
En az romanlarım kadar röportajlarıma emek verdim."
İyi bir röportajcı olmanın sırrını açıklamış: "Hayatımda yazdığım en iyi röportajım Yanan Ormanlarda Elli Gün. O röportajı yazmak için İstanbul Üniversitesi'ndeki Orman Fakültesi'ne gittim; aylarca adam gibi çalıştım; ne kadar kitap varsa okudum."
Sonra yakınmış usta.. "Eskiden olduğu gibi çalışmıyor gazeteciler, okumuyorlar da."
Ben, yıllardır, "Sor soruyu, al cevabı.
Ver sekretere çözsün.. Bu röportaj değildir.
Bu söyleşidir. Röportaj bir sanattır. Bir edebiyat dalıdır" diye yazıp dururum ya..
Fikret Otyam, Dünya'nın, Yaşar Kemal Cumhuriyet'in röportaj yazarlarıydılar o zaman.. İkisi de o zamana kadar ihmal edilmiş Doğu'ya meraklı.. Beraber giderlerdi, Doğu, Güneydoğu röportajlarına ve yan yana yaptıkları gezilerde, birbirlerini atlatmak için insanüstü bir gayret sarf ederlerdi, dostluklarını bozmadan..
O zaman gazeteler, gazeteciler arasında rekabet vardı, düşmanlık değil..
Yaşar Kemal bir dağdı, dedim ya, ilk tanıştığımızda..
Bense tıfıl.. Ama karşısına alıp saatlerce sohbet etmişti..
Ankara'ya dönüşümde nasıl kasıla kasıla anlatmıştım, "Yaşar Kemal'le konuştum" diye.. Orta sonda iken bayıla bayıla okuduğum (O da ilk Cumhuriyet'te tefrika edilmişti.) İnce Memed yazarı ile konuşmuştum, boru mu?.
Erkekçe'yi çıkartmak için İstanbul'a geldiğimde, yolum bir daha büyük ustaya düştü. Patron Ercan Arıklı'ya, bakılan değil, okunan ve saklanan bir dergi yapacağımı söylemiştim. Yıllardır incelediğim Playboy'un yüksek tirajının sırrı oydu.. "Okunan" olma bakımından, iki bölümü efsaneydi, Playboy'un.. Playboy Söyleşileri ve her sayısında mutlak yer alan büyük imzalar..
Erkekçe Söyleşileri öyle yapacaktık ki, her biri olay olacak, her birinden gazeteler manşetler çıkaracaklardı. Ahmet Kahraman ve Avni Özgürel'e verdim bu görevi.
Düşündüğümü fazlası ile yaptılar. Her söyleşileri olay oldu. Peki her sayıda bir büyük yazar işini nasıl çözecektim.. Öyle birini bulmalıydım ki, hem derginin ilk sayısına büyük itibar sağlamalı, derginin kimliği hakkında fikir vermeli, hem de gelecek sayılar için gideceğimiz öteki büyük edebiyatçılara örnek olmalı, burun kıvırmalarını önlemeliydi. "O yazdıysa, biz de yazarız" dedirtmeliydi.. "Yaşar Kemal" dedim.. "İlk sayının kapağında "Yaşar Kemal" adı olmalı..
Ama usta gazeteciliği bırakalı çok olmuştu.
Artık roman yazıyordu sadece ve romanlarıyla Nobel adayları arasında geçiyordu adı, hemen hemen her yıl. Şimdi kalkıp hem de daha ilk sayısı bile çıkmamış, görmediği, bilmediği bir dergi için röportaj yazar mıydı?.
Ekipten Faruk Şensoy "Ben çok yakınım Usta'ya" dedi.. "Gider anlatırım, ikna eder, hatta başında durur yazdırırım.."
Gitti Faruk.. 10 gün kadar sonra elinde sayfalarla geldi.. "Menekşe'nin Balıkçıları.." "Röportaj: Yaşar Kemal"
Yaşar Kemal'in röportaj dalındaki son yazısıydı bu. Ondan sonra işte, dostluğumuz hızla ilerledi, sıkılaştı, yakınlaştı..
Aile dostu olduk.. Gitti, içimde bir ukde bırakarak.. "Yahu kızkardeşin Serpil'i de al, bir yemeğe çıkalım" demişti, geçen yazın başında.
Serpil, yazları Tuzla'ya gelirdi..
Adam olup bir türlü ayarlayamadım.
Nihayet aradığımda harika eşi, son yıllarını en mutlu geçirmesini sağlayan Sevgili Ayşe, "Ayakları iyi değil.. Yürüyemiyor.
Toparladığı zaman ben seni ararım" dedi..
Bir kaç defa daha konuştuk Ayşe'yle..
Ayağı iyi durumda değildi..
Yaz, sonbahar bitti. Kış geldi ve kötü haber geldi.. Koma halinde hastaneye kaldırılmıştı.
Yaşı 92, durumu ağırdı.. Kimse renk vermiyordu ama durum "Allahtan umut kesilmez" haliydi. Dua edebiliyorduk ancak..
Kadere bakar mısınız?.
Öğle üzeri, "Çözüm Süreci"nde en büyük, en önemli adımın atıldığı haberi "Son Dakika" diye patladı.. İki saat sonra da "Yaşar Kemal" haberi geldi..
O haberi mi bekledi acaba, 12 Ocak'tan bugüne.. "Gözüm açık gitmeyeyim" mi dedi acaba?. Hissettin mi bilmiyorum, Sevgili dostum.. Ama ben hissediyorum.. Ben inanıyorum..
Çözeceğiz.. Mutlak çözeceğiz..
"Yaşam umutsuzluktan umut yaratmaktır" demiştin, Çukurova Üniversitesi'nde gençlere verdiğin derste..
Ölümünü bile "Umut" yaptın, Koca Yaşar!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.