YAZARA MAİL GÖNDER Surları yapan adamın acıklı sonu.. Ya da Azize Pulcheria!..

YAZARLAR

Aslında bugünkü hali üzerinde Ünivesite araştırmaları yapılması gereken İstanbul Surları, en az Çin Seddi kadar turist çekme değeri ve fırsatına sahip.. Oysa, İstanbullular bile gidip gezmeye gerek görmüyor, hatta çekiniyorlar.. Nasıl çekinmesinler.. Daha dün oralarda bir turisti öldürmedik mi?.
Muhteşem bir tarih, kaçak at, eşek kesmek, keş hane olarak kullanmak, bostan ekmek, gece kondu dikmek için kullanılıyor. Kimsenin de gıkı çıkmıyor..
Üstat Radi Dikici, bu muhteşem turizm anıtının yapılış öyküsünü anlatmaya üç hafta evvel başlamıştı. Surların tarihteki hikayesinde dördüncü ve son bölüme geldik.
Radi Usta, bir gün de, bugünkü surları ve İstanbul'un, Türkiye'nin, Dünya Tarih ve Kültürü'nün neler kaybettiğini de anlatır, dilerim. İşte tarihin son yazısı..
(Sevgili Hasan Bülent Kahraman.. Rektör Yardımcısı olduğun Kadir Has Üniversitesi surların başlayıp bittiği Haliç'in kıyısında.. O üniversite niye bilimsel bir araştırma yapıp, seçimden sonra gelecek Kültür ve Turizm Bakanı'nın önüne koymaz?.)

***

Zaten hiç kimse, surlara imparatorun adı verilmesine rağmen Theodosius Surları demiyordu ki. Herkesin ağzında surların adı Anthemius Surları idi.
Pulcheria (İmparatorun çok dindar ablası.. Daha sonra Azize/ (Sainte ilan edildi. Beyoğlu'ndaki Fransız Kız Lisesi Sainte Pulcheria adını ondan alır) erkenden Theodosius'un odasına gitti.
"Bak kardeşim, artık on üç yaşında kocaman bir adam oldun. Devletin yönetimine sahip çıkma vaktin geldi. Bu konuda sana yardımcı olmak istiyorum. Kardeşin olma dışında hiçbir fonksiyonum yok. Aile olarak artık yönetimde ağırlığımızı hissettirmeliyiz. Bugünden tezi yok, Anthemius'u çağır ve 'Prenses Pulcheria'ya imparatoriçe unvanını veriyorum. Bu konuda emirname hazırlayın' diye söyle," dedi.
"Ama abla bu neye yarayacak ki?"
"Sen benim dediğimi yap, sonrasını görürsün."
Çünkü Pulcheria günler boyunca yaptığı inceleme sonucunda anlamıştı ki, imparatoriçe olduğu takdirde doğrudan her makama emir verme hakkı ve bu emirlerinin de yerine getirilmesi zorunluluğu vardı.
Öğleden sonra imparator bir mabeyinci ile Anthemius'u çağırdı ve ne istediğini söyledi. Anthemius bunda bir sakınca görmedi. Nihayet etliye sütlüye pek karışmayan, bütün gününü kilisede geçiren genç bir kıza imparatoriçe unvanı verilirse ne zararı olurdu ki?
Derhal gerekli hazırlıkların yapılması için emir verdi. Pulcheria'nın imparatoriçe olduğunu belirten emirname yayınlandı ve böylece hayatının en büyük hatasını yaptı.
Pulcheria, kasım ayı boyunca son derece gizli olarak hazırlıklarını ilerletti. Kimin ne zaman nerede olacağı belirlendi.
27 Kasım 414 Perşembe günü sabahı henüz hava karanlıkken Anthemius'un konağının kapısı çalındı. Görevli, kapıyı açan hizmetliye, imparatorun çok acele Anthemius'u Büyük Saray'da beklediği haberini verdi. Çok kısa zamanda giyinen Anthemius aşağıya indiğinde kendi atı yerine bir muhafız birliğini karşısında buldu.
Komutan, "Efendimiz, imparatorumuz sizinle özel olarak buluşmak istiyor. Onun için lütfen gönderilen arabaya binin," dedi.
Anthemius durumu biraz garipsedi ama, aklına bir şey gelmedi. "İmparatorun herhalde bir bildiği vardır," diye düşündü. Hiç penceresi olmayan arabaya bindiğinde, sonsuzluğa doğru gittiğini bilmiyordu.
Pulcheria öyle bir hazırlık yapmıştı ki, o günden sonra Anthemius'tan hiç kimse, hiçbir haber alamadı. Yok olmuştu. Sanki öyle birisi dünyaya hiç gelmemişti.
Ne kadar büyük bir hizmet yaptığının farkına bile varılmamıştı. Tarihçiler ise onun çok önemli bu hizmetini birkaç satırla geçiştirdiler. Bilim adamları bile, nedense görmezden geldiler. Oysa Anthemius o kısacık on dört yıl içinde bir imparatorluğun bin yılından fazlasını kurtarmıştı.
Çok değil tam 28 yıl sonra Hun Kralı Atilla, Gelibolu'da Bizans ordusunu yok ettikten sonra 442 yılında surların önüne geldi. Ama surları aşmasının mümkün olmadığını görünce kısa bir süre sonra geri döndü. Pulcheria ise hayattaydı.
Okurlarımız soracaktır. İstanbul Surlarının bugünkü hali nicedir? Felaket, yüz karası. Sanki orada hakim sadece dağ kanunları. İstanbul'un göbeğinde mi? Evet İstanbul'un göbeğinde.
2 Şubat 2013 Cumartesi günü surlardan çektiğim fotoğrafları zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Gül istedi. Ondan önce 15 yıl içinde yaptıklarımdan hiçbir sonuç alamamıştım. Tam iki ay sonra gittiğimde gözlerime inanamadım. Görünebilir durumda olan bütün gecekondular ve pislikler temizlenmişti.
Ama şimdi eskisinden daha beter durumda.
İşin komik tarafı bazı bölgelerde kısmen de olsa restorasyon çalışmaları sürerken, Yedikule'den Mevlana Kapı'ya kadar olan bölgede surlar yıkılıyor. Uydu antenli gecekondular, yollar ve sulama havuzları ve tuvaletler yapılıyor. Her türlü çöp surların dibine yığılıyor. Diğer taraftan her pazar turist otobüsleri surları görmeye geliyor. Her halde şoke oluyorlardır.
Başka ne yazabilirim ki...

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.