YAZARA MAİL GÖNDER Alkış sazanı olmamak!..

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Alkışla ilgili iki sorunum var öteden beri..
Birincisi..
Seyirciyi alkışa davet eden sunucular.. Adam salondan ne kadar fazla alkış yükseltirse, o kadar başarılı olacağını sanıyor. Bol alkış için önce sunduğu kişiyi yağlamaya başlıyor..
Hayatımda ilk defa gördüğüm, duyduğum birini, ünlü ve deneyimli sunucumuz öyle anlattı ki geçenlerde.. "Yahu şimdi mezarından kalkıp Frank Sinatra gelse, onu nasıl sunacak acaba" dedim.
Bizim sunucu pireyi deve yapan yıkama yağlama bittikten sonra bağırdı..
"Şimdi kocaman bir alkış istiyorum.."
Öyle alkışın on paralık kıymeti harbiyesi var mı?.
Sen gerektiği kadar ve hak ettiği sözlerle sunarsın. Seyirci kimi, ne kadar, ne şiddette alkışlayacağını bilir.
İki binli yılların başlarında senelerce TRT ve HaberTurk'te üçer saat süren canlı TelePazar yayınları yaptık. Ali Kocatepe sundu hepsini.. TRT'de Nehir Erdoğan'la.. HaberTurk'te Pelin Sönmez'le..
"Alkışlarınızla.." demeleri dahi yasaktı.. İsmi söylerlerdi. Gerisi seyircinin takdiri.. Onca programda "Alkış" lafını duyan olmadı.. Ama onca programda "Alkış" hiç eksik olmadı.. Ve onlar değerli alkışlardı. Davetle değil, içten gelenlerdi çünkü..
İkincisi..
Klasik te bölüm arası alkışları..
Bazıları bölüm arası alkışlayan seyirciye kızarlardı. Bazıları "Bak ben anlıyorum, bu alkışlayanlar anlamıyor" havası atmak için kızarlardı. Bilirdim..
İlk lar hep o "Erken" alkışlayanların yanında olduğumu eski okurlar bilirler.. İki sebebim vardı.. Biri esastan.. "Yahu bir opera izlerken coşunca alkışlıyoruz. Mesela Nessun Dorma şarkısı biterken kopuyor kıyamet. Kimse operanın bitmesini beklemiyor" derdim. İkincisi daha esastan.. "Erken gelen alkış, klasik müziği dinlemeye yeni başlayanların aramızda olduğunu gösteriyor. Buna sevinmek lazım. Biz anamızın karnında öğrenmedik, ne zaman alkışlayacağımızı" diye yazdım..
Ne zamanki klasik müzik sanatçılarıyla dost oldum. Derin dost oldum, onlarla müzik üzerine sohbete başladım.. O zaman öğrendim ki, "Klasik müzik çalmak bir konsantrasyon meselesidir. Sanatçı müziği önce kafasının içinde yaşar, sonra çalmaya başlar.. Bölüm arasında, herkesin mecburmuş gibi öksürmeye başladığı kısa süre, sanatçıya, yeni bölüme konsantre olmak için lazımdır.. O dalarken siz alkışlayıp uyandırırsanız, havayı piç edersiniz..
Bu ülkenin en iyi klasik müzik seyircisine sahip iki salonda, önce Boğaziçi Albert Long Hall'de, ertesi akşam da Sabancı Müzesi The Seed salonunda iki konser izledim. Dünyaca ünlü konuk sanatçılar çalıyorlardı ikisinde de.. Ve bu iki salonda da arka arkaya "Alkış sazanları"nı görünce, bu yazıyı yazma zamanımın geldiğini hatta geçtiğini düşündüm..
Alkışlamak için müziğin susmasını hem de nasıl sabırsız bekleyenlere "Alkış sazanı" diyorum ben..
Bakın arkadaşlar,
Müzik susar susmaz alkışa başlamanız, sizin Klasik Müzikten ne çok anladığınızı değil, tersine hiç anlamadığınızı gösterir.
Bakın şimdi.. Seslendirilen parçanın son notasının çalındığını bilecek kadar konuya hakim gerçek klasik seyircisi, o an alkışa başlamaz.. Bekler..
Piyanistin tuşların üzerinden kalkan, ama santimler üzerinde havada durmaya devam eden ellerine dikkat ettiniz mi hiç?.
Ya da yaylıda, diyelim kemancı, çellocunun son nokta için çektiği yayı havaya kaldırdığı ve birkaç saniye orada kaldığını hatırlayın.. Sevgili dostum Çağ Erçağ anlattı bana.. Çelist..
"Hıncal ağbi yayı havaya kaldırdığımızda, çaldığımız notalar biter ama müzik kafamızın içinde devam eder.. Oradaki es (Yani sessizlik) müzisyen için, müziğin devamıdır. Kafamızın içindeki müzik bittiği anda, yayı indirir, ayağa kalkarız."
Yani.
Yay havaya kalkıp durunca değil, aşağı inince biter, sanatçı için müzik.
Aynen.. Piyanistin parmakları son notayı çaldığında bitmez.. Tuşların üzerinde duran eller, musikinin, piyanistin kafasında devam ettiğini gösterir.. O eller inince ve piyanist ayağa kalkmak için davranınca ancak "Alkış" zamanı gelir.
Yani sevgili dostlar..
Sazan gibi atlayıp önce alkışlayanlar değil, müziğin sanatçının kafasında da bitmesini bekleyenler, asıl Klasik'ten gerçek anlayanlardır.
Erkenci sazanlar değil, geç kalan, müziği sanatçı gibi kafalarında sürdüren sabırlılar!.

***
Şimdi, klasik müzik dinlemeye yeni yeni başlayanları "Sazan" görüntüsünden kurtaracak ip uçları..
1. Dedim ya.. Sakın ilk alkışlayan olmayın. Bekleyin, tüm salon alkışlıyorsa, eminseniz alkışa girin. Geç kalın, zararı yok, faydası, hatta havası var.
2. Sahnede piyanist varsa, sakın piyanist ayağa kalkmadan alkışa başlamayın.
3. Sahnede şef varsa, bekleyin şef sopasını bırakıp yüzünü salona dönsün..
4. Yaylı sanatçının elleri havada kıpırdamandan durduğu sürece sakın alkışa girmeyin.
5. Programı dikkatle okuyun. Orada çalınan parçanın kaç bölüm olduğu yazılıdır. Sayın. Kaç bölümse, o kadar bekleyin. Sonuncu bölümün sonunda alkışlarsınız.
6. Programda genel olarak çalınan parçanın süresi yazar.. Saatinize bakıp, bitip bitmediğini tahmin edebilirsiniz.
Bunlar da yetmezse, dünyanın en ünlü sanatçılarının tadını kaçırmamak için, sahne kenarına, kırmızı ve yeşil ışıklar koymalarını tavsiye edeceğim, salon yöneticilerine..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.