Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Urla’da savcılar yok mu?.

Urla'da geçen sene küçük, bu sene büyük bir "Köpek Katliamı" yaşandı. Ama yapılan tüm şikâyetlere rağmen, ne polis, ne savcılar kıllarını kıpırdatmadılar. Sözüm ona bu ülkede göstermelik de olsa, bir "Hayvanları Koruma Yasası" var. Yasaları uygulama görevi kimin, saygıdeğer savcılar ve polisler?
Söyleyin lütfen kimin?.
Bu alçakça katliamı adet haline getirenleri biz mi yakalayıp cezalarını vereceğiz?.
Yasa koruyucuları görev yapmazsa, "Bizzat ihkak-ı hak" meşru olmaz mı?.
Bu acı olayda evde beslediği köpeği ve kedisini kaybeden ağabeyim Öcal'ın yazdığı "Ağıt"ı okuyun önce, iki yıldır yapılan tüm şikâyetlere rağmen işlem yapmayan savcı ve polisler.. İyi okuyun!..
Aşağıda aynen sunuyorum.
Sonra da cevap verin, verebilirseniz söyleyin, bu ülkede bu yasalar niye var?.
Savcılar ve polisler niçin vardırlar ve bizim vergilerimizle maaş alırlar?.

***
Babam bir köy çocuğu idi; Manyas'ın Çavuşköy'ünden.
Bandırma'da ilk ve ortaokulda okurken, yaz aylarında ailecek köye gider, babaannemize misafir olurduk O köy, beni de "köy çocuğu yaptı"; subay olan babamın tayin edildiği ve iki yıl kaldığımız, dahası ilkokula başladığım Van'ın Muradiye ilçesinin Çaldıran Köyü (Şimdi ilçe) ile beraber.
81 yıllık hayatımda ben hep ve hâlâ bir "köy çocuğu" kaldım. Sevemedim şehir hayatını..
O köyler beni, tıpkı kardeşlerim gibi "Hayvanları seven, hem de çok seven" bir insan yaptı.
Babamızın ve annemizin bize bıraktığı en büyük miraslardan biriydi; hayvan sevgisi. Tarih boyu "İnsanların en candan dostu ve yardımcısı olan" hayvanlar, hayatımızın her döneminde hep bizimle beraber oldular. Yaşadığımız yerlere göre, kimi zaman kediler, kimi zaman köpekler, kimi zaman atlar, inekler, kuzular, eşekler, tavuklar, hindiler, ördekler, balıklar, kuşlar; hepsini sevdik, onlar da bizleri sevdiler!..
Yukarıdan beri, sevgili dostlarımız olan hayvanlarla beraber, insanlardan da söz ettim. Ama söz ettiğim insanlar, "İnsan gibi insanlardı" ve bu dünyada ne yazık ki, insan gibi "İnsan olmayan" insanlar da yaşıyordu..
İşte o insan gibi olmayan insanlardan bir avucu, önceki hafta bir gece, sabaha karşı, yaşadığım Urla Gazeteciler Sitesi etrafında büyük tam bir katliam yaptılar. Etrafa attıkları yoğun tütün zehrine bulanmış et parçaları ile köpeklerimizi, kedilerimizi öldürdüler.
Bu katliam bir yıl önce gece yapılan katliamdan ölü sayısı itibariyle belki de 10 kat büyüktü!..
Geçen yıl, bütün çırpınmalarımıza rağmen, ne yazık ki, polisin ve özellikle savcılığın konuyu ciddiye almaması, bu çok daha büyük katliam için, insan olmayan insanlara cesaret vermişti, anlaşılan..
Pervasızca, yüzden fazla kedimizi, köpeğimizi zehirlediler.. O zehirden kuşlardan salyangozlara kadar yaşayan başka hayvanlar da nasiplerini aldılar; lanet olsun!..
Eğer polis ve savcılık bu korkunç katliamı ciddiye alsa, yapanların yakalanmaması için ortada hiçbir sebep yoktu. Zira tütün zehrini herkes satın alamıyor, sadece izin belgesi olan büyük çiftçiler, tarımla uğraşanlar, kuruluşlar izin belgesiyle zehri alıp, kullanabiliyorlardı. Bu ölçüde bir katliam için büyük alımlara ve en az 4 -5 kişinin arabalarıyla katıldığı bir gece operasyonuna ihtiyaç vardı. Yani takip ve yakalama kolaydı. Ne yazık ki, geçen yıl olduğu gibi bu defa da polis de, savcılık da olayın üzerine gitmedi Polisin ve savcının bu tutumunun en büyük sebebi, iş olsun torba dolsun misali çıkarılan eften püften Hayvanları Koruma Kanunu olmalı!. Bu yetersiz kanun ve onu bile uygulamayan polis ve savcılar, hayvan düşmanlarına büyük cesaret veriyorlar.
Urla'daki katliam gecesinde, zehirlenerek öldürülen köpeklerin arasında bizim de "Tarçın'ımız" ve "Minik" adlı kedi yavrumuz da vardı.
Tarçın, 25 yıldır yaşadığımız Urla'da, Kibar / Dost / Cimbom'dan sonraki dördüncü köpeğimizdi. Eşimin site içi gezilerinde ona refakat eder, misafirliğinin bitmesine kadar, konuk olduğu evin kapısında beklerdi. Ben günde beş defa evden ayrılsam ve dönsem, her defasında sanki aylardır ilk defa eve geliyormuşum gibi koşarak, hoplayarak, zıplayarak karşılardı.
Kibar'ı da, Dost'u da, Cimbom'u da unutmadık, Tarçın'ı da unutmayacağız.
Ama, "Köpek giren eve melek girmez" diyen ilahiyat profesörlerinin olduğu bu iklimde, artık yeni bir köpek almaya cesaretimiz kalmadı. Zehirleneceğini bile bile nasıl alalım ki?..
Artık onların resimleri ve hatıraları ile yaşayacağız, kalan ömrümüzde.
Dahası; bu insan olmayan insanlara da lanet okuyarak!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA