Küresel siyasetini gözden geçiren ABD farklı bölgelerde yeniden konumlanıyor. Ancak bu yeniden konumlanma dünyaya çekilme şeklinde lanse ediliyor. Şunu hemen belirtelim ki ABD'nin Afganistan'dan sonra Irak'ta da gördüğümüz üzere işgal ettiği ülkelerden askeri olarak çekilmesi o ülkelerden çıktığı anlamına gelmiyor. Ekonomik ve jeopolitik rantını garantiye aldıktan sonra askerlerini çekiyor.
Bu yeni stratejiye 'Venezuela modeli' deniyor. 3 Ocak 2026'da Caracas'a yapılan operasyon ile ülkenin devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores ele geçirilerek New York kentindeki Metropolitan Gözaltı Merkezi'ne sevk edildi.
Ardından ABD Başkanı Donald Trump, yeni yönetimle Venezuela'nın 65 milyar varillik petrol rezervini kontrolüne alan anlaşmayı imzaladı.
Benzer bir süreç askeri operasyona gerek kalmadan seçim müdahaleleriyle diğer Latin Amerika ülkelerinde de uygulandı. Ukrayna ile Grönland'da da sonuçları itibarıyla Venezuela modeli devreye sokuldu. Şimdi de sırada İran ve Küba var.
***
Irak burada 23 yıl önce işgal edilen bir ülke olarak biraz farklı görünüyor olabilir. Fakat sonuçları ve ABD'nin amaçları bakımından Irak da tıpkı Venezuela gibi enerji kaynakları tamamen kontrol altına alındıktan sonra
'rahat' bırakılıyor.
ABD'nin tek sıkıntısı bıraktığı Irak'ın yeniden İran'ın bir muz cumhuriyetine dönüşmesi riskiydi. Bu riske karşı da gerekli önlemler alınmış durumda. Bu bağlamda ABD, sırasıyla İran'ın vekil güçlerinin bulunduğu ülkelerdeki nüfuzunu yok etti, ediyor. Haliyle
İran'a yönelik ilk operasyon Afganistan'da başladı. ABD,
31 Ağustos 2021'de Kabil'den çekilerek 20 yıllık işgale son verdi. Böylece İran'a yakın seküler Şiilere dayanan yönetim sona erdi. Devlet Başkanı
Eşref Gani ülkeden kaçtı. Afganistan yeniden Taliban'ın kontrolüne bırakıldı.
Zira Afganistan stratejisinde
asıl hedef Taliban değil İran'ın çevrelenmesiydi. Nitekim İran'a yönelik
28 Şubat 2026'daki saldırılardan önce
Lübnan, Yemen, Suriye ve Irak gibi ülkelerdeki Tahran'ın
vekil güç nüfuzu kırılırken Ermenistan, Azerbaycan, Pakistan, Türkmenistan ve Türkiye gibi
komşu ülkelerde de bazı jeopolitik mıntıka temizlikleri yapıldı. Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle ise
'nükleersiz İran' konusunda konsensüs sağlandı. Bu konsensüs ve mıntıka temizliklerinden sonra İran'a doğrudan saldırı başladı.
***
Dolayısıyla ABD'nin Irak'tan askerlerini çekmesi İran'a yönelik özellikle
ekonomik ve siyasi baskı stratejinin daha da katılaşacağına işaret ediyor.
ABD, İran'a yakın vekil güçlerin saldırılarına hedef olan
Irak'taki 9 üssünü başka ülkelere taşıdı.
20 Mart 2003'te Irak'a giren ABD böylece
23 yıl sonra 30 Eylül 2026'da askeri işgalini resmen sonlandırdı. Çekilse de Irak'ın enerji kaynaklarının denetimi ve bu kaynaklardan elde edilen gelirler hâlâ ABD'nin kontrolünde. Irak'ın petrol satışından elde ettiği dolarlar 2003'ten beri önce
New York'taki Federal Rezerv Bankası'na yatıyor, sonra ABD bu paraları Bağdat'a gönderiyor. Dolarlar İran'a yakın grupların eline geçtiği için
ABD son dönemlerde Irak'a nakit akışını durdurmuştu.
Gelirlerinin yüzde 90'ı petrole bağımlı olan ve Hürmüz kriziyle hazinesi tamamen kuruyan Irak'ta son dönemlerde eli hayli güçlenen ABD, nakit akışı için
Haşdi Şabi güçlerinin silahsızlandırılmasını şart koştu. Bundan önce de Irak Başbakanı
Ali Zeydi ile ABD arasında uzun süreli
birçok enerji anlaşması imzalandı. Bir bakıma
ABD askerlerinin çıktığı Irak'a bu kez petrol şirketleri girdi.
İran'ın nüfuz alanından giderek uzaklaşan yeni Irak'ta ABD'nin çekilmesinden sonra
bütün gözler kuşku yok ki
bölgenin yeni oyun kurucu aktörü olan Türkiye'ye çevrilmiş durumda. Herkeste
ABD'nin yol açtığı boşluğu sadece Türkiye'nin doldurabileceği kanısı hâkim. Bu nedenle Suriye'de gördüğümüz üzere Irak'ta da
Türkiye'nin en etkili aktör olacağı çok farklı bir süreç başlıyor.