Müzik dünyasında yapay zekâ tartışması başladığında plak şirketleri oldukça sertti. "Eserlerimiz izinsiz kullanılıyor", "Sanatçıların emeği çalınıyor", "Telif hakları ihlal ediliyor" denildi. Davalar açıldı, açıklamalar yapıldı, teknoloji şirketlerine parmak sallandı. Fakat müzik endüstrisinin değişmeyen bir kuralı vardır: Masada yeterince büyük bir para varsa dünün düşmanı, bugünün iş ortağı olabilir.
Dünyanın büyük müzik şirketlerinden BMG'nin yapay zekâyla müzik üreten Suno ile küresel bir lisans anlaşmasına gitmesi, bu nedenle sıradan bir teknoloji haberi değildir. Bu anlaşma, müzik endüstrisinin yapay zekâya karşı yürüttüğü savaşın yön değiştirdiğini gösteriyor. Plak şirketleri artık yapay zekâyı durdurmaya çalışmıyor. Onun ürettiği gelirin nasıl paylaşılacağını konuşuyor.

NASIL HESAPLANACAK?
Açıklanan sisteme göre BMG bünyesindeki sanatçı ve söz yazarlarının katılımı isteğe bağlı olacak. Eserlerinin Suno'nun yapay zekâ modellerinin eğitiminde kullanılmasına izin veren hak sahiplerine hem geçmiş kullanımlar hem de gelecekteki çalışmalar için ödeme yapılacak. Kâğıt üzerinde kulağa makul geliyor: İzin alınacak, eser kullanılacak ve karşılığında para ödenecek.
Ancak asıl soru bundan sonra başlıyor: Ne kadar para? Bir sanatçının yıllarını vererek oluşturduğu müzik dili, bir yapay zekâ modeline öğretildiğinde bunun bedeli nasıl hesaplanacak? Şarkının tamamının kullanılmasıyla yalnızca tarzının, ses renginin veya melodik karakterinin öğrenilmesi aynı şey mi sayılacak? Sanatçı bugün izin verdikten sonra yarın "Ben eserlerimi bu sistemden çekmek istiyorum" diyebilecek mi?
Dahası, yapay zekâ milyonlarca şarkıyı öğrenip bunlardan sonsuz sayıda yeni eser ürettiğinde, o ilk şarkıların sahipleri ortaya çıkan gelirden pay alabilecek mi? Müzik endüstrisi şu anda tam olarak bu soruların etrafında pazarlık yapıyor. Bir tarafta eser sahiplerinin haklarını koruduğunu söyleyen plak şirketleri var. Diğer tarafta saniyeler içinde şarkı üreten milyarlarca dolarlık teknoloji şirketleri... Ortada ise kendisine ne kadar ödeme yapılacağını henüz bilmeyen sanatçı duruyor.
İşte tartışmanın en kritik noktası burada ortaya çıkıyor: Vokal insansa şarkı da tamamen insan ürünü müdür?
HERKES KENDİNCE HAKLI!
Synthesizer bölümünü algoritma hazırladığında, yıllarca eğitim alan aranjörün yeri ne olacak? Yapay zekâ yalnızca sanatçının elindeki yeni bir araç mı, yoksa görünmeyen ve ücret istemeyen bir stüdyo çalışanı mı? Teknoloji şirketleri buna "yaratıcı özgürlük" diyecek. Plak şirketleri "yenilikçi iş modeli" diyecek. Bazı sanatçılar ise "Zaman kazandırıyor" diyerek savunacak. Fakat o kazanılan zamanın bedelini işini kaybeden müzisyenler ödeyebilir.
Auto-Tune örneği de burada tam olarak yeterli değil. Auto-Tune sanatçının sesini değiştiriyordu; yapay zekâ ise sanatçının, bestecinin, aranjörün ve müzisyenin yerini aynı anda doldurabilecek bir sistem kuruyor. Birisi sesi işleyen araçtı, diğeri üretimin tamamına talip olan yeni bir aktör.
Bu yüzden yapay zekâ konusunda yalnızca "İyi şarkı çıkmış mı?" sorusuna bakamayız. Bir eserin hangi şartlarda üretildiğini, hangi verilerle eğitildiğini ve kimlerin emeğinin o sistemin içinde görünmez hâle geldiğini de sormamız gerekiyor.

SANATÇILARIMIZ DİKKAT ETMELİ
Türkiye'deki sanatçılar, yapım şirketleri ve meslek birlikleri de bu gelişmeyi uzaktan izlememeli. Çünkü küresel şirketlerin bugün imzaladığı anlaşmalar, yarın Türkiye'de uygulanacak telif sisteminin temelini oluşturabilir. Bir Türk sanatçının sesi veya müzik tarzı yapay zekâya öğretildiğinde izin kimden alınacak? Sanatçıdan mı, yapımcıdan mı, besteciden mi? Ödeme kime ve hangi ölçüye göre yapılacak? Yapay zekâ kullanılarak hazırlanan şarkıların künyesinde bunun açıkça yazılması zorunlu olacak mı? Tüm bu soruları müzik camiasının paydaşları tartışmalı...

GİTARİSTİN HAKKINI KİM ÖDEYECEK?
En büyük tartışmalardan biri de gitaristlerin ücretlerinin nasıl ödeneceği... Stüdyoya çağrılmayan gitaristin hakkını kim konuşacak? Türkiye'de dijital müziğin merkezinde bulunan isimler de bu dönüşümü yakından takip ediyor. Projeleri Türkiye'den Avrupa'ya ve dünyanın farklı ülkelerine uzanan geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Fellas Müzik'in ceo'su Yavuz Selim Akgül'e göre, yapay zekâyı artık yalnızca gelecekte karşılaşacağımız bir teknoloji gibi değerlendirmek mümkün değil. Akgül, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu noktalara dikkat çekiyor:
"Yapay zekâ bugün yalnızca bir şarkının altyapısını hazırlamıyor; gitarı çalabiliyor, synthesizer bölümlerini üretebiliyor, aranjmana müdahale edebiliyor ve farklı vokal renklerini tek bir seste birleştirebiliyor. Burada teknolojiye karşı çıkmaktan çok, insan emeğinin nasıl korunacağını konuşmamız gerekiyor. Çünkü üretim hızlanırken müzisyenin, aranjörün ve eser sahibinin sistemdeki payı giderek belirsizleşiyor."
Akgül, dünyadan Tyga örneğini vererek tartışmanın artık teorik olmadığını da hatırlatıyor. Rapçi Tyga, yeni albümü "$TARFACE"ta 1980'ler tarzı synthesizer ve gitar bölümlerini oluştururken yapay zekâdan yararlandığını açıkladı. Sözlerin ve vokallerin kendisine ait olduğunu söyleyen Tyga, AI kullanımını Auto-Tune'un ilk dönemleriyle karşılaştırdı.

TEKNOLOJİ İLERLERKEN HUKUK SEYİRCİ Mİ KALACAK?
Bu soruların cevapları şimdiden hazırlanmazsa teknoloji yine önce gelecek, hukuk arkasından koşacak. Plak şirketleri yapay zekâya teslim olmuş değil. Çok daha gerçekçi bir şey yapıyorlar: Onunla aynı masaya oturup paylarını pazarlıyorlar. Ancak o masada sanatçının sandalyesi yoksa yapılan anlaşmanın adı ilerleme değil, emeğin yeni biçimde paylaşılmasıdır. Dün müzik endüstrisinde sanatçıları plak şirketleri seçiyordu. Bugün şarkıları algoritmalar seçiyor. Yarın ise belki de sanatçılara bile ihtiyaç duyulmayacak. Müzik hâlâ insanın duygusundan doğuyor. Fakat görünen o ki parasını artık makinelerle insanlar arasında yapılacak sözleşmeler belirleyecek.