Loto'dan 21 milyar TL kazansanız bu ödülü eşinize ya da sevgilinizle paylaşır mıydınız?
Önceki gün İngiltere'de gerçekleşen 318 milyon sterlinlik (yaklaşık 21 milyar TL) ödüllü Powerball çekilişinden önce 2 bin kişinin katıldığı bir anket düzenlendi.
Ankete katılanlara yazımın başında ki soru yöneltildi.
Ve ankete katılan her 10 kişiden 4'ü lotoyu tutturursa eşi ya da sevgilisiyle paylaşmayacağını söyledi.
Katılımcıların yüzde 61'i (10 kişiden 6'sı) ise kazandıkları parayı partnerleriyle paylaşacaklarını belirtirken, çocuklarıyla paylaşacaklarını söyleyenlerin oranı yüzde 52'de kaldı.
Ancak bu cömertlik aile dışına pek taşmıyor.
Katılımcıların sadece 10'da 1'i parayı aile ve arkadaş çevresi dışındaki kişilerle paylaşabileceğini söylüyor.
21 milyar TL'yi eşi ya da sevgilisiyle paylaşmayacağını söyleyenlerin oranının yüzde 39 olması yüksek bir oran.

Peki, bunun nedeni ne olabilir?
Bu durumun en büyük nedeni ilişkideki gizli mutsuzluk duygusu ve gizli çıkış yolu arayışı.
Uzmanlar, mevcut ilişkisinde mutsuz olan veya ayrılmayı düşünen bazı kişilerin ellerinde maddi bir güvence olmadığı için ilişkide mahsur kaldıklarını söylüyor.
Loto kazanmak, bu kişilere partnerlerinden ayrılmak için cesaret ve kolay bir çıkış yolu sunduğu için parayı paylaşmak istemeyebiliyorlar.
Ayrıca birçok insan, partnerinin para yönetimi konusunda güvenilir olmadığını düşünüyor.
Eğer partnerin harcama alışkanlıkları kötüyse, kazanan taraf servetin tamamını korumak ve akıllıca yatırımlar yapmak adına parayı tek başına kontrol etmek isteyebilir.
Paylaşmama için gösterilen bir başka neden ise biletin ortak aile bütçesinden değil de kişinin tamamen kendi bireysel harçlığından veya birikiminden alınmış olması durumunda güçlü bir sahiplenme duygusu oluşmasıdır.
"Bu riski ben aldım, bileti ben seçtim, dolayısıyla kazanç da bana ait" mantığı, paylaşmama kararında etkili olabiliyor.
Ankete katılan kitlenin bir kısmı evli değil; henüz yeni başlayan, nişanlılık veya sevgili aşamasında olan kişilerden oluşuyor.
Hukuki bir bağın veya uzun yıllara dayanan ortak bir geçmişin bulunmadığı durumlarda, milyonlarca sterlini henüz çok yeni tanınan bir partnerle riske atmak istememek mantıklı bir korunma refleksi olarak ortaya çıkıyor.
Peki, gerçekten ikramiye kazanıp partnerinden saklayanlar oldu mu?
Evet, oldu. Bu kişilerden bazılarını aşağıda yazdım.
***
PİYANGO KURNAZLARI
1990 yılında ABD-Illinois'de Jesse Palacios, piyangodan 5.38 milyon dolar kazandı.
Biletin kazandığını öğrendikten sadece iki gün sonra, 28 yıllık eşine hiçbir bilgi vermeden aniden boşanma davası açtı.
İkramiye biletini bir bankanın kiralık kasasında sakladı.
Boşanma davası Mart 1990'da sonuçlanana kadar parayı talep etmedi; dava bittikten aylar sonra Ekim 1990'da ortaya çıkıp ikramiyeyi tahsil etti. Eski eşi durumu sonradan fark edince mahkemeye başvurdu.

Mahkeme, ikramiyenin evlilik birliği devam ederken kazanıldığına ve mahkemeden saklandığına hükmederek paranın yarısını eski eşe devretti.
Yine Amerika'da 1996 yılında Denise Rossi adlı kadın, 1.3 milyon dolarlık ikramiyeyi kazandıktan 11 gün sonra 25 yıllık eşine aniden boşanma davası açtı.
Boşandıktan birkaç yıl sonra eski kocasının tesadüfen durumu öğrenip dava açması üzerine hakim, kadının yasalar gereği evlilik içi varlığı hileyle sakladığına karar verdi.
Ceza olarak ikramiyenin tamamını kocaya devretti, iyi mi? Özetle büyük ikramiye çıkarsa eşimi boşarım diye düşünenler için olay pek de hayal ettikleri gibi gelişmiyor.
Çünkü boşanma davalarında taraflar tüm varlıklarını beyan etmek zorundadır.
Özellikle piyango gibi resmi kayıtlı paraları gizlemek mahkemeye yalan beyan vermek.
Bence "İkramiye çıkınca eşimden saklarım" diye düşünen varsa o evlilik zaten yürümez.
İkramiye çıkmasa da ayrılmak en mantıklısı.
***
849.9 MİLYAR DOLARLA NE YAPILIR?
Dün bu köşede bahsettiğim gıda israfının bir de perakende ürün boyutu var.
Dünyada internetten satın alınan giysilerde ortalama iade oranı yüzde 20'ye, ayakkabılarda ise yüzde 30'a kadar çıkıyor.
İade edilen ürünlerin bir bölümü yeniden satışa sunulabilirken bazı ürünler hasar, sezon değişimi veya yeniden paketleme maliyetleri nedeniyle ekonomik değerini kaybedebiliyor.
Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre Avrupa pazarına sunulan tekstil ürünlerinin yüzde 4 ila 9'u hiç kullanılmadan imha ediliyor.
ABD Ulusal Perakende Federasyonu'nun tahminlerine göre, tüketicilerin perakendecilere iade ettiği ürünlerin toplam değeri 2025 yılında 849.9 milyar dolara ulaştı.

İsrafın bu kadar çok olması kapitalizmin sınırsız büyüme arzusu ile dünyamızın sınırlı kaynakları arasındaki trajikomik çelişkiyi gözler önüne seriyor.
Kapitalizm bize öyle bir his verir ki; bir giysiyi, parfümü, elektronik eşyayı vb. aldığınızda hayatımız güzel olacak ve bazı olumsuzluklar değişecek sanırsınız.
Aslında kapitalizm bize ihtiyacımız olmayan bir mutluluk satmaya çalışmaktadır.
Sonra kargo gelir, deneriz ve fark ederiz ki sorun giyside ya da parfümde değil, varoluşsal sancılarımızda.
Sonuç? Yüzde 30 iade oranı!
Oysa 849 milyar dolar ile Gazze'yi 12 kez sıfırdan inşa edebilirsiniz.
Veya 5 bin tane modern hastane açabilirsiniz.
Ünlü yazar Chuck Palahniuk'in şu sözü her şeyi özetliyor: "Kapitalizm, ihtiyacımız olmayan şeyleri, sevmediğimiz insanları etkilemek için, sahip olmadığımız parayla satın almamızı sağlar."
***
İZ BIRAKAN SÖZLER:
"Gençlik bir doğa lütfudur, ama yaşlılık bir sanat eseridir." (Garson Kanin)
