Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NİHAT HATİPOĞLU

Âlemlere rahmet Hz. Muhammed (SAV)...

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Son yıllarda dikkatimi çeken önemli bir tespiti yapmak istiyorum. Her din mensubu, peygamberine iman eder ve sever. Museviler Hz. Musa'ya, Hıristiyanlar Hz. İsa'ya bağlılardır. Severler. Biz de bu tertemiz peygamberlerin peygamberlik sıfatlarına iman ederiz. Amentümüzdür bu bizim. Peygamber ayırmayız. Ama söz konusu Hz. Peygamber (SAV) olunca, elbette sevgi ve bağlılık tansiyonu yükselir. Hassasiyetimiz bunun da ötesine geçer.
Bence milletimiz, Peygamberimize (SAV) aşk derecesinde vurgun. Biz O'na âşığız. O'nun Mekke'de kuru ekmek yiyen bir kadının oğlu olduğunu unutmadan, O'nun kul Peygamber olduğunu unutmadan, O'nun yüce Yaratıcı'dan herhangi birimizden daha çok tövbe ve bağışlanma dilediğini unutmadan, O'na işte öylece bağlanmışız. Sözüm elbette böyle inanana ve iman edenedir. Nasipsiz olana diyecek sözüm elbette olmaz.
Bu yazımın bundan sonraki bölümünü, O'ndan yansıyan ölümsüz hatıralara terk ediyorum ve aradan sessizce çekiliyorum:

'BEN BİR YOLCUYUM'
Hz. Ömer anlatıyor: "Bir gün Resulullah'a (SAV) gittim. Öğle sonrasıydı. Odasında uzanmış dinleniyordu. Ben içeri girince doğruldu. Dikkat ettim. Üzerinde uzandığı hasır, böğründe derin iz yapmıştı. Uzanacağı kalın bir döşeği yoktu. Bu hâli görünce ağladım. Benim ağladığımı görünce 'Neden ağlıyorsun Ömer' dedi. Dedim ki 'Ey Allah'ın Resulü! Kisralar (İran kralları), Kayserler (Roma imparatorları) kuştüyü yataklarda uzanırken sizin bu mütevazı hâliniz beni hüzünlendirdi. Zoruma gitti.'
O, gülümsedi ve şöyle buyurdu: 'Ömer! Allah'a yemin ederim ki, isteseydim Allah benim için şu Uhud Dağı'nı altına çevirirdi. Ama ben, bir gölgede dinlenip yoluma devam eden bir yolcu gibiyim. Ötesine ihtiyacım yoktur'."

ÇOCUKLAR ÖLMESİN
Bir çarpışma sonrasıdır. Çarpışma sahasından geçince atların altında kalmış bir çocuk cesedi görür. Muhtemelen annesi tarafından getirilmiş bir çocuk. Kimin çocuğu olduğu belli değil. Nasıl geldiği, nasıl öldüğü de. Ama bu manzarayı görünce, birdenbire irkilir. Yüzünün tümüne derin bir hüzün yansır. Herkesin duyacağı bir sesle haykırır: "İnsanlara ne oluyor ki, kadın ve çocuk öldürüyorlar. Ya Rabbi, bil ki Muhammed bundan haberdar değildir. Ya Rabbi, Muhammed bundan razı değildir."
Bütün bir gün boyu bu hâli devam eder. Nihayet arkadaşları O'nun kızgınlık ve hüznünü dindirmek için araştırır ve bu çocuğun annesi tarafından savaşa getirilmiş, mücadele sırasında hatayla öldürülen bir müşrik aileye ait olduğunu öğrenirler. Gelirler ve Hz. Peygamber'e bunu söylerler: "Efendimiz, bu müşrik bir ailenin çocuğuymuş, üzülmeyiniz!"
Sakinleşeceği umulurken hiddeti daha da artar Peygamberimizin ve şöyle buyurur: "Öyle mi! Demek ki müşrik bir ailenin çocuğu! Ya siz neydiniz. Sizler de müşrik birer ailenin çocukları değil miydiniz?" Hatayla öldürülen bir çocuk karşısında çok rahatsız olmuştu. Hem de çocuğun ve ailesinin dinini, ırkını hiç merak etmeden, sorgulamadan.
Ya bugün: Medeni dünyanın yağdırdığı tonlarca bomba altında, ateşli silahların cehenneme çevirdiği coğrafyada hayatını kaybeden binlerce masum çocuk! Ya onların adına kim haykıracak, "Ya Rabbi bunlardan ben sorumlu değilim" diye kim söylenecek. Kendilerinden medeniyet, insanlık, adalet, tarafsızlık ve rahmet beklenenler onca kahır sunarken kim, kimi, kime şikâyet edecek?

DEVENİN DE HAKKI VAR
Hz. Peygamber, bir ağaca bağlanmış, güneşin altında aç ve susuz bırakılmış devenin yanından ayrılmaz. Su ve yem getirtir. Deveyi doyurur, sıcağa karşı da başına su döker. Ve sahibini buluncaya kadar oradan ayrılmaz. Sahibi gelince de, "Sen bu can taşıyandan dolayı Allah'tan korkmaz mısın? O'nun da senin üzerinde hakkı vardır bilmez misin?" buyurur. Deve rahata kavuşunca odasına çekilir.
Çağımızda insanlar ahlaka ve erdemli tavırlara pek kulak kabartmıyor. Teknolojide ileride olanların inancı derme çatma da olsa revaçta oluyor. İnsanlığa Peygamberimizi doğru tanıtmak istiyorsak bilim ve teknolojide hamle yapmak zorundayız. O zaman sözümüz dinlenir, kelimelerimiz hedefini bulur. Kimse, mağlupların, kendi problemlerini aşamayanların "din"leriyle, "din"lemek istemez. Bu din, yeryüzünün en erdemli ve şerefli dini olsa da.

***

ÖLÜYÜ ÇEKİŞTİRMEYİN
O'na en büyük düşmanlığı yapan Ebu Cehil ölmüş. İslam'a muhalefet edenlerden biri de bu zatın oğlu İkrime'dir. İkrime daha sonraki yıllarda Müslüman olur. Hatta Hz. Peygamber'i ziyarete gider. Peygamberimiz, azılı düşmanının oğlunu ayakta karşılar. Kucağını açıp "Hoş geldin ey yolcu" der. Hz. İkrime'nin mahcubiyetten dudakları titrer. Ama sonraları iyi bir mümin olur. O günlerde Hz. Peygamber sahabesinin Ebu Cehil hakkında ileri geri konuştuğunu duyar. Konuşmaların yapıldığı topluluğa gidip, "Neden Ebu Cehil'in aleyhinde konuşuyorsunuz? Ölüyü çekiştiriyorsunuz. Bu sözlerle sadece sağ olanları (Hz. İkrime'yi kastediyor) üzmekten ileriye gidemezsiniz." Dengeleri öyle hassas bir çizgiye oturtuyordu ki, en küçük bir ibre kaymasına müsaade etmiyordu.


'ALLAH'I GÖRMEDİĞİM İÇİN İNANMIYORUM' DİYENLER VAR. BU KONUYU AÇIKLAR MISINIZ?
"Görmediğime inanmam" dediğinde çok şeyi inkâr etmen gerekiyor. Var olup da göremediğin çok şey var. Sana göremeyip varlığını hissettiğin bazı şeyleri sayayım:
Düne kadar mikropları da göremiyordun. Onları görmemen yok demek değil ki.
Acı, sevinç, üzüntü gibi duyguları göremiyorsun, ama varlığını hissediyorsun.
Gerçi gördüğün şeylerde de yanılırsın. Mesela; güneş uzakta ufak görünüyor. Hâlbuki gerçek öyle değil.
Mıknatısın manyetik bir çekimi var. Göremiyorsun ama varlığı belli.
Lazer ışınlarını göremiyorsun, hâlbuki demiri kesiyor.
Teldeki elektrik akımını göremiyorsun, ama var.
Yerçekimini gözle göremezsin, ama varlığını deneyle görüyorsun.
Doğuştan görme engelli birine "Renkler var" diyorsun, ama o renkleri bilemiyor. "Renk nedir ki?" diyor.
Kulak belli uzaktaki sesi duyuyor. Mesela senden uzakta sohbet eden iki kişinin konuştuğunu bilemiyorsun, göremiyorsun, duyamıyorsun ama konuşuyorlar. Sen görmedin veya duymadın diye yoklar mı? Şimdi biri dese ki: "Fatih Sultan Mehmed'i görmedim. Tarihte Fatih diye bir sultan olmadı." Ne dersiniz bu kişiye? Gerçekten de görmedi. Demek ki görmediğimiz hâlde var olunabiliyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA