Geçtiğimiz gün, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle oluşan boşluğu doldurmak üzere Türkiye'nin attığı Mekke Anlaşması adımının hayati önem taşıdığını yazmıştım.
Güvenlik ihracı bütün egemen devletlerin hedefi. Bölgesel bir güç olan Türkiye de elbette nüfuz mücadelesindeki bu güçlü kozunu kullanacak. Savunma sanayine boşuna mı o kadar yatırım yapıyoruz?
Tepkinin, krizden beslenen küresel sermayenin türlü maskeler takmış uşaklarından geleceğini düşünüyordum. Öyle de oldu.
Hep birlikte sosyal medyada yazının üstüne çullandılar.
Profil fotoğrafına Atatürk resmi koyup Kanada'dan yazan sözüm ona "milliyetçiulusalcı" tipler oradaydı. Kuran'dan ayetler paylaştığı halde küfür ve tehdit savuran mezhepçiler de...
Yazıda Dışişleri Bakanı Fidan'ın "Mekke Anlaşması saldırı anlaşması değil, savunma anlaşmasıdır. Türkiye başka bir ülke toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak" şeklindeki net açıklamasına da yer verdiğim halde aynı nakaratı tekrarlıyorlardı:
"Yemen çöllerine Müslüman kanı dökmek için asker gönderilmesini savunuyorsunuz."
Bu ekiple ilk kez karşılaşmıyoruz.
Aynı koalisyon, Türk askeri Esat döneminde Suriye'nin kuzeyinden PKK'nın inlerine girdiğinde de sahnedeydi. Suriye devrimi sırasında Türk kurmay aklının sahada desteklediği Şara, YPG'yi süpürürken Kandil'deki teröristlerle birlikte ağıt yakan ve "Arkasında İsrail var" diyenler yine bunlardı.
Ankara Doha'da askeri üs kurarken Kılıçdaroğlu'nun kayığına binip Türkiye'deki Katarlı öğrencileri hedef gösterecek kadar gözü dönenler de onlardı.
Liste uzar gider. Hangi birini sayalım?
Türk askeri, Afrika Boynuzu'ndaki stratejik önemi bugünlerde daha iyi anlaşılan Somali'ye gittiğinde ne yaptılar? Cevaben Somaliland'ı tanıyan Tel Aviv'le aynı hedefe yüklenmediler mi? "Ne işimiz var" kampanyası yapamadılar mı?
Yunanistan ve İsrail'in Doğu Akdeniz'deki enerji alanlarına çökme projesini hatırlayın. Türkiye'nin Libya'ya asker göndererek deniz yetki alanlarının altyapısını kurduğu o dönemde yine "çöl-Türk askeri-Müslüman kanı" troykasına sarılmadılar mı?
Türkiye'nin ekonomisini ve güvenliğini doğrudan etkileyen bölgedeki kaotik durumun sürmesi için psikolojik harp yürütenlerin suret-i hak görünmelerine, milliyetçi pozlar kesmelerine aldanmayın.
Bunlar içeride mazot fiyatlarından ve enflasyondan yakınırken dışarıda tedarik zincirinin can damarı olan dünya boğazlarının Ali Cengiz oyunlarıyla kapatılmasını savunan maşalardır. Riyad'da havalimanı vurup aralarında Filistinlilerin de olduğu Müslümanları öldüren kiralık çetelerin, Gazzelilerin hakkını savunduğunu söyleyen simsarlardır.
Öyle ya, "gavur" dedikleri bile bugün Pax Ottomana'nın hakkını verip Türklerin bu zor coğrafyada egemenken barışı nasıl sağladığını tartışıyor.
"Türkler Mekke'ye, Yemen'e Müslüman kanı dökmeye gidecek" diyen olsa olsa kimin hizmetkârıdır?
Türk ordusu bugüne kadar gittiği hangi coğrafyada mazlum kanı dökmüş?