
Uluslararası ilişkilerde, "ebedi dostluk veya ebedi düşmanlık yoktur, ebedi çıkarlar" vardır. İşte o çıkarların nasıl korunup kollandığı çok önemlidir. Türkiye özelinde, "hak, alaka ve menfaatlerin" muhafazasında özgün yönü olan bir model söz konusu ki biz ona, "Lider Diplomasisi" diyoruz. Elbette ülkeler arasındaki münasebetlerde lider faktörü her zaman gündemdeydi. Günümüz şartlarında liderliğin, "belirleyici, etkileyici ve netice alıcı" yönünü kurumsallaştıran aktör, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan oldu.
Dün, yeni açılan Ankara Havalimanı'ndan Külliye'ye uzanan yolculukta ABD Başkanı Donald Trump'ın ağzından dökülen cümleler de gösterdi ki... "Güven veren, açık, samimi tarz" ve "kazan-kazan" anlayışına dayalı ilkesel duruş, pek çok sorunun çözümünde kritik rol oynayabiliyor. Kuşkusuz "zamanın ruhu" da Türkiye'yi işaret ediyor. Lakin "kader, gayrete âşıktır!" Yani, Erdoğan'ın öncülüğünde Türkiye, "tarihin doğru yanında" konumlandığı için her geçen gün "diplomatik katma değer" üretebiliyor!
Unutmadan... NATO'ya gelince...
Artık, ittifakın "ileri karakolu" olarak görülen bir Türkiye yok! Aksine, NATO'ya 360 derece güvenlik bakış açısı kazandıran, barış ve adalet arayışını pekiştiren, Avrupa'nın yeni güvenlik mimarisinde söz sahibi olan bir ülke var. Üstelik bu denklemi kurarken sürdürülebilir istikrar ve refah adına "bölgesel sahiplenme formülünü" çevre ve komşu ülkelere de yansıtan, küresel gelişmelere akılcı çözümlerle damgasını vuran "Türkiye Markası" var!