Mekke Savunma İttifakı Siyasi ve Savunma Komitesi Olağanüstü Toplantısı bir önceki gün gerçekleştirdi. Anlaşma, uzun bir hazırlık sürecinin ardından 7 Ağustos'ta imzalanmış ve kurumsallaşma hazırlık toplantıları farklı tarihlerde sürdürülmüştü. Bu son toplantı, daha önce İstanbul'da yapılan toplantının doğrudan devamı olarak açıklanabilirdi. Ancak, özellikle "olağanüstü toplantı" olarak açıklanmasının bir anlamı var. Müttefik ülkeye verilecek somut desteğin görüşülmesi için özellikle toplanıldığına işarettir.
Anlaşma daha doğum aşmasında ve kurumsallaşması tamamlanmadan Yemen'deki İran destekli Husiler Suudi Arabistan'a yönelik saldırılar başlatmış ve bu saldırılar üzerinden Ortak Savunma Anlaşması'nın "test edildiğine" ve "ölü doğduğuna" yönelik belirli amaçlara matuf bilinçli tartışmalar başlatılmıştı. "Caydırıcılığı yok" teması günden güne yaygınlaştırılıyordu. Hem bölge ülkelerinden hem de uluslararası çevrelerden, kolektif savunma yükümlülüklerinin işletilip işletilemeyeceğinin NATO'nun beşinci maddesine atıfla sorgulanmasının hedefi açıktı. Maksadı da belliydi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, hem ülke içinden hem de uluslararası medya mecralarından yöneltilen bu minvaldeki soruları birçok kez cevapladı. Verilecek karşılığın mahiyetinin, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçlarına göre belirleneceği vurgulandı. Yine ihtiyaca göre en baştan doğrudan muharip güç göndermek yerine, istihbarat, lojistik veya mühimmat desteğinin olabileceğinin altı çizildi. Tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri desteklerin de zamanla gündeme gelebileceği söylendi. Tüm bunların nasıl hayata geçirileceği de ilgili siyasi ve askeri mekanizmaların vereceği kararla şekilleneceği duyuruldu.
En nihayetinde, 5 Ekim'deki olağanüstü toplantıyla Mekke Anlaşması aktif hale getiriliyor. Tabii ki bu katkının kapsamı ve uygulama biçimi henüz bütünüyle açıklanmadı. Ancak somut olan husus şudur: İttifak, siyasi dayanışmasını askerî katkıya dönüştürme aşamasına geçmiştir. Yeri gelmişken belirtelim: Kolektif savunma ilkesi, ortakların her birinin doğrudan her savaşa katılması anlamına gelmez. Dünyanın en büyük savunma ve güvenlik örgütü olan NATO bile şu ana kadar kolektif savunmayı içeren beşinci maddeyi tarihinde bir kez yürürlüğe koydu.
Türkiye açısından meseleye bakıldığında, anlaşma 7 Ağustos'ta imzalandığı için henüz TBMM'de onaylanması gerçekleşmedi. Çünkü Meclis tatilden yeni döndü. Türkiye'nin doğrudan muharip bir güç göndermesi şu an için mümkün değil. Anlaşmanın önce onaylanması, ardından da verilecek karara göre Meclis'ten tezkerenin çıkması gerekir. Toplantının sonuç bildirgesine, "kolektif savunma taahhütlerinin uygulanmasının tarafların ulusal mevzuatına uygun olmak kaydıyla" ifadesinin konulması bu hususun göz önünde bulundurulduğuna atıftır.
Üye ülkenin birine yönelik bir savaş var. Suudi Arabistan'ın yardım beklemesi anlaşmanın gereğidir. Ortadoğu'da gelişmelerin çok hızlı değiştiği dikkate alındığında, savunma anlaşmasına bozucu etki yapacak aktörlerin varlığı bilinmektedir. Hatta bu bağlamda, "madem diğer ülkeler yardıma gelmiyor" bahanesi ile "biz yardım edelim" teklifinin, taktik olarak devreye sokulma girişimlerinin ihtimal dahilinde olacağı göz ardı edilemez. Sonuç olarak, toplantıdan somut bir destek iradesi çıkmıştır. Caydırıcılık işlemektedir. Burada desteğin mahiyeti ülkelere göre farklılık gösterebilir. Hava savunmasından lojistik desteğe ve yine teknik danışmanlığa kadar bu yardımlaşma çeşitlenebilir. Bir ülkenin, savunma araçları desteğini verdiğinde, bunun kullanımı için teknik ekip göndermesi de muharip güç gönderdiği ya da doğrudan askeri konuşlandırma yaptığı anlamına gelmez. Türkiye ortak savunma için desteğini açıklarken, diğer taraftan sorunun barışçı yollarla ve diyalogla çözülmesi için etkin bir diplomasi de yürütmektedir. Bu da savunma desteği ile diplomatik çözüm arayışının birlikte yürütüldüğünü gösteriyor. Türkiye'nin bu pozisyonun da ayrıca çok önemli olduğunu vurgulamak gerekir.