Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ABDÜL SAMET ÇELİKÇİ

Aynı Havzayı Paylaşmanın İmkânsızlığı: CHP-Yeni Parti Kopuşunun Derinleşmesi

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın 23 Eylül'de CHP'den istifa ederek yoluna bağımsız devam edeceğini açıklaması, muhalefet cephesinde aylardır süren ayrışmanın yeni bir evreye girdiğini gösteriyor. İstifanın gerekçesi olarak CHP Sözcüsü Müslim Sarı'nın açıklamaları gösterildi. Sarı, "Hiç kimse CHP'den üstün değildir" diyerek belediye başkanlarının parti aidiyetine ilişkin etkinliklere katılmasını beklediklerini söylemiş ve bir belediye başkanının kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına bilgi vermesini eleştirmişti.

Yavaş'la birlikte Ankara'daki sekiz belediye başkanının da istifa etmesi ve Adalar belediye meclisi seçimlerinde iki partinin birlikte hareket ediyor görünmesinin ardından Özgür Özel'in bunu yalanlayan açıklaması ve CHP'nin tepkisi, CHP-Yeni Parti kopuşunun derinleşerek hızlanacağını göstermekte.

Peki bu derinleşme hangi dinamiklerle açıklanabilir?

İki Taraflı Tutumun Sonu

Yavaş'ın istifası gecikmiş olsa da süreç boyunca iki taraflı bir tutumun sonucu olarak okunabilir. Mutlak butlan kararının ardından CHP'den ayrılmayan ama her iki tarafla da iletişim kanallarını açık tutan ve Özel ile temasını sürdüren Yavaş'ın CHP'nin 9 Eylül'deki kuruluş yıl dönümü törenlerine katılmaması, ayrılık sürecinin habercisi gibiydi.

Öte yandan, bu ikili tutum yalnızca Yavaş'a özgü de değildi. Butlan kararı sonrasında başka CHP'li belediye başkanları benzer bir bekle-gör stratejisi izledi. Kâğıt üzerinde CHP'de kalan ama siyaseten Yeni Parti ve Özel'e yakın duran, teşkilatla bağını gevşetip belediye hizmetini öne çıkarmaya çalışan bir belediye başkanı profili oluştu. Ancak, CHP sözcüsü Sarı'nın "aidiyet" vurgulu son açıklamaları bu ara alanın artık tolere edilmeyeceğinin ilanı niteliğindeydi.

Aynı Taban, Aynı Kimlik, İki Parti

CHP-Yeni Parti kopuşunun hızlanarak devam etmesi, aslında mevcut durumun siyasetin doğası gereği sürdürülebilir olmaması ile ilgilidir. Bu durumu anlamlandırmak için iki partinin durumuna kısaca göz atmak yeterli olacaktır. CHP cephesinde tablo açık. Parti, adı, tüzel kişiliği, yüzyıllık tarihi ve genel merkez yapısıyla kurumsal varlığını korumakta. Ne var ki, bu kurumu sahada taşıyacak kadrolar hızla partiden uzaklaşmakta. CHP'nin TBMM'deki sandalye sayısı 44'e düşmüşken, 2024 yerel seçimlerinde CHP listelerinden seçilen 416 belediye başkanından yalnızca 113'ü partide kalmış durumda. Genel Merkez bu dönemi "arınma" olarak tanımlamakta ve kurumu korumak için disiplin araçlarına başvurmakta. Bunun yanı sıra, aidiyet vurgusunu artırmakta ve belediye başkanlarının Yeni Parti ile temaslarının izleneceği yeni adaylık ölçütleri belirlemekte. Ancak paradoksal bir şekilde kurumu korumak için başvurulan her disiplin adımının, kadroyu kurumdan biraz daha uzaklaştırdığı görülmekte.

Yeni Parti cephesinde ise tablo tersine işliyor. Parti, 91 milletvekili ve 200'ün üzerinde belediye başkanıyla sayısal olarak görece güçlü bir kadroya sahip ve TBMM'de ana muhalefet konumunda. Ancak kuruluşunun üzerinden iki ay geçmesine rağmen kurumsallaşma sorununu aşabilmiş değil. Parti henüz oturmuş bir siyasi kimliğe ve yerleşik bir örgüt kültürüne sahip olmadığı gibi, güçlü isimleri kendiliğinden çekecek bir cazibe merkezine haline gelebilmiş değil. Yavaş'ın CHP'den ayrıldıktan sonra Yeni Parti'ye geçmemesi bu açıdan anlamlı. Özel'in kuruluş aşamasında belediye başkanlarını partiye davet etmediklerini hatırlatması siyasi nezaket gibi görünse de aslında partinin henüz bir çekim merkezine dönüşemediğinin dolaylı bir kabulü olarak okunabilir.

CHP-Yeni Parti ayrışmasında asıl belirleyici olan ise iki yapının aynı siyasi-ideolojik kimliğe sahip olması ve dahası aynı seçmen kitlelerine hitap etmesi. Yani, her ikisi de aynı toplumsal tabana, aynı teşkilat geleneğine, aynı belediye kadrolarına ve aynı siyasi mirasa talip iki güç odağı. Burada esas dikkat çekici olan, iki partinin eksiklerinin birbirinin tam tersi olması. CHP'nin elinde köklü bir kurum var, ama bölünme dolayısıyla azalan bir insan kaynağı söz konusu.

Yeni Parti'nin elinde kadrolar oluşmaya başladı, ama henüz kurumsallaşmış değil. Bu asimetrik görünüm, iki taraf arasındaki mücadelenin neden bu denli sertleştiğini de açıklamakta. CHP azalan insan kaynağını yeniden kazanmaya, Yeni Parti ise sahip olamadığı kurumsallaşmaya ihtiyaç duyuyor ve aslında her biri, diğerinin elinde olanı istiyor. İhtiyaç duyulan unsurlar aynı havzada yer aldığı için de bu alanı paylaşmak mümkün olmuyor. Bu durum siyasetin doğasıyla uyuşmamakta ve haliyle bölünme sonrası bu alanda girişilen mücadele, çatışmayı derinleştiren ve kopuşu hızlandıran bir dinamiğe dönüşmekte.

Önümüzdeki dönemde bu kopuşun daha da derinleşmesi muhtemel. Yeni Parti'nin siyasi kuruluşunu tamamlamayı hedeflediği önümüzdeki aylar, partinin net bir siyasi kimlik kazanıp kazanamayacağını ve daha da önemlisi kurumsallaşıp kurumsallaşamayacağını gösterecek. CHP ise kurultay takvimi ve yeni adaylık ölçütleriyle elinde kalan kadroları konsolide etmeye çalışacak.

Esas mesele bu durumun sürdürülebilir olup olmadığıdır. İki partinin ihtiyaçlarının aynı havzada yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, bu durumun sürdürülebilirliği oldukça zor görünmekte. Zira aynı seçmen tabanı, teşkilat ve belediye kadroları, iki ayrı yapıyı uzun süre besleyebilecek genişlikte değil. İki partinin hangi şartlar altında ve ne şekilde yoluna devam edeceğini önümüzdeki dönem gösterecek. Ancak, kopuşun iki partinin aynı tabanı bölüşerek birlikte zayıflamasıyla sonuçlanması ihtimaller arasında en güçlü olanı olarak görünmekte.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA