Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ABDÜL SAMET ÇELİKÇİ

Terörsüz Türkiye Yolunda Hassasiyet ve Kararlılık

TBMM'de geniş bir mutabakatla kabul edilen Çerçeve Yasa, Terörsüz Türkiye sürecindeki iradeye aynı zamanda hukuki bir nitelik kazandırmıştı. Bununla birlikte, yasada yer alan hükümlerin sahada nasıl yürütüleceği de çok geçmeden netlik kazanmıştır. Nitekim bu amaçla kurulan Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu; Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma bakanlarının yanı sıra, MİT Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve MGK Genel Sekreteri'nin katılımıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilk toplantısını 24 Ağustos, ikincisini ise 28 Eylül'de gerçekleştirmiştir. Kurul, Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu olmak üzere dört alt komisyondan oluşmakta. Bunun yanı sıra, TBMM Başkanı Sayın Kurtulmuş, Meclis'in resmi açılışından hemen sonra sürecin işleyişinin takip ve kontrol edilmesi için parlamentodaki tüm partilerin katılımıyla yeni bir komisyon kurulacağını açıkladı.

Bu tablo, sürecin bütüncül bir devlet aklıyla yürütüldüğünü ve yürütülmeye devam edileceğini ortaya koymakta. Nitekim, Sayın Erdoğan yeni yasama yılı açılışı dolayısıyla 1 Ekim'de TBMM'de yaptığı konuşmada Türkiye'nin milli menfaatleri konusunda siyasetin tam bir mutabakat zemininde buluşabilmesinin ve "iç cephenin tahkim edilmesi"nin önemine dikkat çekti ve "Büyük Türkiye Mutabakatı" tanımını tekrar etti. Öte yandan, yine bizzat Sayın Erdoğan'ın daha önce ifade ettiği gibi, süreçte son düzlüğe gelindi. Bu kritik aşamada sürecin başarıyla nihayete erdirilmesi için her zamankinden daha fazla hassasiyet ve kararlılık gösterilmesine ihtiyaç duyuluyor.

SON DÜZLÜKTE DAHA HASSAS VE DAHA KARARLI

Terörsüz Türkiye sürecinin belirli bir plan ve takvim çerçevesinde yürütülmesi kuşkusuz çok önemli olmakla birlikte, Türkiye kırk yılı aşkın süredir mücadele ettiği terörden kalıcı olarak kurtulmaya belki de ilk kez bu kadar yaklaştı. Bu yüzden, sürecin takviminden daha ziyade, ne kadar hassas bir çizgide ilerlediği akıldan çıkarılmamalı. Sayın Erdoğan, son dönemde yaptığı açıklamalarla bu noktanın altını özellikle çizmektedir. 15 Eylül'deki Ak Parti MYK toplantısında olası provokasyonlara karşı dikkatli olma uyarısı yapan Sayın Erdoğan, sürecin hassasiyetine dikkat çekti.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Kırgızistan ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sayın Erdoğan, yasanın uygulanmaya başlanması için, her şeyden önce örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye olması gerektiğini hatırlattı. Bu tip meselelerde zaman vermenin mümkün olmadığını ifade eden Erdoğan, sürecin takvimi konusunda şu ifadeleri kullandı: "Terörsüz Türkiye sürecini bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz. Olaya böyle bakacağız. Elbette devlet olarak bizim bir yol haritamız var, bir planımız, bir takvimlendirmemiz var." Sayın Erdoğan TBMM'de yaptığı konuşmada aynı noktaya bir kez daha temas ederek Çerçeve Yasa'da bir izleme süreci olduğunu ve gerekli adımlar atıldığında da ilgili kurumların gerekeni yapacağının altını çizdi. Sayın Erdoğan'ın açıklamaları, elbette sonucu bir tarihe değil olmazsa olmaz bir şarta, yani silah bırakılması şartına bağlamak anlamına geliyor. Bu nokta, kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen "teröristlerle pazarlık", "af veya cezasızlık" algılarının yanlışlığının anlaşılması için son derece önem arz etmekte. Nitekim Erdoğan, daha önce de sıklıkla ifade ettiği gibi, 19 Eylül'de katıldığı bir programda şehitlerin hatırasını ve gazilerin emeğini incitecek hiçbir girişime izin verilmeyeceği taahhüdünü yineledi.

Toplumsal bütünleşmeyi tahkim edecek Terörsüz Türkiye sürecinin hassasiyet kadar kararlılık ve sabır da gerektirdiği unutulmamalıdır. Sayın Erdoğan bir yandan sürecin hassasiyetine vurgu yaparken diğer yandan sürecin ilerletilmesi ve nihayete erdirilmesi noktasındaki kararlılığı -iki yıldır olduğu gibi- Çerçeve Yasa'nın yürürlüğe girmesinden bu yana da yaptığı açıklamalarla sıklıkla vurguladı. Terörsüz Türkiye sürecinin bir devlet projesi olarak yürütüldüğünü sıklıkla vurgulayan Sayın Erdoğan'ın, 11 Eylül'de Rize'de kullandığı ifadeler, bu kararlılığı ortaya koymaktadır: "Bütün tahriklere rağmen, bütün engellemelere rağmen, eğilmeden, bükülmeden, tuzaklara düşmeden yolumuzda sabırla ilerleyeceğiz." 19 Eylül'deki konuşmasında sarfettiği "Terörün bir daha asla zemin bulamaması için gereken her türlü adımı kararlılıkla atacağız" ifadeler de aynı kararlılığın yansımasıdır.

Terörsüz Türkiye sürecinde kararlılığın önemine dikkat çeken bir diğer isim MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'dir. 2 Eylül'deki açıklamasında kullandığı "Terörsüz Türkiye'den geriye dönüş olmayacaktır" ifadesi bu kararlığı açıkça ortaya koymakta. Sayın Bahçeli aynı açıklamasında Amedspor tartışmaları nedeniyle sporun kimlikle eşleştirilmesine karşı çıkarken, sürecin en kırılgan noktasının toplumsal provokasyonlar olduğuna da işaret etti. 20 Eylül'de MHP Ankara İl Kongresi'ne gönderdiği mesajda Terörsüz Türkiye vizyonunu güvenliğin ötesinde kardeşliğin güçlenmesi, kaynakların kalkınmaya yönlendirilmesi ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin önündeki engellerin kaldırılması olarak tanımlaması, oy kaygısıyla değil vatan sevdasıyla hareket edeceklerini vurgulaması ise meseleyi gündelik siyasetin üstüne konumlandırdığını göstermektedir. 1 Ekim'deki TBMM açılışı sonrasında ise Sayın Bahçeli; "Artık bu [Terörsüz Türkiye], Cumhuriyet Hûkümetinin devlet politikası haline gelmiştir." derken gelecekten ümitli olduğunu ifade etti. Bu bağlamda, Sayın Erdoğan da TBMM'deki konuşmasında sürece verdiği destekten dolayı Sayın Bahçeli'ye de teşekkür etti.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE'DEN TERÖRSÜZ BÖLGEYE

Terörsüz Türkiye hedefi, aynı zamanda bir terörsüz bölge hedefidir. Sayın Erdoğan TBMM'deki konuşmasında bu noktaya da temas ederek bu hedefin gerçekleştirilmesinin önemine Türkiye'nin bölgedeki etkisinin ve etkinliğinin artması bağlamında dikkat çekti. Son dönemde yaşanan gelişmelerin belki de en çarpıcı yanlarından biri, sürecin etkisinin sınır ötesine hızla yayılması oldu. Nitekim, Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu'nun ilk toplantısından yalnızca bir gün sonra, 25 Ağustos'ta Mazlum Abdi Şam'da SDG'nin feshedildiğini duyurdu. Erdoğan'ın 30 Ağustos'taki "Geçtiğimiz günlerde Suriye'de olduğu gibi terör defterleri kapandıkça umutlar büyüyecek, coğrafyamızda farklı bir rüzgar esmeye başlayacak" sözleri, bu önemli gelişmenin Ankara'da nasıl okunduğunu yansıtıyordu. Irak cephesinde de benzer bir dinamik işlemekte. Sayın Kurtulmuş, 8 Eylül'de Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet Halbusi'yi ağırladığı basın toplantısında şu tespiti yaptı: "Türkiye'deki PKK terörünün sona ermesi, Terörsüz Türkiye sürecinin pratik olarak bölgeye tesirine, en kısa süre içerisinde şahit olacağız." Birkaç gün sonra, 12 Eylül'de Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Sincar'daki PKK bağlantılı grupların silahlarını devlete teslim edeceğini açıkladı ve devlet kontrolü dışında hiçbir silahlı güce izin verilmeyeceğini vurguladı.

Sayın Erdoğan'ın 22 Eylül'deki BM Genel Kurulu konuşması, terörsüz bölge vizyonunun adeta uluslararası vitrindeki yansıması oldu. Sayın Erdoğan'ın Suriye'nin Şara liderliğinde güvenli ve huzurlu bir ülke olma hedefine ilerlediğini, Irak'ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi çabalarına desteğin tam olduğunu vurgulaması, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrara verdiği önemi bir kez daha gösterdi. Yine, konuşmasında daha önce Sayın Kurtulmuş'un Iraklı mevkidaşıyla görüşmesinde vurgu yaptığı Kalkınma Yolu Projesi'ne Türkiye'nin desteğini yinelemesi, terörün tasfiyesinin ve terörsüz bölge hedefinin yalnızca bir güvenlik kazanımı değil, bölgesel ekonomik entegrasyonun önünü açacak stratejik bir dönüşüm olduğu daha net göstermekte.

ÖNÜMÜZDEKİ KRİTİK DÖNEM: EKİM AYI EŞİĞİ VE SONRASI

Önümüzdeki birkaç ay, sürecin ilerlemesi açısından oldukça kritik görünüyor. Bu süreçte bir yandan Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu'nun silah bırakma sürecini izleme ve koordinasyon faaliyetleri yoğunlaşırken, diğer yandan yeni yasama yılıyla birlikte TBMM'de yeni bir izleme komisyonunun kurulacak olması, sürecin işleyişinin parlamento denetimine kavuşması anlamına gelecek. Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli ve Sayın Kurtulmuş'un konuya dair benzer açıklamaları, bu kritik dönemin özel bir hassasiyet gerektirdiğine dikkat çekmekte ve bu geçişin titizlikle yöneteceğine işaret etmekte. Bu hassasiyet ve kararlılık, en az atılan somut adımlar kadar önem arz etmekte.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA