Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YÜCEL ACER

Birleşmiş Milletler Kürsüsünde Küresel Adalet Çağrısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 22 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 81. olağan toplantılarının açılışında yaptığı konuşma, uluslararası sistemin mevcut işleyişinden kaynaklanan sorunları ve daha adil bir küresel düzen arayışının temel unsurlarını ortaya koymaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında ortaya koyduğu küresel adalet yaklaşımı, genel hatlarıyla beş temel eksen üzerinde şekillenmektedir: Uluslararası hukukun herkese eşit uygulanması, BM Güvenlik Konseyi'nin reform edilmesi, bölgesel sahiplenme ve çok taraflı diplomasinin güçlendirilmesi, ekonomik eşitsizliklerin ortak kalkınma yoluyla azaltılması ve teknolojik gelişmenin insan merkezli biçimde yönetilmesi.

Erdoğan'ın küresel adalet anlayışının ilk boyutunun, uluslararası hukukun bütün devletlere eşit uygulanması olduğu görülmektedir. Küresel adaletin daha özel bir boyutunu oluşturan "uluslararası adalet", yani devletlerarası adalet anlayışının bir yansıması olan bu yaklaşım çerçevesinde, "uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışın" değiştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, uluslararası hukukta formel egemen eşitlik ile hukukun fiilen uygulanması arasındaki farklılığa dikkat çekmektedir. Bir devletin gerçekleştirdiği eylemin uluslararası hukuk bakımından sonuç doğurması, devletin siyasi veya ekonomik gücünden bağımsız olmalıdır. Dolayısıyla küresel adaletin temel koşullarından biri de uluslararası hukuk normlarının seçici biçimde uygulanmasının ve "yapanın yanına kâr kalmasının" önlenmesi, yani "uluslararası adaletin" sağlanmasıdır. Aksi takdirde sürdürülebilir bir uluslararası sistemin oluşturulması mümkün olmayacaktır.

Bu yaklaşımın en somut örneğini Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin ve Gazze konusundaki değerlendirmeleri oluşturmaktadır. Konuşmada Filistin meselesi, uluslararası sistemin adalet ve hukuk ilkelerini uygulama kapasitesinin bir testi olarak ele alınmıştır. Filistin Devleti geniş bir uluslararası tanınmaya sahip olmasına rağmen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste ikinci yıl Genel Kurul'da bulunamamasını eleştirmiştir. Bu bağlamda Türkiye'nin Filistin halkının ve bağımsız Filistin Devleti'nin sesi olmaya devam edeceğini belirtmiştir.

Konuşmada Gazze, aynı zamanda BM sisteminin etkinliği açısından sembolik bir örnek hâline gelmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a göre BM kararlarının uygulanması konusunda ortaya çıkan farklılıklar, uluslararası sistemin güvenilirliğini zedelemektedir. Burada dikkat çeken husus, bu eleştirisinin yalnızca belirli bir devletin politikasına yönelik olmaktan öte, kararların uygulanmasını sağlayacak uluslararası mekanizmaların yetersizliğine yönelmesidir. Bu nedenle Filistin meselesi, konuşmada küresel adalet ile uluslararası kurumların etkinliği arasındaki ilişkinin somutlaştırıldığı temel örnek olarak kullanılmaktadır.

Bu nedenle, asıl hedef küresel adaletin mümkün olduğunca güçlendirilmesi olmakla birlikte, bu hedefe ulaşmanın en temel unsurlarından biri olan BM sistemi Cumhurbaşkanı'nın konuşmasında önemli bir yer tutmuştur. Uluslararası barış ve güvenlik uluslararası sistemin olmazsa olmaz unsurlarından birini oluştururken, bu alandaki temel sorumluluk BM ve özellikle de BM Güvenlik Konseyi üzerindedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu bağlamda, BM sisteminin uluslararası barış ve güvenliği sağlama kapasitesinin sorgulanması ve küresel yönetişim mekanizmalarının temsili, adil ve hesap verebilir hâle getirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu yaklaşımda küresel adalet, yalnızca devletler arasında eşitliği ifade eden hukuki bir ilke değil, uluslararası hukukun herkese eşit uygulanması, güç ilişkilerinin hukuk karşısında belirleyici olmaktan çıkarılması, ekonomik eşitsizliklerin azaltılması ve teknolojik gelişmelerin insanlığın ortak yararına yönlendirilmesi gibi çok boyutlu bir kavram olarak sunulmaktadır.

Bu çerçevede, küresel adalet yaklaşımının ikinci önemli boyutunu BM Güvenlik Konseyi reformuna ilişkin görüşler oluşturmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun süredir kullandığı "Dünya beşten büyüktür" söylemini bu konuşmada da tekrarlamış ve 190'dan fazla devletin iradesinin beş daimi Güvenlik Konseyi üyesinin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve güven tesis edici olmadığını ifade etmiştir.

Buradaki temel mesele, BM Güvenlik Konseyi'nin mevcut yapısının temsiliyet ve karar alma bakımından demokratik meşruiyet sorunu taşıdığı yönündeki eleştiridir. Küresel adalet, yalnızca mevcut kuralların bütün devletlere eşit uygulanmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda bu kuralların oluşturulduğu kurumsal yapıların da daha kapsayıcı hale getirilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle BM reformu, Cumhurbaşkanı'nın küresel adalet vizyonunun kurumsal boyutunu oluşturmaktadır.

Üçüncü unsur, bölgesel sahiplenme ve çok taraflı diplomasi anlayışıdır. Uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı durumlarda bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulamış ve Karadeniz Tahıl Koridoru Antlaşması'nı bu yaklaşımın bir örneği olarak göstermiştir. Bu çerçevede küresel adalet, yalnızca New York, Cenevre veya başka uluslararası merkezlerde alınan kararlarla değil, krizden doğrudan etkilenen bölgesel aktörlerin sürece dahil edilmesiyle gerçekleştirilebilecek bir hedef olarak görülmektedir.

Dördüncü boyut, ekonomik adalet ve ortak kalkınmadır. Dünya genelinde giderek derinleşen gelir eşitsizliklerinin küresel istikrar açısından önemli bir sorun oluşturduğunu belirten Erdoğan, çözüm olarak ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallık kavramlarını öne çıkarmaktadır. Devletlerin ulaşım ağları, ticaret, enerji hatları ve ortak üretim aracılığıyla birbirlerine bağlanmasının aynı zamanda barış ve istikrarı da güçlendireceğini ifade etmiştir.

Bir kez daha vurgulamak gerekir ki bu yaklaşım, küresel adalet kavramına klasik uluslararası hukuk perspektifinin ötesinde ekonomik ve sosyal bir içerik kazandırmaktadır. Buna göre siyasi eşitlik, ekonomik eşitsizliklerin devam ettiği bir ortamda tek başına yeterli değildir. Küresel sistemin daha adil hale gelmesi, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma imkanlarının genişletilmesini ve küresel ekonomik ilişkilerin daha dengeli bir yapıya kavuşturulmasını da gerektirmektedir.

Beşinci boyut ise teknolojik adalet anlayışıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapay zekâ ve diğer ileri teknolojilerin uluslararası ilişkiler üzerindeki etkisine dikkat çekerek teknolojiye sahip olanlarla olmayanlar arasında yeni bölünmelerin ortaya çıkmaması gerektiğini ifade etmektedir. "Tekno-kutuplaşma" ve "dijital hegemonya" kavramları üzerinden yapılan bu değerlendirme, küresel adalet meselesinin artık yalnızca askeri, siyasi ve ekonomik güç dağılımıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. Teknolojik kapasiteye erişim de geleceğin uluslararası düzeninde güç ve eşitsizlik üreten temel unsurlardan biri haline gelmektedir.

Bu bağlamda Cumhurbaşkanı'nın yapay zekâ için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulması yönündeki çağrısı da önem taşımaktadır. Teknolojik gelişmenin hukuk tarafından düzenlenmesi gerektiği düşüncesi, yeni teknolojilerin insan hakları ve insan merkezli yönetim ilkeleri açısından da ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın küresel adalet anlayışının geleceğe dönük boyutunu oluşturmaktadır.

Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, adalet ile barış arasında doğrudan bir ilişki kurmaktadır. Konuşmanın sonunda dünya toplumlarının önünde iki yol bulunduğunu ifade etmekte, bunlardan birisinin korku, çatışma ve içe kapanma, diğerinin ise adalet, dayanışma ve ortak irade olduğunu vurgulamaktadır. Böylece adalet, uluslararası barış ve istikrarın kurucu unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 81. BM Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşma, yukarıda belirtilen perspektiften değerlendirildiğinde, yalnızca belirli uluslararası krizlere ilişkin bir dizi siyasi değerlendirmeden ibaret kalmamakta; mevcut uluslararası düzenin temsiliyet, hukuk uygulaması, ekonomik eşitsizlik, teknolojik bölünme ve kurumsal etkinlik bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiği düşüncesine dayanmaktadır.

"Dünya beşten büyüktür" ifadesi bu yaklaşımın en görünür sembolü olmakla birlikte, konuşmanın bütünü incelendiğinde bunun daha geniş bir daha kapsayıcı, hukuka dayalı, insan merkezli ve çok taraflı bir uluslararası düzen arayışının parçası olduğu görülmektedir. Bu nedenle Erdoğan'ın 81. Genel Kurul konuşmasındaki küresel adalet anlayışı, mevcut uluslararası sistemin özellikle uygulama ve temsil sorunlarına yönelik bir reform perspektifi olarak değerlendirilebilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA