Türkiye'nin en iyi haber sitesi
CEM SANCAR

DARBESEL vaziyetler, kindar vakitler

Türkiye bir anda yolsuzluk soruşturmaları cehennemine düştü. "Yolsuzluk bu, ne var bunda" diyor sinsi bir alayla dudakları yamulmuş birtakım insanlar. "Yolsuzluğu mu savunuyorsunuz yani?" diye soruyorlar durmadan.
Sabah, akşam bir operasyon. En son İzmir belediye başkanı seçimlerindeki en güçlü adayın ilgi alanına, TCDD'ye girdi, hem de İzmir'de patladı yargı hurucu.
Zamanlama manidar! Fakat bu lafa karşı psikolojik bir harekat yürütülüyor. İçimizdeki İngilizler falan, fesat kumkuması köşebent yazarlar dalga geçiyorlar durmadan. Bu hakiki fikri aşındırmak istiyorlar cansiperane. Oysa hepimiz biliyoruz, aslında karşı taraftakiler de biliyor. Yaşadığımız olayların altındaki gerçek şu: Zamanlama kindar!
Önce en başarılı işler vuruldu: Marmaray, Halk Bankası, Belediye. Sonra ülkenin üç büyük projesine geldi sıra Üçüncü Havaalanı, Üçüncü Köprü ve Kanal İstanbul! Bıraksalar ortada işadamı kalmayacaktı onu söyleyeyim.
Bu nasıl yolsuzlukla mücadeledir anlamadık gitti! Gezi'den beri ecnebisiyle, yerlisiyle el ele ortak muhtıra verilen, "bunları yapamazsınız" diye cazgır çığlıklar atılan ne varsa orada bir yargılama harekatı, orada bir algı eylemi: Bu projelerin altında hırsızlık var ısrarı!
Zamanlama manidar değil de ne?
Ekonomi sarsılıyor, ülke içine kapanıyor, küresel çapta birileri ellerini ovuşturuyor. Bu arada -sözde ulusalcı- başkaları dolar yükseldi diye Kapalı Çarşı'da harıl harıl dansöz kıyafeti arıyorlar. Zil takıp oynayacaklarmış...
Batı basınında, envaıçeşit Times'larda, "one minute" olayında, başbakanın ceketini çekenlerde, fırçayı yiyenlerde sevinçli bir tezahürat: "Erdoğan istifa etsin!"
Loş kulüplerdeki yemeklerde, "İsrail ve İslam dünyası ve diğer meselelerde bizim söylediklerimizi dinlemeyenler işte böyle çöker mirim" diyerekten kadehler kaldırılıyor, medya davetlerinde "bu adamı Mursi yapacağız, Sisi gibi yargılayacağız" şeklinde orta yerde bağırılıyor.
İş bu kadar zıvanadan çıktı. Muaviye kılıklı lejyonerlerin ne ekonomik sarsıntı umurlarında ne milli irade. Ne de Türkiye'nin dünyada vakur ayağa kalkışı. Erdoğan gitsin de...
Varsa yoksa Erdoğan gitsin. Gitsin de sonrasına bakarız. Gezi'den beri hep aynı hava.
Amerika'sı Avrupa'sı ve kendi etini bunlara parça parça satan birtakım kibir alüfteleri zımnen ve saniyen anlaşmışlar, Dubai Kolesterollü Savcı Harekatıyla yürüyorlar. Yolsuzluk filan umurlarında değil, mesele o değil, iktidarı istiyorlar. Ağızlar şapır şapır. Bu yolda her şey mubah!
Olay sanki Amerika'da geçiyor, Dallas'ta geçiyor. Ceyar iş başında, arkada! Pazarlık son aşamada. Neyse ki karşılarında Dallas'tan değil, Kasımpaşa'dan dem almış bir adam var. Neyse ki ve inşallah...
Mektuplar geliyor, mektuplar gidiyor. Kalpten konuşmayı bilmeyen, ikiyüzlü, çift anlamlı, çatallı, açık olmayan bir dil. Tehdit ediyor, yaltaklanıyor, şantaj yapıyor, yaltaklanıyor, mevzi istiyor, yaltaklanıyor. Çürümüş bir atmosfer. İllegal bir pazarlık.
Karanlıkta olanların sinik kurnazlığı. Denetlenemeyen bir acuze.
Başbakanı, Menderes yapmak istiyorlar. Uluslararası bir cephe bu. Yabancı gazetelerin manşetlerine bakmak yeterli bunu idrak etmek için. Her şey gözümüzün önünde: Darbe planlıyorlar. Çok dikkatli olmalıyız Çekirge.
İki arada, başını kaldıran askeri vesayete, o topukları ceketine vuran "baby face" baro başkanına da dikkat! "Yeniden yargılanma, sonucu beraat olursa meşru olur" diyen o Ergenekon avukatına verecek prim yok bizde. Gençliklerimizi kana boyayan, ülkeyi depresyona sokan o Askeri Cumhuriyet'e bir daha geçit filan hiç yok.
Eski Türkiye mezardan çıkmak niyetinde fakat! Gözü pörtlek, burnu düşmüş, eti çürümüş bir ceset. Kalkıp bizi ısıracak ve hepimizi yeniden Zombi haline getirecek. Bir yüzyıl daha ağzımızda salyalarla dolanıp duracağız cehennemi bir iklimde. Yok ya! Yağma yok öyle.
Mutlaka bir şeyler yapmalıyız. Yeni politikalar, yeni açılımlar, ileri demokratik atılımlar...
Yolsuzlukların üstünü örtmeden, hatalarımızdan dersler çıkararak ve sadece demokratik güçlerle ittifaklar kurarak, bu kindar ejderhanın, bu ölü sevici virüsün üstüne nefret ettiği şeyi, bol oksijen, açık hava ve meşruiyet püskürtmeliyiz.
Ve karnımızda dolanıp duran o bebeği, şu ince bacaklı embriyonu, şu güzel düşü, şu canım Yeni Türkiye'yi büyütmeliyiz.
Zaman gafil olmayı affedecek bir zaman değil.
Çünkü, zamanlama gerçekten kindar...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA