Türkiye'nin en iyi haber sitesi
TULU GÜMÜŞTEKİN

Ortadoğu'da İran

İran ekonomisi, uzun süredir uygulanan ambargo nedeniyle çok zor günler yaşıyor. Bir zamanlar dünyanın en büyük rafinerisi olan Abadan, İran'a yetecek miktarda benzin üretmekten çok uzakta kaldı. Dış ticaretinin önemli bir kısmını, uluslararası bankacılık sistemiyle değil, altın karşılığı yapmak zorunda ve büyük paralar kaybediyor.
Yapılan her seçimde, iktidardaki teokratik rejime karşı oy kullanmaya çalışan İran halkı, bu defa da kendisine önerilen adaylar içinde en ılımlı olduğunu düşündüğü Ayetullah Ruhani'yi açık farkla devlet başkanı seçti. İran rejimi, devlet başkanlığına normalde olması gereken yetkileri tanıyan bir rejim değil. Gerçek iktidar, "Yüce Kılavuz" Ayetullah Hamaney'in ve Devrim Muhafızları sisteminin elinde bulunuyor. Ne var ki, Ruhani, İran'ı içine düştüğü büyük bunalımdan çıkartabilecek önemli bir siyasi aktör olarak, ciddi adımlar atabildi. Başkan Obama ile yazılı biçimde temasa geçti, Washington Post gazetesi kendisine sayfalarını açtı. ABD yönetimi de, "iyi niyetli" girişimleri dikkate alabileceğini belirtti.
Aynı İran, Suriye'de ömrünü doldurmuş ve halkını katleden Esad rejiminin en büyük destekçisi olarak, kendi milislerini ve subaylarını iç savaşta Baas rejiminin emrine vermiş bulunuyor.
İran yönetimi Esad rejiminin artık sonunun gelmiş olduğunu gayet iyi biliyor.
İç savaş bugün dursa dahi, Baas rejiminin ülkenin geneline yeniden hükmedeceği bir sistemin oluşmasına artık imkân yok. O halde, İran'ın bu diretmesinin arkasında ne var?
Ayetullah Ruhani, Rusya'nın ABD yönetimi ile anlaşarak, askeri müdahale yapılmaması karşılığı Suriye'deki kimyasal silahların yok edilmesi anlaşmasını büyük bir ilgiyle izledi. Bu tür bir anlaşmanın, ABD ile İran arasında yapılabilmesi için Ruhani, Putin'e kendi medyasında çağrıda bile bulundu.
Suriye'de, İran'a tam anlamıyla düşman olmayacak bir geçiş rejimini tanımak karşılığında, uluslararası ambargodan kurtulmak, ya da hiç değilse ambargonun ciddi biçimde hafiflemesini sağlamak, İran yönetimi için son derece makul bir pazarlık görüntüsü veriyor.
Bölgedeki kargaşa ve iç savaş, İran'ın petrol gelirlerini artıran önemli bir rol oynuyor. En ciddi tehlike olarak gördüğü İsrail ise, nükleer araştırmaların kontrole alınması karşılığı İran'ı bombalama tehditlerinden vazgeçebilir. Her hal ve şartta, Mısır ordusuna destek vererek Sina yarımadasındaki Selefi terör ile mücadele etmek, şu anda İsrail'in temel öncelikleri arasında bulunuyor. İran'ı açıkça tehdit etmekten bir süredir imtina ediyor.
İran'ın nükleer araştırmaları konusunda vereceği bir ödün, Suriye'deki konumu olmasa yeterli olmayabilirdi.
Ancak hem Suriye'ye olan desteğini azaltması, hem de ABD ile nükleer enerji araştırmaları konusunda anlaşma yapması, İran'ı içinde bulunduğu zor durumdan rahatlıkla çıkartabilir. Şu anda bölgede aktif olan hiçbir ülke ya da siyasi aktör, İran ile ABD'nin anlaşmasına muhalefet etmek istemeyecektir.
Bu gerçekleşirse, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın oluşturduğu Sünni cepheye karşı da, ciddi mevzi kaybetmeden Suriye stratejisini uygulamış olacaktır. Türkiye'nin insani felaketi durdurmak için yaptığı girişimlerin karşısında, İran'ın soğukkanlı bir cinayeti andıran stratejisi, şimdi bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış bulunuyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA