Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Nasıl olduğunu anlatalım. Çok değil 5 ay önce, mayısta PKK'nın sivil uzantısı DBP yöneticisi Hurşit Külter'in gözaltında kaybolduğu iddiası ortaya atıldı. O günlerde yüzde 80 oy aldıkları ilçeleri bile "halk savaşıyla" ele geçirmek isteyenler arasında o da vardı ve devletle "savaşı"yordu. İşin en vahim yanı ise PKK ve çevresinin bu iddiasını, eski merkez medya yazarlarının, İHD ve Mazlum-Der gibi sivil toplum örgütlerinin hiç itiraz etmeden sahiplenip kampanyaya dönüştürmesiydi.
Olay Meclis'e ve BM'ye kadar taşındı, ABD Başkanlık sözcüsü bile açıklama yaptı.
Devletin, ısrarla "Gözaltına alınmadı" demesi ne yazık ki işe yaramadı. İş büyüdükçe büyüdü ve "Hurşit Külter nerede?" sorusu her defasında Twitter'da trend oldu. Bu olay, devletin "eski devlet" olduğunu kanıtlamak için bulunmaz fırsattı. Durumu en çarpıcı biçimde internette "Deli Gaffar" mahlasıyla yazan eski bir solcu anlattı: "Beyaz Toros'ları görmüş bir kuşaktık, siyaseten ne kadar farklı düşünürsek düşünelimsonuçta bir vicdanımız vardı, Külter'in devlet tarafından öldürüldüğüne inandık."Gördüğünüz gibi milyonlarca insanı inandıran bir kampanya yürütülmüş ve başarılmıştı. Ama film, PKK-HDP hattının tarihi açısından şaşırtıcı olmasa da çoğu insan için şaşırtıcı bitecekti. Çünkü Hurşit Külter Kerkük'te ortaya çıkacak ve yaşadığını söyleyecekti.
Tezgâhın kapsamını asla bilemeyiz, ama çok büyük olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
Türkiye'nin bütün 'ciddi' yayın organları olayı adeta bir kampanyaya destek verir gibi 'heyecanla' haberleştirmiş, yabancı basın sayfalarca konuyu işlemiş, vaka HDP siyasetçileri tarafından ta BM'ye kadar taşınmıştır. Demek ki karşımızda en masum duyguları istismar etmekte uzmanlaşmış bir çete vardır. Buna bugünden sonra 'Türkiye'nin insan hakları çetesi' diyebiliriz."

Mahmut Övür/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Eğer o gün söylediği gerçekse elinde kullanacağı tek 10 KASIM var! O da bu 10 KASIM... Özellikle Türkiye enerji kartında bambaşka bir ROTA çizmişken gelmek isteyeceklerdir. Çünkü bu onların patronlarını delirtmiş durumda...
AÇALIM BİRAZ... Amerika Avrupa'yı yani en büyük rakibini GAZ ve PETROL trafiği ile kontrol etmek istiyordu. Öteden beri... Ancak 15 Temmuz'dan sonra Türkiye'nin attığı adım bunu boşa çıkardı. Rusya ile yan yana gelen Türkiye büyük bir oyun kurdu. Washington'ın Avrupa'yı kontrolünün önüne geçti...
Zaten Rus uçağını vurarak yaptıkları oyun artık herkesin malumu. Neden yaptıkları şimdi daha iyi anlaşılıyor...
Hatırlayın, UÇAK DÜŞTÜ iki ülke arasındaki ilişkiler gerildi. Karşılıklı açıklamalar birbirini izledi. Ama iki taraftan TÜRK AKIMI ile ilgili tek satır bir şey duymadık. Biz de Ruslar da TÜRK AKIMI'nı dillendirmedik. Ortadan kalkacağına dair en ufak bir ima bile olmadı... Türk Akımı ABD'nin sadece Avrupa'daki değil Orta Doğu'daki gücünü de bitirecek bir adım...
Bunu en iyi onlar biliyor. Elbette onlar da ellerindeki kartı masaya sürecekler. İlk seçenekleri Musul-Kerkük-Akdeniz Petrol Boru Hattı... Tabii bunun gerçekleşmesi için YPG'nin AKDENİZ'e ulaşması şart. Bunu kim nasıl yapacak? Bunu kim sağlayacak? ZOR! Çünkü Türk askeri yolları kesti. Projeyi çevirip çöpe attı.
Musul ve Kerkük'ün doğalgaz rezervi yaklaşık 6 trilyon metreküp, petrol rezervi ise 60 milyar varil... Çok önemli bir rakam. Ancak TÜRK AKIMI bunu değersiz kılıyor. Çünkü bu akımdan gidecek olan gaz YÜZDE 20 daha ucuz. Türk Akımı olduğu sürece Washington'ın eli kolu bağlı. Bu nedenle Türkiye'yi karıştıracak bir hamle ile gelmeleri sürpriz değil. Başaramasalar da geleceklerdir. Gelmek zorundalar çünkü. Yenileceklerini bile bile...
İkinci bir seçenek daha var! Suudi Arabistan-Ürdün-İsrail- Akdeniz boru hattı. Bu hat sayesinde Avrupa Birliği'ni tekrar kendi istekleri doğrultusunda yönlendirebilirler. Ancak bu proje TÜRK AKIMI ortadan kalkarsa yaşayabilir. Bunun da maliyeti pahalı. Ayrıca bu projede OLMAK İSTEMEYEN ÖNEMLİ BİR GÜÇ DAHA VARDI! KRAL SELMAN! Bu projenin içinde olmayacağını ilgililere söyledi. Söyledi ne oldu ondan sonra? 11 EYLÜL SUUDİ ARABİSTAN'A KALDI!
Amaçları 750 milyar dolara el koyarak 11 Eylül'ü Suudlar'a yıkarak TÜRK AKIMI'nı önlemek. Ama Suudlar da geri adım atmadı. "Bu işte yokuz" dedi... Bu nedenle Amerika Türkiye'yi kaybettiği an bölgeyi kaybedecek. Bütün gelişmeler de bu yönde! ORDUDAKİ temizlik bunun en büyük göstergesi. 10 KASIM'da PENSİLVANYA saldırsa da sonuç çıkmayacak. Çünkü kendisine DARBE yapan bir ittifak TÜRKİYE için artık huzursuzluk kaynağı. Hem NATO'nun en büyük güçlerinden biri olacaksınız, hem de NATO tarafından arkanızdan vurulacaksınız. Bunu taşımak kolay değil. Bu nedenle yollar hızla ayrılıyor.
Ayrılacak da... Çünkü Amerika'nın yaptığı kötülüklerin ardı arkası kesilmiyor. CIA devamlı devrede. Enerji Bakanı Berat Albayrak inanılmaz önemli adımlar atıyor, onların yaptığı tek hamle ne? TELEFONUNA sızmak.
MAİLLERİNE GİRMEK ! Ellerinden bu geliyor. Hala Türkiye'de maillerinde ve telefonlarında özel bilgi barındıran kaldıysa! Peki, Türkiye ENERJİ DEVLERİNİ buraya toplama kararını verdikten sonra ne oldu? ŞEMDİNLİ, ŞIRNAK, YENİ BOSNA ve SİLVAN'da bombalar patladı. Saldırılar hızlandı... 21 ŞEHİT VERDİK ... Amaç Türkiye'nin ENER Jİ kartını elinden almaktı. Ankara'ya "DUR" demekti... Canımız yansa da bunları kimin yaptığını bilsek de kimse DURMADI. YÜRÜDÜ! Yürüyecek de....

Ergun Dier/Takvim

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Şimdi gelelim 8-9 Ekim'de Washington'da yapılan IMF ve Dünya Bankası toplantılarına, bu toplantılarda İstanbul'daki farkındalık, kararlılık ve buna bağlı olarak ne yapacağını bilme hali yoktu. Şimdi bu toplantılardan çıkan şu sonuçlara bakalım:

1 Krizin dokuzuncu yılında, dünya ekonomisinde toparlanma istenen düzeyin gerisindedir; büyüme hâlâ yavaş seyretmektedir.

2 Dünyada milli gelirin ve ticaret hacminin büyüme hızı kriz öncesi döneme göre daha düşüktür. Dünyanın üretim potansiyeli ile toplam global üretim çıktısı arasındaki fark (çıktı açığı) giderek büyüdüğü gibi, buradan kaynaklı gelir ve servet dağılımı bozukluğu, bunun sonucu olarak işsizlik, genç işsizlik sürdürülemez boyutlarda artmaktadır.

3 Büyüme performansı ülkeler arasında çok ciddi farklılıklar göstermektedir. ABD'nin toparlanması tatmin edici değil, AB'de ve Japonya'da ise durgunluk yaşanıyor, gelişmekte olan ülkelerin büyümesi de yavaşlıyor.

4 Gelişmiş ülkelerdeki çıktı açığı sorunu giderek Çin gibi dünya büyümesini sırtlayan ve başta ABD olmak üzere, gelişmiş dünyayı finanse eden ülkelere sıçramıştır. Buralardaki büyüme hızları endişe verici şekilde düşmektedir.

5 Böyle olunca mevcut para ve maliye politikalarıyla var olan krizi aşmanın zorluğu ortadadır. Eksi faiz politikası, gelişmiş ülkelerde umut edilen canlılığı sağlamamıştır.

Yeni genişlemeci politikalara ihtiyaç vardır. Özellikle AB'de riskler hâlâ çok yüksek ve bankacılık sektörü ağır yaralıdır.

6 Hem dünya arzı çok sorunludur hem de talep yetersizdir. Mevcut para politikaları bu kapsamlı soruna cevap vermekten uzaktır. Bu durumda orta ve uzun dönemde yeni finansal riskler ve bu risklere bağlı krizler kaçınılmazdır.

7 Uluslararası para ve sermaye piyasalarında vade kısalmakta, sermaye akımlarında sert dalgalanmalar yaşanmaktadır. Düşük büyüme, düşük ticaret hacmi ve düşük emtia fiyatları krizi derinleştirmektedir.

Peki, bütün bu yapısal, temel sistemik sorunlar karşısında gelişmiş ülkeler ne öneriyor; utangaç da olsa şunu:

"İktisat politikalarında politika bileşenlerinin çeşitlendirilmesi gereklidir. Bu bağlamda, hem tüketimi hem de yatırımı destekleyecek genişleyici finansal politikalar ile bu politikaların etkinliğini artıracak, özel tasarlanmış yapısal politikaların da devreye bir an önce sokulması gereklidir."

Benim Washington toplantılarını izleyen, orada notlar alan arkadaşlarımdan ve okuduklarımdan derlediğim sonuçlar bunlar. Ancak, IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında bile artık "Genişleyici finansal politikalar gerekli, özel tasarlanmış yapısal politikalar, her ülke için ayrı olarak, devreye girmelidir" görüşü hakim oluyorsa, bunun anlamı, neoliberalizmin mezarını onu şimdiye kadar ayakta tutanların kazmaya başladığıdır. Bizdekiler de mezar kazmasın ama bizi de bu mezara iteklemesin, biz kendi yolumuzu buluyoruz.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

- 85 koli dosya gitti. Hâlâ dosyalar gönderiliyor. Bizden teröristleri istedikleri zaman kendilerine veriyoruz ama onlar bakın böyle bir teröristi bize vermiyor. Niye vermiyorsun?Neymiş yargı varmış, mahkeme kararı olmadan veremezlermiş. Olabilir, peki. Gün ola harman ola. Aynı şey burada da olabilir. Bir şeyler istediğiniz zaman bu defa da biz, (hâkimlere hitaben) sizlere havale edeceğiz. Siz karar vermedikçe biz de vermeyeceğiz.
- Bundan sonra böyle... Hem stratejik müttefik olacağız hem de farklı şeyler konuşulacak, olmaz böyle bir şey. Eğer Türkiye birisini terörist ilan etmişse vereceksin. Vermiyorsan burada bir su kaçağı var demektir. Amerika bizimle karşılıklı suçluların iadesi olan bir ülkedir. Öyleyse gereğini yapması lazım, ama yapmamıştır.
- FETÖ meselesi sadece bir şarlatanın hezeyanlarının peşinden gidenler konusunun ötesinde bir konudur. Bir terörist başını iade ettiler, ötekini aldılar. Oyun çok sinsi. Vermeme süreci uzarsa seslendireceğimiz çok hassas konular da olacaktır. Şu anda ABD Suriye'nin kuzeyinde PYD ve YPG'ye silah veriyor. Bunları bizzat Sayın Başkan'ın kendisine söylediğim için burada da söylüyorum. Silah vermeyin dedikten 3 saat sonra silah indirildi. Kobani'ye indirilen silahların yarısı PYD'ye, yarısı DEAŞ'a gitti.
- Koalisyon güçleri 63 ülkeden oluşuyor. Ben diyorum ki 63 ülke 10 bin DEAŞ'lıyı halledemiyoruz, terör örgütlerinden yardım istiyoruz. Teröristin iyisi kötüsü olur mu? Onlar da terörist. Biz güneyimizde bir terör koridoru oluşturulmasına müsaade etmeyeceğiz.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Cumhurbaşkanının, Başbakanının, meclis başkanının, Amerika'dan Türkiye'ye geri dönmesi için yapmış olduğu çağrıları reddetmesi, buna rağmen papazların Vatikan'ın ve ABD gizli teşkilatlarının iş birlikteliği, hiçbir şekliyle masum gösterilecek bir hadise değildir.

Fakat sadece ve sadece kendi eliyle meydana gelmeyen, her şeye düşman olma hastalığı Gülen'i çılgına çevirdi. Daha önce de anlattığı gibi, siz ona ne sorarsanız sorun, siz onu neyle itham ederseniz edin, bize beraber olduğumuz zamanda anlattığı bir hikayesi vardı.

Yakalanan bir mahkûma sorgu esnasında değişik sorular sorulmasına rağmen, ısrarla (o mahkûm, annemin adı Mery, babamın adı George) diyordu. Tekrar tekrar sorulan değişik her soruya, mahkûm yine aynı cevabı veriyordu (Annemin adı Mery babamın adı George) bunu belki bin defa tekrar ederek, bütün sorgulamalara ve acılara karşı aynı şeyi tekrar ettiğini, aynı şeyleri söylediğini bize anlatmıştı.

Şimdi aynı hikayeyi topluma ve medyaya karşı kendisi uygulamakta ve bu tip sorgulamalarda, aynı hikayeyi yapmalarını örgüt mensuplarına telkin etmektedir. Siz darbe olayını sorsanız da, Adil Öksüz'ü sorsanız da, Graham Fuller'i sorsanız da, Abramowitz'i sorsanız da, kendisine kefil olan 27 tane kefilin papaz olduğunu, CIA ve FBI olduğunu sorsanız da, o "annemin adı Mery, babamın adı George" diyecektir.

Son konuşmasında da, yavaş yavaş yaptıklarından pişman olan ve Gülen'e karşı örgüt üyelerinin fikirlerinin değişmeye başladığını ve itirafçıların çoğaldığını gören, Fetö yine örgüt elemanlarına durmayın, devam edin derken, diğer taraftan da hiç beklenmedik şekilde, Kutbettin Gülen'i adeta feda ederek, Türkiye'ye geri gönderiyor. Bakın bu yolda kardeşimi de feda ediyorum ama, kurtuluşunuz yakındır demeye mi getiriyor!!

Örgütün en önemli elemanı olan Vatikan kahramanı ve organizatörü olan Alaaddin Kaya'nın, sessiz sedasız Balıkesir'de yazlıkta yakalanması gibi, diğer yandan, Kutbettin Gülen'in de havaalanında değil de, evinde yakalanması gözlerden kaçan ve araştırılıp düşünülmesi gereken önemli bir husustur.

Daha önce hangi ülkeye kaçmıştır ve hangi ülkeden niçin, darbeden sonra, hangi maksatla Türkiye'ye dönmüştür.

Bu arada dağılmayı ve pişmanlık yasasından yararlanacak itirafçıları umutlandırarak ve beklenti içinde tutarak 10 Kasım'da tekrar kurtuluş kapılarının açılabileceğini, Atatürk'ün öldüğü gün ve saatte kendisinin doğduğunu daha önce pek çok defa söyleyerek, işaretler verdiği bilinmektedir. ABD ve Rusya'nın savaşacağını ve cezaevindekilerin kurtulacağı hikayesini kulaklarına üflemektedir.

AMA YİNE DE 10 KASIM İÇİN, BU MECZUPLARA KARŞI HAZIR OLALIM, TEDBİRİMİZİ ALALIM.

Nurettin Veren/Yeni Akit

  • 6
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Yirmi yıl öncesini hatırlıyor musunuz? Bütün köşeciler "tek kutuplu dünya" vizyonuna kendimizi kaptırmıştık... Akademisyenler "tatlı, şirin, barış içinde global köy" üzerine ne masallar anlatıyordu.
Global kapitalizm bir süre arzularımızı okşamış, adaletsizlikleri saklamış, öfkeleri, yatıştırmıştı. Rüya hapıydı bu.
Yutmuştuk. Müreffeh müşteriler isteyen "bilgi endüstrisi"nin dünyayı barıştıracağı rüyasını görüyorduk. Dünya sanki pervaneydi, küresel kapitalizmin çevresinde aşkla dönüyor sanıyorduk. Gazetelerin hafta sonu ekleri, parıltılı dergiler, eğlence kanalları ne için vardı ki?
Sonunda bir "kâbus"a uyandık. Devletlerin, ekonomik çıkarların ve toplumların dünya hakkındaki tasavvurlarınınbirbirinden çok farklı olduğunu, adaletsiz kalkınmanın gitgide yayıldığını anladık.

Her şeyde olduğu gibi bu meselelerde de durup dikkatle bakmak gerekiyor. Şimdi "küresel merkez"in Rusya'yı içine çektiği tuzaktan ve Suriye'deki vekalet savaşlarından konuşuyoruz ya...
Şubat 2007'deki Münih Güvenlik Zirvesi'nde Putin'in söylediklerine öyle baksaydık, bugünü kestirir, hazırlanırdık. Şöyle demişti Rusya lideri: "ABD'nin artık tek yanlı kararlarla askeri güç kazanmasına izin vermeyeceğiz." Böyle bir sürü tarih verebilirim. 1989'dan 1909'a kadar geriye giden birbirinden kilit önemde tarihler...
Yani bugüne gökten zembille inmedik. Alın Suudileri! Yüz küsur yıl önce Suudileri tarih sahnesine çıkartan Batı'nın bugün ortadan kaldırmaya hazırlanması birdenbire gelişen bir süreç olabilir mi?

Barış içinde şirin global köy masalı bitti. Dünya fokur fokur kaynıyor. Dijital teknolojinin ve kültürel emperyalizmin hiç gaz kesmemesine rağmen bitti. Demek ki, bir kesim entelijansiya hem kendini hem de kitleleri aldattı. Çok ciddi bir durum.

Haşmet Babaoğlu/Sabah