Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın beş gün sürecek Amerika ziyaretinde Obama ile görüşüp görüşmeyeceği yabancı gözlemcilerin de cevabını aradıkları bir soru... Dün BBC'nin diplomasi muhabiri Jonathan Marcus Türk- Amerikan ilişkilerinin zedelendiğini ileri süren makalesinde, bunun sebebi olarak "Türkiye'nin Suriye'ye askeri müdahalede bulunmaması Obama'yı hayal kırıklığına uğrattı" diye yazmıştı.Marcus "The Atlantic"te yayınlanan Jeffrey Goldberg'in makalesine de atıfta bulunarak, yazarın şu gözlemlerini nakletmişti: - Obama başında Erdoğan'ı Doğu ile Batı arasında köprü olacak ılımlı bir Müslüman lider olarak görüyordu. Ama şimdi, muazzam askeri gücünü Suriye'de istikrarı sağlamak için kullanmaktan kaçınan otoriter ve başarısız bir kişi olarak görüyor...
Obama'nın Erdoğan hakkında neler düşündüğü üzerinde spekülasyon yapılırken, tabii ki Erdoğan'ın da Obama hakkında neler düşündüğüne de değinmek gerekir. Ve mesela Obama yönetiminin Kuzey Suriye'deki PYD oluşumuna verdiği destek dolayısıyla, sempati eksikliğinin iki taraflı olduğu da kolayca görülür. Ama inkâr edilmez bir gerçek var. Obama'nın zayıflığı ve kararsızlığı dünya siyasetine ABD yerine Putin Rusya'sının ağırlık koymasına dayanmıştır. Ve Irak'ta ABD'nin bıraktığı boşluğu IŞİD, Suriye'de ise Rusya ve İran doldurmuştur. Bu süreçte Putin haritaları değiştirmiş ve mesela Kırım'ı Ukrayna'dan almıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün başlayan ABD gezisinin gündemi hakkında kendi açıklamasına kulak vermek doğru olacaktır. Basın mensuplarına ziyareti hakkında açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı "ABD'de ülke liderleriyle görüşeceğim dediniz. Obama ile görüşecek misiniz" sorusuna "Sayın Obama ile de görüşme arkadaşlar planladı. Biz burada bir zirveye gidiyoruz. 50'yi aşkın lider olacak" şeklinde cevap verdi. Haberlere göre Nükleer Zirve sırasında birçok mekânda birlikte olacak olan Erdoğan ile Obama'nın ikili görüşmesi için ise görüşmeler var. İki taraftan da şu ana kadar net bilgi verilmedi. Sadece "görüşmeler sürüyor" açıklaması yapıldı. Mesela Erdoğan perşembe akşamı Beyaz Saray'a gidecek. ABD Başkanı Obama zirveye katılan liderlere Beyaz Saray'da yemek verecek. Yemek şimdilik 2 saat planlandı. Burada da gündem terör olacak.
Erdoğan zirvenin yapıldığı mekânda ise Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve Pakistan Başbakanı Nawaz Şerif ile de bir araya gelecekmiş...

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yatıyor, kalkıyor, Reza Zarrab'ı tartışıyoruz. Hatta "Bak gördün mü Amerika yakalamış" türünden laflar ediyoruz. Niye yakalamış? Cevabı ortada: Kendileri açıklıyorlar zaten, "Amerika'nın İran'a uyguladığı ambargoyu deldiği için" tutuklanmış. İyi, güzel de bana ne? Adam, benin değil, ABD'nin ambargosunu delmiş. Var mı Türkiye'yi ilgilendiren bir tarafı? Ben, Amerika'nın ambargosunun uygulayıcısı ya da onların bir "uç karakolu" muyum? Bitmedi, neler var neler…
Uzun süredir birbirimizi yiyoruz. Birileri "Türkiye DAEŞ'i destekliyor" iftirasının peşine takılmış gidiyor. Diğerleri de "yalancı, sahtekâr" diye cevap veriyor. İtiş-kakış devam edip gidiyor. Biz bu tartışma ile uğraşırken, adamlar DAEŞ'ten hiçbir farkı olmayan terör örgütü PKK'nın kardeşi PYD'ye silah yağdırıyor. Üstüne bir de resmi açıklamalar yapıp, bu örgüte övgüler düzüyor. Asıl tartışmamız, konuşmamız, tepki göstermemiz gereken faaliyet bu! Biz ise, algılara kapılıp, hayali birtakım iddiaların peşine takılarak, gerçek olmayanı tartışmaya devam ediyoruz. Bir de "aydınlar" konusu var…
Üç-beş kişi "biz aydınız" diye ortaya çıkıyor. Terör ve teröristin ekmeğine yağ sürmek için bildiriler yayımlıyor. Sağır, dilsiz ve kör davranışları sergiliyor. Biz de bunlardan bahsederken halen "aydın" ifadesini kullanıyoruz.
Neresi "aydın" bunların? Yaptıkları işler, savundukları fikirler ve sergiledikleri tavırlar son derece karanlık! Örnek çok ama sonuç olarak ne istiyorlarsa onu yapıyoruz. En çok haklı olduğumuz konuda bile kendi kendimizi tokatlıyoruz. Oluşturmak istedikleri maksatlı Türkiye tablosuna istedikleri yönde fırça darbeleri atıyoruz. Üstelik çoğumuz da bilmeden istemeden bu algı operasyonlarının bir parçası haline geliyoruz.
Gırtlağını patlatırcasına "Bağımsız Türkiye" diye bağıran solcusu da alet oluyor buna, dindarı ve muhafazakârı da. Zaman zaman, bu kervana algı operasyonunun alabildiğine etkilediği "milliyetçiler" de katılıyor. Liste uzayıp gidiyor… Maalesef böyle bir hale getirmişler bizi!
Oysa o "zaaflar ülkesi" olarak damgalamak istedikleri Türkiye, insani açıdan hepsinden daha iyi noktada. Milli gelire oranlandığında dünyada mazlumlara en fazla yardım yapan ülkeyiz biz. Ekonomik olarak da çoğunun gıptayla baktığı bir noktadayız. Onlar yerinde sayıyor, biz büyüyoruz. Sanayi üretimimiz, geçtiğimiz Kasım'da yüzde 3,6, Aralık'ta 4,6 ve Ocak'ta da 5,6 artmış durumda. Dış ticarette Şubat ayını ihracatta yüzde 3'lük bir büyümeyle kapattık. Operasyonlar devam edip, bombalar patlarken bile bütçemiz geçtiğimiz son iki aylık sürede 6,6 milyar lira fazla verdi. Durum bu olunca, meşrepleri gereği algıların peşinden koşanları bir tarafa ayırıyorum. Onların dışındaki geniş kitleye sesleniyorum: Yeter, artık çıkalım bu cendereden. Algılardan kurtulup, özgürlüğümüzü kazanalım. Taktıkları ve takmak istedikleri gözlükleri atıp, artık meselelere kendi gözümüzle bakalım. Çünkü böylesi bir görüntü yakışmıyor bize!

Emin Pazarcı/Akşam

  • 3
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bu arada (bir yandan da Çin-Japon savaşı sürüyor), tam da 16 Haziran 2016 tarihinde Rusya ve Çin bu sefer elele verip ABD'ye saldıracaklarmış (Çin iki cephede birden savaşmaktan yüksünmüyor.) Tüh, ben de aynı tarih itibarıyla otel rezervasyonu yaptırmıştım deniz kenarında. Böylece Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak, fakat yalnızca dört ay sürecek ve savaşı Rusya- Çin ittifakı kazanacakmış (tabii böylece biz de ayvayı yiyoruz.)
Dünya savaşının bitiş tarihi 25 Ekim 2016. Bununla da kalmıyor, 2018 sonu- 2019 başları gibi Rusya bir de İsrail'e saldırıyor... Kazanmışsın işte, otursana oturduğun yerde...
Bütün bunlar YouTube'da yayınlanıyormuş, kaç bin dıngılın izlediğini ve birbirine gönderdiğini merak ettim. Haberi muhalif bir gazetede okudum, bütün bunlar önümüzdeki günlerde çok tartışılacakmış. Gazete utanmadan ciddiye alınmak istiyor. Şimdi bendeniz de birtakım kehanetlerde bulunmak isterim, madem sallamak serbest, beni de tartışın. 2019 seçimlerini Cumhuriyet Halk Partisi kazanacak. Aynı yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye'nin 13. Cumhurbaşkanı olacak.
Parlamenter sistem süreceği için Kılıçdaroğlu başbakanlık görevini Meral Akşener'e verecek. CHP-MHP koalisyonu Türkiye'ye yeni ufuklar açacak. Ebru Gündeş de Rıza'dan boşanacak, Aylin Nazlıaka ona yeni ve münasip bir kısmet bulacak (teyzesinin oğlu falan olabilir, yeter ki çocuk Atatürkçü olsun.) Kılıçdaroğlu bu arada Kemalingrad projesini hatırlayacak ve uygulamaya koyacak. Ankara-Yozgat arasına bir sanayi kenti kurulacak. Bu kentte yirmi bin yurt dışından doktoralı gencimiz Çin'den gelecek mallar�� paketleyip paketleyip Azerbaycan'a satacaklar. Parasını da Yen olarak alacaklar.
Bozdurmaya da gerek kalmayacak, çünkü Perulu kâhin Ricardo Salazar'a bakılırsa, Üçüncü Dünya Savaşı sonrası kurulacak yeni dünya düzeninde Yen dünya genelinde geçerli yeni para birimi olacak. Niçin savaşı kazanan Çin'in para birimi Yuan'ın değil de kaybeden Japonya'nın para birimi Yen'in yeni dünya parası olacağına da, ciddiye alınmak isteyen muhalif basın cevap versin. Dilerse Sayın Kılıçdaroğlu bile cevap verebilir, sütunlarımız açıktır.

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Güneydoğu'da insanlar ölüyor. Kim ölürse ve sebebi ne olursa olsun bu ölümlere üzülmemek insanım diyene yakışmaz. İnsan hayatından daha önemli bir şey yok. Ancak, ölümlerin tek taraflı olmamasının çatışan iki gücün varlığını göstermesine rağmen PKK ve PDY çevreleri dünyaya tek taraflı ölümler oluyormuş havasını yansıtıyor.

Her şey o kadar açık ki, yabancıları aldatmak mümkün olsa bile bu ülkede yaşayan insanlara aynısı yapılamaz.Güneydoğu'da dağlarda yıllardır süren çarpışmaları şehre taşımaya karar veren ve bunun için adım atan PKK oldu. PKK çeşitli ilçelerde ve Şırnak ilinde mahalle işgalleri gerçekleştirdi. Hendekler kazdı. Özyönetim ilan etti. Silahlı grupları mahallelerdeki mevzi hâline getirilmiş ve muhtemel bir çatışma için tuzaklarla donatılmış mekânlara çevirdi. Bunlar yapıldıktan haftalar, hatta aylar sonra kamu otoritesi harekete geçti. Hendekleri kapatmak ve silahlı insanları etkisizleştirmek için operasyonlar düzenledi, düzenliyor. Hendekler yokken, silahlı adamlar mahalleleri işgal etmemişken mahallelerde güvenlik kuvvetlerinin bu tür operasyonları söz konusu değildi ve olamazdı. Böyle bir durumda güvenlik güçleri şimdi yaptıklarını yapsaydı bu ağır insan hakları ihlâllerine ve hakikaten katliamlara sebep olurdu.

Türkiye'yi katliam yapmakla suçlayanlar PKK ortada yokmuş ve hiçbir rol oynamıyormuş gibi konuşuyor. Sözüm ona 'barış bildirisi'nden yurt dışına ulaştırılan bilgilere ve haberlere kadar her şey bu durumda. Bu ahlâklı bir tavır mı? İnsanlığa yakışan bir tutum mu? Demokratik bir ülkede kamu otoritesi bu tür işgalleri önlemekle görevli. Bunu yaparsa değil yapmazsa görevini ihmâl etmiş olur. Dolayısıyla, operasyonlara itiraz etmenin hiçbir ahlâkî, demokratik gerekçesi yok. Ancak şu yapılabilir: Güvenlik güçleri sivillere, masumlara zarar vermemek için dikkatli davranıyor mu? Şiddeti ölçülü kullanıyor mu? Teslim olmak isteyenleri usulüne uygun teslim almak yerine öldürüyor mu? Sivil halkın hayatını cehenneme çevirmek için özel çaba sarf ediyor mu? Şiddeti gözü dönmüş şekilde, bir zevk hâline getirerek kullanan güvenlik görevlileri var mı yok mu? Bunlarla ve benzer hususlarla ilgilenmek hem meşru hem de gerekli! Bana öyle geliyor ki, asıl katliam yapan, insanları bile bile ölüme gönderen PKK. Nitekim bölge halkının örgüte tepkisi Kürtler arasında da böyle düşünenlerin olduğunu gösteriyor.

Atilla Yayla/Yeni Yüzyıl

  • 5
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Evet, Ensar Vakfı'nda da beş ay çalışmış olan tacizci öğretmenden bahsediyorum. Bu hadise, toplumu derinden sarsmalı. Sanığın 600 yılla yargılanması, bir daha gün yüzü göremeyecek olması, Ensar Vakfı'nın davaya müdahil sıfatıyla katılması ve takipçisi olması önemli adımlar ama yetmez. Ensar Vakfı gibi eğitim alanında hizmet veren tüm sivil toplum örgütlerimizi yapılanmalarını sorgulamaya teşvik etmeli. Vatandaşları çocuk tacizi hakkında ne yapması gerektiğini düşünmeye sevk etmeli. Devletin bu alanda daha denetleyici ve bilgilendirici rol üstlenmesine vesile olmalı.
Yalnız unutulmamalı ki bu menfur vakadan hareketle, bir toplumsal kesimi 'temiz', diğerini 'kirli' ilan etmeyi ırkçılıktan başka açıklayacak bir kavram yok. Irkçılık yeri geldi mi siyah, yeri geldi mi 'Çingene', yeri geldi mi Müslüman karşıtlığıyla tezahür edebilir. Ancak neticede hepsi, bir toplumsal grubu toptan kötü/ zelil, kendi ait olduğu grubu ise iyi/ yüce konumlandırmaya varır.
Kimse, Kocaeli'nde, yaşları 11 ila 14 arasında değişen 4 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle 27 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Hıdır Çakmak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeğeni olduğu için CHP Genel Başkanı'nı aynı yükle suçlayamaz. Ya da aynı davada çocuklara istismardan ceza alan Hıdır Koca'nın avukatı olan ve istismar davasında "beraat" isteyen Mehmet Akgül de HDP'nin Kocaeli İl Başkanı oldu diye bütün HDP'liler 'tecavüzü aklıyor' gibi bir ithamla karşı karşıya getirilemez. Bu çok temel, çok insanî, çok asgari bir görgü kuralıdır.
Oysa kötülüğü kendisinin ve mahallesinin/ milliyetinin/ sosyal sınıfının dışında görmek, bizatihi ırkçı ve faşist bir bakış açısıdır. Faşizm, her tür siyasî pozisyonda neşvünema bulabilir ama yeşermesinin temel şartı birey/ mahalle olarak kendisini 'hakikatin /iyinin/güzelin efendisi' olarak görmektir. Buradan bakınca efendilik pozisyonuna da, 'sonsuz haklılık' iddiasına da kimin soyunduğu gün gibi ortada ve zarar gören çocuklarımız bu güruhun maalesef zerre umrunda değil.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 6
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Uzun yıllar Gülen Cemaati içinde yer alan ancak daha sonra isyan ederek ayrılan Latif Erdoğan anlatmıştı. Önceleri, Gülen'in, yaptığı ya da yapmayı planladığı şeylerle ilgili bilgi sahibi olmasını şaşkınlıkla karşılıyormuş. O da diğer Cemaat mensupları gibi, bu durumun "Gülen'in hikmeti" olduğuna inanıyormuş. Ta ki, Gülen'in telefonlarını ve evini dinlettiğini, kendisini izlettiğini öğrenene kadar.
Geçenlerde Gülen'in yeni bir beddua single'ı piyasaya düşünce bakalım ne gelecek diye bekledim. Evet, tahmin ettiğiniz gibiymiş. Meğer Çete lideri, sahiplerinden Reza Zerrab operasyonuyla ilgili önceden bilgi almış, millete de bunu "keramet" diye satmayı hesaplıyormuş.
Yiyen oldu mu? Oldu tabii. Yaşadıkları, karınlarını doyurdukları ülkeye karşı ABD ve İsrail istihbaratıyla iş tutan adama, "hocaefendi" diyenleri kandırmaya ne var.

Melih Altınok/Sabah

  • 7
  • 14
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Can'ın duruşmasına bir düzine yabancı diplomat katılmış.. Tabii hepsi de batı ülkelerinden. Bu ilgi ne Can'a, ne de onu destekleyenlerin itibarına artı bir etki yapmaz. Can ilgiden öyle görülüyor ki mutlu.. Arz-i ihlas ettiği çevreler cömert ilgilerini esirgememişler.. Garp cephesinde yeni bir durum yok anlayacağınız.. Sahi bunlar darbeye "darbe", darbeciye "darbeci" diyemeyenler değil mi.. Sahi Fehriye Erdal "terörist" değil "mülteci" idi değil mi? PKK'lılar da öyle.. Bunlar ne ilk, ne son örnekler.. Sadece en çok bilinenler olduğu için yazdım. Yoksa Ergenekoncu'su da, Paraleli de bu çevrelerin yüksek himayesine mazhar oldular hep.. Zarrab Amerika'da yakalanıp içeri atılmış, peki, yarın benzer şekilde para aklamak, vergi kaçırmak, İngiltere üzerinden içeride siyasi ve iktisadi manipülasyonlar yaptığı iddia edilen Doğan'ı yakalayıp içeri atsa buradan bir savcı; aynı çevreler aynı şekilde mi davranırdı..

Bizimkiler bir zamanlar Suudi bir işadamını dillerine dolamışlardı. Hani şu Yasin El Kadı. Şimdi de İran asıllı Türk vatandaşı Zarrab'ı dillerine doladılar.. Zarrab ambargo günlerinde İranlıların parasını Türkiye'ye getiriyordu. Bizimkiler Zarrab üzerinden aslında Erdoğan'ı, AK Parti'yi vurmaya çalışıyorlar.. Zarrab tamam da, Gülen'in ABD'deki faaliyetleri ile iddialar konusunda bu savcı bir işlem yapıyor mu.. ABD'ye para da girdirmiş, ABD'den para da çıkarmış. Şimdiye kadar hiçbir gazeteci böylesine bir ilgiye mazhar olmamıştı.. Adam casuslukla yargılanıyor ya hu. Bu ilginiz onun lehine olmaz. Sizin ne yaptığınız kadar o toplumun nasıl okuyacağına da bakmanız gerekmez mi? Şecaat arz edeyim derken sirkatin söylemek böyle bir şey olsa gerek..

Bu sahiplenme sadece insan haklarına duyulan yüksek alaka ile açıklanabilir mi.. ABD eski CIA şefi Ulusal Güvenlik Ajansı Başkanı Michael Hayden, "Irak ve Suriye'de bir Kürt yönetiminin Ortadoğu'da yeni siyasi dengeler kurulmasına yardımcı olabileceğini" söylüyor.. FED bu iş için proje doları basarsa ve bunun için Türkiye, İran, Irak ve Suriye'de proje dolarları tedavüle sokarsa, Hind kökenli Amerikalı savcı "Amerikani Zarrab"a, yani Gülen'e "İrani Zarrab"a yaptığını yapabilir mi? Bu arada Can'a yüksek ilgilerini esirmeyen ülkelerin Can ile ilişkisini de sorgulamak gerek.. Mesela Sedat Aral'ın Twitter'deki şu yorumuna ne dersiniz: "Bence elçilik temsilcilerinin orada bulunma nedeni MİT'in, ülkelerinin Suriye savaşına gönderdiği silahları açıklayıp açıklamayacağı olabilir". Yani Can bahane.. Selfi muhabbeti ile perdelenen başka bir şey olabilir mi!

Abdurrahman Dilipak/Yeni Akit