X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER ‘Paralel yapıyla uzlaşılmaz, hesaplaşılır’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

‘Paralel yapıyla uzlaşılmaz, hesaplaşılır’

  • Giriş Tarihi: 7.7.2014

17 Aralık operasyonundan bu yana hiçbir medya kuruluşuna açıklama yapmayan Liberal Türkiye Grubu Eşbaşkanı ve gazeteci Gülay Göktürk sessizliğini SABAH’a bozdu: “Paralel yapı ile uzlaşmak halka hakarettir. Liberallerin AK Parti dışında alternatifleri yok. “

Gülay Göktürk, sosyalizmden liberalliğe uzanan dikkat çekici yaşam öyküsü ile Türkiye medyasının önemli kadın yazarlarından biri.
1990'lı yılların karanlık günlerinde, demokrasinin tankların altında ezildiği 28 Şubat sürecinde ve gerilimli AK Partili yıllarda sağlam bir demokrasi karnesine sahip olan ender yazarlar arasında.
Gezi olayları ve 17 Aralık operasyonunda demokrasi adına iyi bir sınav veren Gülay Göktürk, özellikle son dönemde paralel yapı ile ilgili çarpıcı analizleri ile dikkat çekiyor.
17 Aralık operasyonundan bu yana gazetedeki köşesi dışında hiçbir medya kuruluşuna açıklama yapmayan gazeteci Gülay Göktürk, sessizliğini SABAH'a bozdu. Liberal Türkiye Grubu Eşbaşkanı da olan Gülay Göktürk ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, çözüm sürecini, liberallerin AK Parti'ye yaklaşımını, Türkiye Solunu ve paralel yapı ile mücadeleyi konuştuk.

*********
İHSANOĞLU ESKİ TÜRKİYE'Yİ VADEDİYOR
-Ekmelettin İhsanoğlu'nun muhalefet tarafından çatı aday olarak seçilmesi sizi şaşırttı mı?

Ekmelettin İhsanoğlu ile Erdoğan'ın yarışması Türkiye'de iki farklı dönemin adaylarının yarışması anlamına geliyor. İki döneme hitap eden iki farklı tipte Cumhurbaşkanını temsil ediyorlar. Cumhurbaşkanı'nın askeri ya da sivil bürokrasiden geldiği dönemin ve o devletin temsilcisidir Ekmelettin İhsanoğlu. Aslında onun bir suçu yok, böyle biri arandı ve bulundu.

-Tayyip Erdoğan hangi dönemi temsil ediyor?
Tayyip Erdoğan ise halk desteğini arkasına alan, halka bir vaadi olan, Bakanlar ve Milletvekilleri ile birlikte çalışarak Türkiye'yi uçuracağını söyleyen yeni dönemin Cumhurbaşkanı profili çiziyor.

SEÇMEN DAHA ZENGİN VE DAHA ÖZGÜR OLMAK İSTİYOR
-Ekmelettin İhsanoğlu'nun ilk televizyon ve seçim meydanı performansını nasıl buldunuz?

Ekmelettin Bey'i bir televizyon programında izledim. Çok sık olarak "huzur" kelimesini tekrarlıyordu. "Huzur" kelimesine bu kadar vurgu yapılması bence yanlış. Siz bir İskandinav ülkesinde huzur vurgusunu çok fazla yapabilirsiniz. Türkiye'de insanlar elbette huzur istiyor ama, belirleyici olan çok dinamik bir nüfus var. Bu nüfus atılım yapmak istiyor. Zengin olmak, daha özgür olmak, daha iyi yaşamak istiyor. "Huzur" burada insanların ihtiyaçlarına asla karşılayan bir kavram değil. Ben hiçbir seçimde birbirine bu kadar benzemeyen iki adayın yarıştığını görmedim.

ERDOĞAN SADECE 'DİNDAR' OLDUĞU İÇİN OY ALMIYOR
-CHP'nin muhafazakar bir aday belirlemesi çok eleştirildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ekmelettin Bey dindar ve mütedeyyin bir insan olarak AK Parti'den oy alacağı düşünülmüş bir aday. Ancak orada şöyle bir yanılgı var. Türkiye'de insanlar Tayyip Erdoğan'a sadece dindar diye oy vermiyorlar. Tayyip Erdoğan'ın temsil ettiği misyonun da CHP ve MHP tarafından anlaşılmadığını görüyoruz. Halkın asıl tek beklentisi dine düşman biri olmaması. Bunun yanı sıra halk, Tayyip Erdoğan'ı seçiyorsa, dindarlığı için değil, "makus talihini" değiştirdiği için, geleceğini ona endeksli gördüğü için onu seçiyor. Gelişen ve büyüyen bir Türkiye'nin simgesi olduğu için onu seçiyor. Erdoğan'dan çok daha dindar insanlar var. Bence CHP ve MHP bu konuyu tam analiz edememiş görünüyor. İhsanoğlu'nun şimdi daha Atatürkçü, daha laik olduğunu kanıtlamaya çalışması da ayrı bir paradoks.
#Sayfa#
'SİYASET ÜSTÜ ADAY" SÖYLEMİ KANDIRMACA
-İlk kez Cumhurbaşkanını halk seçecek. Sizce nasıl bir propaganda dönemi yaşayacağız?

Sayın İhsanoğlu'nun propagandasi "siyaset üstü aday" vurgusu üzerine kurulacak gibi görünüyor. Siyaset üstü söyleminin çok büyük bir aldatmaca olduğunu bilmek lazım. Türkiye'de hiçbir Cumhurbaşkanı siyaset üstü olmadı. Tam tersine hepsinin çok net biçimde çizilmiş siyasi ve ideolojik çizgisi ve programı vardı. Cemal Gürsel siyaset üstü müydü? Bir darbenin siyasi ve ideolojik çizgisini temsil ediyordu. 12 Mart Muhtırası konusunda çok net tutum almış Cevdet Sunay siyaset üstü müydü? Kenan Evren'in bütün Türkiye'nin meseleleri konusunda bir siyaseti vardı. Ahmet Necdet Sezer'i hatırlayın. Laiklik ve başörtüsü düşmanlığı konusunda çok net bir siyaseti vardı. Gül ve Özal dışındaki Cumhurbaşkanları hep kırmızı kitapta çizilen devlet siyasetinin uygulayıcısı oldular.

-10 Ağustosta kim kazanır sizce?
Bunu söylemek bile abes. Elbette bütün Türkiye şu anda 10 Ağustos'ta Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkacağını düşünüyor, sadece ben değil. Görünen köy kılavuz istemez.

LİBERALLERİN AK PARTİ'DEN BAŞKA ALTERNATİFİ YOK
-Liberal Türkiye Grubu Eşbaşkanı olarak liberal çevrelerin AK Parti ile yollarını tamamen ayırdığını düşünüyor musunuz?
Liberaller konusunda bir kavram kargaşası olduğunu kabul etmek gerekir. Liberal düşünce ile taban tabana zıt bazı isimlerin liberal olarak adlandırıldığını görüyoruz. Ben bir liberal olarak AK Parti'nin dayandığı siyasi geleneğin boğulmaya çalışılmasına karşı çıktım ve var olma hakkını destekledim. AK Parti kurulduktan sonra program olarak da destekledim ve bunu defalarca yazdım. Bu 12 yıllık süre içinde eleştirdiğim ve desteklediğim her meselede hiç ara vermeden yazdım. İlişki bu şekilde olmalıdır. Bir siyasi parti ile yolun ilelebet ayrılması ve ilelebet birleşmesi diye birşey olamaz. Şu anda reel siyasette Türkiye'nin daha özgürlükçü, daha demokrat, piyasa ekonomisini savunan başka bir alternatif parti görünmüyor. Bizler AK Parti'nin temel politikalarını elbette destekliyoruz. Ancak her tek tipçi eğilim, çoğunlukçu eğilim, otoriterleşme eğilimi ortaya çıktığı zaman bunların hepsinde siyasi iktidarı uyarı hakkımızı kullandık. Uyarmaya devam edeceğiz.

SOL AYDINLAR ÇOK ACIKLI DURUMDA
-Daha önce AK Parti'yi destekleyen sol aydınların bugün çok sert muhalefet ettiklerini hatta CHP'yi desteklediklerini görüyoruz. Bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsim vermek istemiyorum. Evet, daha önce AK Parti iktidarını destekleyen, bugün çok keskin ve düşmanca muhalefete geçmiş olan bir sol kökenli bir aydın kesim var Türkiye'de. Bunun siyasi ve psikolojik nedenleri olduğunu görüyorum. Şu anda bulundukları pozisyonun son derece acıklı bir pozisyon olduğunu düşünüyorum. Bu grubun çok yıllar önceden beri en fazla siyasi mücadelesini verdikleri dava olan Kürt sorununun çözümü konusunda bugün AK Parti düşmanlıkları nedeniyle "AK Parti çözecekse varsın çözülmesin" tavrına girmeleri, geldikleri noktanın çok trajik bir göstergesidir.

KÜRT OYLARI ERDOĞAN'A GİDER
-Türkiye seçim gündeminin yanısıra çözüm sürecini de yürütüyor. Sürecin gidişini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye'de çözüm sürecinin başından bu yana, uzun vadeli bir siyasi ittifaka dönüşmeye başlayan AK Parti ile Kürt siyasi hareketinin ittifakına şahit oluyoruz. Bunun da çok köklü bir siyasi ve sosyolojik temeli var. Bu iki parti de önemli temsil kabiliyetine sahip partiler. İki parti de Kemalist rejimin dışladığı ve mağdur ettiği iki büyük kesimi temsil ediyor. Eski rejim tasfiye olurken doğal olan bu iki kesimin ittifak yapmasıydı. Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde eğer seçim ikinci tura kalırsa bu ittifak çok daha açık bir şekilde ortaya çıkacak. Bugün bu kadar reformdan sonra herhalde Kürtlerin başka bir partiye oy vermesi artık olağandışı bir şey olur. Ben bu ittifakı sadece bir seçim ittifakı olarak görmüyorum. 2015'ten sonraki dönemde bir inşa süreci yaşayacağız. Önümüzdeki orta vadede bu ittifakın derinleşeceğini ve ilerleyeceğini düşünüyorum.
#Sayfa#
BAŞKANLIK SİSTEMİNE DOĞRU GİDİYORUZ
-Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda, yasanın tanıdığı bütün hakları kullanacağına vurgu yapıyor. Sizce fiili olarak Başkanlık sistemine mi geçiyoruz?

Erdoğan ile müstakbel Başbakan arasında gelecekteki ilişki hakkında bir şey söylemek zor. Çünkü halkın seçtiği Cumhurbaşkanı deneyimini ilk defa yaşayacağız. Bu süreç işlemeye başladığı zaman yani yaşarken öğreneceğiz. Yani sorunları çöze çöze ilerleyeceğiz. Bu süreç kendi geleneklerini, kendi teamüllerini, usüllerini oluşturacak. Başkanlık sistemi ile Parlamenter sistem arasındaki Türkiye'ye özgü bir alanda kalacağız bir müddet. Hiçbir yazılı kural iki insanın, iki makamın yani Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın ilişkilerini net bir şekilde çizemez. Bu ilişki özgün bir ilişkidir ve kendi dinamiklerini doğurur. Bu süreci o iki insanın siyasi tecrübesi ve partinin tabanının ve toplumun beklentileri belirleyecek.

PARALEL YAPI İLE UZLAŞILMAZ, HESAPLAŞILIR
-Gülen hareketi-AK Parti arasındaki çatışma 30 Mart seçimlerinden sonra da hız kesmeden devam ediyor. Bu kavga nasıl sonuçlanır?

Uzlaşırlarmı, kavga biter mi, barış olur mu beklentisini son derece yanlış buluyorum. İddia nedir; devlet içinde devletin hiyerarşisinden bağımsız otonom bir yapının varolduğudur. En stratejik kurumlarda yoğunlaşmış, belirsiz, tanımadığımız ve gizli bir yapı kendi çıkarları ve hesapları doğruldusunda çalışıyor. Böyle bir yapının varlığından bahsediyorsak iktidarın tepesi ile bu yapının tepesinin bir yerlerde uzlaşması halka karşı işlenmiş bir suçtur. Bu yapıya biz neden karşıyız. Halk açısından bir tehdit oluşturduğu için. Erdoğan yarın kalkıp "arkadaşlar tamam biz aramızda anlaştık" dese halkın itiraz etmesi lazım. Dolayısıyla paralel yapı ile uzlaşma, anlaşma mümkün değil.

ARTIK SOMUT DELİLLERLE DAVA AÇILMASI GEREKİR
-Paralel yapı ile mücadelede hukuki adımların atılması konusunda yargıda bir direnç olduğu iddia ediliyor. Bu konuda sizin gözlemleriniz nelerdir?

Bu yapının varlığını Balyoz ve Ergenekon davalarında gördük. Adana'daki MİT operasyonunda gördük. Yasadışı dinleme olaylarında gördük. Başbakanlığa yerleştirilen böcekte gördük. Dışişleri Bakanlığı'ndaki dinleme olayında gördük. 17 Aralık ve 25 Aralık sonrasında 30 Mart seçimlerine yönelik topyekun bir saldırıya dönüştüğünü gördük. Bunlar inkar edilmez gerçekler. Türkiye'de herkesin kanaati oluştu. Ancak kanaatlerle hukuki adımlar atılmaz. Artık bu suçlamalar somut iddianameler haline gelmesi gerekir. Demokratlar olarak bu defa geçtiğimiz dönemde yaptığımız hatalardan ders çıkarmamız lazım. Balyoz ve Ergenekon iddianamelerinin zayıf tarafları, hileleri, bir yapının siyasal hesaplaşma aracı haline getirerek hukuki bir yargılamanın dışarısına çıkarmasının bedelini bugün bütün Türkiye ödüyor. Aynı hatayı tekrar yapmamak gerekir.

PARALEL ETKİ, DARBE DAVALARINA BÜYÜK ZARAR VERDİ
-Paralel yapının Balyoz ve Ergenekon davalarına olan özel ilgisi bu davalara güvenin azalmasına neden olduğunu düşünüyor musunuz?

Balyoz ve Ergenekon davalarının başından bu yana "bu davaların yeterince güçlü olduğunu, bu davaların hukuka uygunlugunun önemli olduğunu, ilaveler ve zorlamalar yapılmasının tam tersi etki yapacağını" söyledim. Otonom yapının savcılarının, hakimlerinin şimdi daha net olarak öğrendiğimiz faaliyetleri dolayısıyla bu davalar kamuoyu nezdinde güvenirliliğini yitirdi. Şimdi birtakım generaller kahraman edasıyla tahliye oldular ve büyük büyük laflar ederek siyaset yapmaya başladılar. Bu zor hazmedilecek bir durum. Adet yerini bulsun diye değil gerçek anlamda bir yargılamanın yapılması gerekiyor. Böyle yapılırsa bir grup aklanacaktır ama darbeleri planlayanların mahkum olacağına inanıyorum. Çünkü çok sağlam deliller var ortada.