X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Erdoğan: Belki de bir çocuk son nefesini veriyordur
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Erdoğan: Belki de bir çocuk son nefesini veriyordur

  • Giriş Tarihi: 16.10.2015 16:04 Güncelleme Tarihi: 16.10.2015 19:29
Erdoğan: Belki de bir çocuk son nefesini veriyordur
Erdoğan: Belki de bir çocuk son nefesini veriyordur

, 1'inci Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi kapanış oturumunda konuştu. Erdoğan mülteci sorunuyla ilgili, "Belki şu anda Akdeniz'de Ege'de umut yolculuğunda mülteci bir çocuk annesinin kucağında son nefesini veriyordur." dedi.

, esenlik ve sükun beldeleri olması gereken ülkelerin, ne yazık ki bugün kan, gözyaşı ve çatışmalarla anıldığını belirterek, "Hemen yanı başımızda, Suriye'de bizzat rejim tarafından en gelişmiş silahlarla, varil bombalarıyla, keskin nişancıların namlularının ucunda sönen hayatlar, yıkılan şehirler, yağmalanan bir miras var" dedi

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, OBAMA İLE GÖRÜŞTÜ

Erdoğan, 1. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi'nin kapanış oturumundaki konuşmasında, katılımcıları, medeniyetlerin başkenti İstanbul'da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Diyanet İşleri Başkanlığı'na, Başkan Mehmet Görmez'e ve ekibine, destek veren tüm kurumlara teşekkür etti.

Güneydoğu Asya'nın yaklaşık 1,2 milyar Müslüman nüfusun yaşadığı, tarih boyunca İslam medeniyetini zenginleştiren, güçlü bir ilmi geleneği temsil eden, önemli alimler yetiştiren bir coğrafya olduğunu ifade eden Erdoğan, bugün sona eren zirvenin Türkiye ile Asya Pasifik ülkeleri arasındaki kadim dostluğun, dayanışmanın ve iş birliğinin artmasına, gönül ve muhabbet köprülerinin daha da güçlenmesine vesile olması temennisinde bulundu.

Erdoğan, kesret içinde vahdet, hikmet ve barışı birlikte düşünmek temasının, bugün eksikliği hissedilen mühim bir hususa işaret ettiğine inandığını vurgulayarak, bu zirvenin sadece Türkiye ve katılımcı ülkeler için değil tüm İslam coğrafyası ve insanlık için hayırlara vesile olmasını Allah'tan niyaz ettiğini söyledi.

İstişarenin, Kur'anda ve Peygamber Efendimizin hadislerinde her işin başının, doğru ve isabetli karar vermenin anahtarı olarak ifade edildiğini belirten Erdoğan, bu konuda ayetlerden ve Peygamber'in hadislerinden örnekler verdi.

ERDOĞAN: MADEM TÜRKİYE'SİZ OLMAZ, NİYE AB'YE ALMIYORSUNUZ?

Erdoğan. şöyle devam etti:

"Bugün İslam coğrafyasında karşı karşıya kaldığımız birçok sorunun temelinde meşveretin terk edilmesi, istişarenin ihmal edilmesi vardır. Bugün ümmet olarak yaşadığımız rahmet kıtlığının sebebi işte budur. Şu anda ümmetin vahdetinden, birliğinden bahsedemeyiz. Dünyada ümmet şu anda param parça. Ümmetin birliğini tesis etmek için işte bu toplantıların çok çok önemli olduğuna inanıyorum. Sizler de bilfiil hissediyor, takip ediyor, şahit oluyorsunuz. Türkiye'nin sınır komşuları başta olmak üzere, Afganistan'dan Libya'ya, Yemen'den Arakan'a kadar çok geniş bir coğrafyada Müslümanlar son derece sancılı dönemlerden geçiyor. 'Allahu ekber' diyerek, 'Allahu ekber' diyen kardeşini öldürenleri görüyoruz. Bunu nasıl izah edeceğiz. Bunu nereye yerleştireceğiz. Esenlik ve sükun beldeleri olması gereken ülkeler ne yazık ki bugün kan, gözyaşı ve çatışmalarla anılıyor. Hemen yanı başımızda Suriye'de bizzat rejim tarafından en gelişmiş silahlarla, varil bombalarıyla keskin nişancıların namlularının ucunda sönen hayatlar, yıkılan şehirler, yağmalanan bir miras var. Bir tarafta 'Müslümanım' diyerek, 366 bin vatandaşını katleden, devlet terörü estiren bir katil var. Ama ne diyor? 'Ben Müslümanım' diyor. Bu nasıl Müslüman? Bunu bir başka Müslümana sorduğumuzda aldığım cevap şu. 'Ama o İsrail'e karşı' diyor. Peki o 366 bin kişi acaba İsrail'e imanın bir gereği olarak karşı değil mi? Onlar da karşı. Peki hangi ölçüyle, bombalar yağdırmak suretiyle sen o kardeşlerini öldürüyorsun?"

- İstişare mekanizmasının etkin şekilde işletilmesi

Erdoğan, 12 milyon insanın şu anda Suriye'de evlerinden kaçmış vaziyette olduğunu, bunun 5 milyonunun Türkiye, Lübnan ve Ürdün'de, 7 milyonunun da maalesef kendi ülkesinin içinde evinden ayrıldığını, adeta Türkiye'de zaman zaman olduğu gibi "Öz yurdunda garip, öz vatanında parya" olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yaşamayı, yaşatmayı, ihya ve imar etmeyi düstur edinen, düşmanın bile kendisinde hayat bulması gereken bir dinin mensupları, etnik ve mezhep temelli fitneler sebebiyle birbirlerinin hayatlarına kastediyor. Bu manzara, karşı karşıya bulunduğumuz sorunlara yenilerini ekleyerek bizi her gün çok daha sıkıntılı bir geleceğe doğru sürüklüyor. İçinde bulunduğumuz bu karamsar tablodan bizi selamete ulaştıracak, çıkış yolunu gösterecek pusula istişaredir, vahdettir. Bütün ön yargılardan arınarak, temiz bir kalp ve halis bir niyetle yapılacak istişareler, İslam coğrafyasının sıkıntılarına çözüm arayışında en kıymetli vasıtamız olacaktır" diye konuştu.

- "İslam alemi töhmet ve zan altında bırakılmak isteniyor"

İstişare mekanizmasının etkin şekilde işletilmesinin, güncel, siyasi, dini, ekonomik ve sosyal meselelerin çözümüne katkı sağlayacağını belirten Erdoğan, "Bu gerçek apaçık ortadayken, istişare, sorunlar karşısında sık sık başvurulan bir kural olmaktan ziyade bir istisna haline dönüştü. Maalesef Müslümanların bir araya geldikleri ortak zeminlerin giderek azaldığına, ayrılıkların derinleştiğine, meşveretin kaybolduğuna şahit oluyoruz. İletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesiyle dünya küçülürken, sınırlar anlamını kaybederken, ne yazık ki Müslüman toplumlar arasına yeni duvarlar, yeni sınırlar örülüyor. Terör örgütleri, kime ve neye hizmet ettikleri meçhul caniler üzerinden 1 milyar 700 milyonluk İslam alemi töhmet ve zan altında bırakılmak isteniyor" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Müslümanlara karşı sistemli bir karalama kampanyasının küresel ölçekte yürütüldüğünü herkesin bildiğini vurgulayarak, özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında başlayan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki son gelişmelerin etkisiyle körüklenen bu menfi algının her geçen gün zemin kazandığının da görüldüğünü kaydetti.

İslam dininin yürütülen tüm bu propagandalardan, kendisine biçilen elbiselerden, özellikle kendi mensuplarının ona yaptığı fenalıklardan azade olduğunu da bildiklerini dile getiren Erdoğan, ancak bu algıyı pekiştiren ve algının oluşmasına yol açan hataların da görmezden gelinemeyeceğini vurguladı.

Erdoğan, "Eşyayı dahi incitme' diyen medeniyetin mensupları şayet bugün bunu düşman dahi yapmaz diyebileceğimiz zulümleri birbirine reva görüyorsa burada yanlış giden bir şeyler var demektir" dedi.

Müslümanların, başkalarını suçlama kolaycılığına kaçmadan, ötekine işaret etmeden, kendi kendini sorgulamak ve iç muhasebesini hep birlikte yapmak zorunda olduğunu belirten Erdoğan, İslam dünyasını kan ve ateş denizine çeviren sürecin arkasında hangi dinamiklerin, ihmallerin ve kirli hesapların olduğunun görülmesi gerektiğini söyledi.

- "Müslümanlar kardeştir"

"Kendi çatışmalarını bizim üzerimizden yürütmek, bizi birbirine kırdırmak isteyenlere karşı uyanık olmalıyız" ifadesini kullanan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Müslümanlar arasında körüklenen ayrışmaların ve ekilen fitne tohumlarının geleceğimize konulan ipotekler olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Aynı dinin mensubu olan kardeşlerin, sapkın ideolojiler, küçük çıkarlar ve gelip geçici iktidar adına birbirlerine silah doğrultmalarına daha fazla tahammül gösteremeyiz. Peygamber Efendimiz, veda hutbesinde ümmetini bekleyen bu tür tehlikelere işaret ederken çözüm yollarını da göstermiştir. Ümmetine ve insanlığa iki emanet bıraktığını buyuran Peygamberimiz, bunlara sahip çıkıldığı takdirde felaha erileceğini müjdelemiştir. Hazreti Nebi'den bize miras kalan emanetler Kur'an-ı Kerim'dir, sünnettir. Bunlarla birlikte bize bırakılan bir diğer emanet de 'Müslümanlar kardeştir'. Bu emirdir. 'İstersem kardeş olurum, istersem kardeş olamam' diyemezsin. Müslümanlar kardeştir. Öyleyse bu kardeşliğin gereğini yerine getirmemiz lazım. Hazreti Peygamber, hayatı boyunca İslam toplumunun üzerinde bina edildiği bu temeli kurmak ve güçlendirmek için çaba harcamıştır. Bir annenin çocukları anlamına da gelen ümmet kavramı, Müslümanlar arasındaki ilişkilerin ve kardeşlik hukukunun aslında belirleyicisidir. Resulü Ekrem, ashabını ve ümmetini aynı sofranın, aynı lokmanın, aynı mücadelenin, aynı sevincin ve kederin ortağı yapmıştır. Komşuyu komşuya neredeyse birbirlerinin mirasçısı olacak kadar yakınlaştırırken, mümin ile mümini bir elin kenetlenmiş parmakları gibi, bir duvarın birbirine geçmiş tuğlaları gibi bir ve beraber görmüştür. Ümmet olmak, Senegalli Ahmet ile Malezyalı Abdullah'ı, Filistinli Sümeyye ile Pakistanlı Hatice'yi, Haitili Muhammet ile Afganistanlı Eşref'i, Açeli Hüseyin ile Arakanlı Aziz'i aynı milletin birer ferdi olarak görmektir. Biz buyuz."

HDP'Lİ BELEDİYE'DEN HZ. PEYGAMBER'E SAYGISIZLIK!

- "İslam'ın sahih yorumları hedef alınıyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Bugün sadece Müslümanlar değil, bizatihi İslam'ın sahih yorumları hedef alınmaktadır. Buna çok dikkat etmemiz lazım. Müslüman coğrafyanın fay hatlarıyla bilinçli bir şekilde oynanmaktadır. Kadim bir medeniyetin temsilcileri olan Müslümanlar, -açık ve net olarak söylüyorum- bir beka mücadelesi, bir varlık yokluk mücadelesi vermektedir. Üzülerek belirtmek isterim ki dün El Kaide, bugün DAİŞ benzeri, tek sermayesi dini istismar etmek ve acımasız bir silah gibi kullanmak olan yapılar geleceğimizi tehdit etmektedir. Bunların İslam'la alakası yoktur. Biz böyle bir İslam öğrenmedik. Kur'an'la ilişkisi lafzi ve harfi, sünnetle ilişkisi zahiri ve şekli olan bu anlayış ilim ve irfan mirasımızı yok etmektedir. Dikkat ederseniz, en cani cürümleri işlemekten çekinmeyen bu örgütlerin hedefinde sadece Müslümanlar vardır. Bu örgütler medeniyetler arası değil medeniyet içi çatışma isteyen, siyaset mühendisliklerinin en kullanışlı, en vahşi araçlarıdır. Bu tarz yapıların, Müslümanların dini duyarlılıklarını rehin almasına, belli çevrelerce Müslümanları tedip etmek, öz güvenlerini yok etmek için kullanılmasına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bu mücadelede bizim en büyük silahımız ferasetimizdir, basiretimizdir, kadim medeniyet mirasımızdır. Bu zorlu süreci neticeye ulaştıracak yegane araç, kardeşliğimizdir. 'Kesret içinde vahdet' olmayı başarabilmektir."

Böylesi zirve gibi zeminlerde alimler, dini kanaat önderlerinin artık ellerini, gerekirse gövdelerini taşın altına koyarak bu sorunu sahiplenmek mecburiyetinde olduğunu kaydeden Erdoğan, aksi takdirde herkesin büyük vebalin altına girmiş olacağını ifade etti.

- "Biz sadece Allah'ın rızasını tahsil için bu yolda koşturuyoruz"

Toplantı sürerken Suriye'de, Irak'ta ve Afganistan'da kardeşin kardeşe kastettiğini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Belki şu anda Akdeniz'de, Ege'de, Hint Okyanusu'nda bir yerlerde, umut yolculuğundaki bir mülteci çocuk, annesinin kucağında son nefesini veriyor. Yine her an Afrika'da bir baba açlıktan eriyen çocuklarına yiyecek götürememenin mahcubiyetiyle kıvranıyor. Artık hepimizin şu gerçeğin farkında olması gerekiyor. Uluslararası sistem inanın bizim sorunlarımıza çözüm üretemiyor. Böyle bir derdi de bulunmuyor. Bizim 2014 yılı sonu itibarıyla dünyada fakir fukaraya, garip gurebaya aktardığımız nakit 4,5 milyar dolardır. ABD, İngiltere ve biz... İlk üçü oluşturuyoruz. Biz bu anlayışımızdan asla şu ana kadar da geri durmadık. Durmayacağız. İşte Suriye'de olduğu gibi. Şu ana kadar 8 milyar dolar biz harcadık. 2,5 milyon insanı şu anda ülkemizde misafir ediyoruz ama birileri bakıyorsunuz, '30 bin kişi alabiliriz' diyor, öbür taraftan da hemen Nobel'e aday gösteriliyor. Bizde 2 milyon 500 bin insan var. Nobel'e meraklı olduğumuz için konuşmuyorum bunu, yani bu sistemin ne denli siyasallaştığını göstermek için söylüyorum. Lafını yaptıkları anda Nobel ödülü alıyorlar. O ödül sizlerin olsun. Bugün sabah G20 öncesi Kadın 20 toplantısı vardı, orada da söyledim. Sipariş üzere ödüller dağıtılıyor. Biz o ödülleri filan, böyle bir şeyi arzu etmiyoruz, biz sadece Allah'ın rızasını tahsil için bu yolda koşturuyoruz."

- "Müesses nizam mazlumu zalim karşısında koruyamıyor"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı sonrasında temeli atılan, İkinci Dünya Savaşı sonrası da tahkim edilen müesses nizamın, mazlumu zalim karşısında koruyamadığını da kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dünyanın kaderi ne yazık ki BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 daimi üyenin iki dudağı arasına bırakılmıştır. Böyle bir adalet olabilir mi? 200'e yakın dünyada devlet var, bunların 196'sı BM üyesi ama 5 tane BM Güvenlik Kurulu daimi üyesinin bir tanesinin dudağı arasında. 'Hayır' derse hayır, 'Evet' derse evet. Böyle bir şey olabilir mi? Onun için biz ne diyoruz? 'Dünya 5'ten büyüktür' diyoruz. Tabii bunun için de bizi sevmiyorlar. 'Sen nasıl dünya 5'ten büyüktür' dersin? Ne diyecektik? Yani bir kişinin iki dudağının arasına dünyayı nasıl mahkum edersiniz? Birinci Dünya Savaşı'nın şartlarıydı, geldi geçti. Bunların değişmesi gerekir. Bunun mücadelesini, kavgasını veriyoruz. 5 ülkenin çıkarı Suriye, Libya ve Irak'ta olduğu gibi milyonlarca insanın geleceğini rehin almaktadır. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bizler Müslümanız. Adaletsizlik karşısında sessiz kalamayız. Sesimizi yükseltmek, hak ve adalet beklentilerimizi yerine getirmek, çarpıklıkları gözler önüne sermek zorundayız. İşte bu anlayışla Türkiye olarak 'Dünya 5'ten büyüktür' diyoruz. Mevcut sistemin muktedirlerinden gelen tepkilere, bizi vazgeçirme çabalarına rağmen tüm dünyanın barış ve huzuru için bu çağrımızı her fırsatta tekrarlıyoruz. Zira biz, merhamet medeniyetinin mensuplarıyız."

"Bizim ruhumuzun rengi, acılarımızın şifası, merhamettir. Merhametin olmadığı yerde insaf yoktur, insan yoktur" diyen Erdoğan, Türkiye'nin hem küresel hem de yakın coğrafyasında yüreğini ortaya koyarak yaptığı çağrıların esasen hak, adalet çağrısı olduğu kadar merhamet çağrısı olduğunu söyledi.

Bu çağrının öncelikli muhataplarından birinin İslam coğrafyası olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kim kanın aktığı, canların yandığı, ocaklara ateşlerin düştüğü bu meseleye kayıtsız kalırsa kadim kardeşlik hukukuna yüz çevirmiş demektir. Akan kana seyirci kalan da kan akıtan zalimlerin sırtını sıvazlayan da en kutsal, en mübarek varlık olan insana ve insanlık onuruna karşı aleni hürmetsizlik içindedir. Ne Irak'ta, ne Suriye'de, ne Filistin'de ne de diğer bölge ülkelerinde hiçbir etnik kökene, hiçbir dine, hiçbir mezhebe karşı ön yargılı değiliz, mesafeli değiliz. Bugün ülkemizde ensar bilinciyle misafir ettiğimiz 2,5 milyon Suriyeli ve Iraklı'nın arasında her inançtan, her kökenden, her mezhepten insan var. Hiçbirine farklı gözlerle bakmadık, bakmıyoruz. Şunu burada net ve kesin olarak bir kez daha ifade etmek isterim. Biz kurtuluş mücadelesi veren Suriyeli kardeşlerimize, demokrasi mücadelesi veren Mısırlı kardeşlerimize, Mescid-i Aksa'nın onurunu, kutsiyetini, mahremiyetini savunarak tüm Müslümanların izzetini koruyan Filistinli kardeşlerimize, onurlu bir yaşam mücadelesi veren Arakanlı kardeşlerimize, barış, huzur ve istikrar isteyen Afganistanlı, Yemenli, Libyalı kardeşlerimize işte bu anlayışla sahip çıkıyor, destek oluyoruz. Bizim için geçtiğimiz yaz, Andaman Denizi'nde mahsur kalan Rohingyalı ve Bengal kardeşlerimizin acısıyla Ege Denizi'nde boğulan Aylan bebeğin acısı aynıdır."

Diyanet İşleri Başkanlığı, Kızılay, AFAD ve sivil toplum kuruluşlarının dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanların yaralarını sarmanın çabası içinde olduğunu dile getiren Erdoğan, bundan sonra da aynı samimiyetle, aynı hissiyatla tüm mağdurlara, mazlumlara el uzatmaya ve yardımcı olmaya devam edeceklerini söyledi.

- "Radikal akımlara kapılan gençlerimizi, aydınlığına yöneltecek olan sizlersiniz"

Erdoğan, yaşananları doğru kavramak kadar doğru olanı hayata geçirmek için çaba göstermenin önemine işaret ederek, ortaya çıkan tablo karşısında yeni bir yaklaşım geliştirmenin, meselelere cevaplar üretmenin, devlet adamlarıyla birlikte bilim insanlarının ve din adamlarının da sorumluluğunda olduğunu belirtti. Erdoğan, salondakilere şöyle seslendi:

"Bizi, toplumlarımızı sırat-ı müstakim üzere tutacak olan halis niyetimiz ve ibadetlerimiz yanında sizin gibi kanaat önderlerimizin, ariflerimizin, alimlerimizin rehberliğidir. Bir hakikat tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor. Bugün tüm dinler arasında 23 yaş ortalamasıyla en genç toplumu dünyada Müslümanlar oluşturuyor. İstikbalimiz olan gençlerin İslam'ı doğru öğrenmeleri, benliklerini yitirmemeleri için hep birlikte çalışmalıyız. Ümmetin zedelenmiş hafızasını onaracak, yaralanmış bilinçlere şifa verecek, Müslüman nesillere rehberlik edecek en başta sizlersiniz. Radikal akımlara kapılan gençlerimizi, kör ideolojilerin elinden çekip alarak ilmin ve hikmetin aydınlığına yöneltecek olan yine sizlersiniz. İslam'ın sahih anlayışını yaşayarak anlatacak ve geleceğe taşıyacak olan, ömrünü ilme vakfetmiş olan, peygamberlerin varisleri olan sizin gibi alimlerimizdir.

İslam dünyasının ya da Müslümanların bugünkü tezahürü, görünümü, ahvali her ne olursa olsun, bu din aziz bir dindir, İslam kelimesinin de ifade ettiği üzere insanı kendisi ve yaşadığı çevreyle sulh içinde kılan bir barış dinidir. Bugün sözde barışla sokaklarda, caddelerde, ülkemizde terör estirenler var. Bu kavram asla onların kavramı değildir. Bu kavram, gerçek inananların, Müslümanların kavramıdır. Çünkü bizim dinimiz İslam, kökeni itibarıyla zaten barışa davet ediyor."

Asr Suresi'nde "Asra yemin olsun ki muhakkak ki insan ziyandadır, ancak iman edenler ve salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye eden istisnadır" buyrulduğunu aktaran Erdoğan, sözlerini, "Biz, hakkı, sabrı tavsiye edeceğiz. Biz hakkı, hakikati söylemeye devam edeceğiz. Rabbim bizi Kur'an ışığından, habibi, sevgilisi Muhammed Mustafa'nın mübarek yolundan ayırmasın. Allah kardeşliğimizi daim kılsın, muhabbetimizi ebedi kılsın. Zirvenin, Türkiye ve Asya-Pasifik Müslümanlarıyla birlikte tüm dünya Müslümanları için yeni bir başlangıca vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Ülkelerinize ve toplumlarınıza, bizim dostluk ve kardeşlik mesajlarımızı iletmenizi, selamlarımızı götürmenizi sizlerden özellikle rica ediyorum" diyerek tamamladı.

Konuşmaların ardından Erdoğan, zirve katılımcılarıyla fotoğraf çektirdi.