Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İstanbul aşığı birkaç İtalyan

Giriş Tarihi: 31.1.2016
İstanbul aşığı birkaç İtalyan

Kimi Türkiye'ye transfer olacağını duyduğunda gelmemek için direnmiş, biri "Altı ay kalır dönerim" demiş... İşleri gereği yolları Türkiye'den geçen bu beş mutfak adamı: Giovanni Terracciano, Giuseppe Pressani, Danilo Zanna, Luigi Mariconda ve Antonio Lombardi artık "Bizi bu şehirden kimse ayıramaz" diyor...

Bu sayfada gördüğünüz şeflerin birçok ortak özellikleri var. Öncelikle hepsi İtalyan... Ve hepsi işinin erbabı... Dünyanın en lüks otel zincirlerinin, Michelin yıldızlı restoranlarının önemli oyuncuları... Malum İstanbul dünyanın artık önemli gastronomi şehirlerinden biri. Hal böyle olunca iyi şeflerin ülkemize gelmesi de gayet normal. Ama bu beş şefin olayı iş için İstanbul'a gelmeleri değil... Ortak noktaları pek de hevesle gelmedikleri bu şehre ilk anda âşık olmaları ve ülkelerini bırakıp İstanbul'a yerleşmeleri... Her biri İstanbul'un en sükseli restoranlarının başında... Ama o kadar bizden biri olmuşlar ki her an bir sokak tezgahında midye dolma yerken, balık halinde pazarlık yaparken ya da sebze pazarında biber seçerken görebilirsiniz. Beşiyle birlikte Levent'teki Mövenpick Otel'de mutfağa girdik. Hem İstanbul'daki hayatlarını öğrendik hem de çok eğlenceli bir çekim gerçekleştirdik... Bir de üstüne restorana gelen yerli müşterinin yeme alışkanlıklarını konuştuk... İşte çok yakın arkadaş olan ve biri yeni bir mekana geçtiğinde hemen yardıma koşup mutfakta beraber yemek pişiren beş İtalyan şefin, Giovanni Terracciano, Giuseppe Pressani, Danilo Zanna, Luigi Mariconda ve Antonio Lombardi'nin İstanbul maceraları...

DANILO ZANNA

Avrupa'da kadınlar Türk kadını kadar güçlü değil

DanIlo Zanna atv'de yayınlanan Elin Oğlu ve Planet Mutfak ve TRT1'de yayınlanan yemek programlarıyla birçoğumuzun gönlünü kazandı bile. Kendi çabalarıyla üç yıldır Türkçe öğrenmeye çalışan Zanna evli ve bir çocuk babası. Özellikle Antep mutfağına âşık olan şef, bazı kültürel farklılıkları anlamakta zorlansa da şimdilerde iyi bağlama çaldığını hatta Türk kahvesi içtikten sonra falını kapattığını anlatıyor.
- Şef olmaya nasıl karar verdiniz?
- Karar vermedim ben böyle doğdum. Floransalıyım ve bütün ailem şef. Amcalar, teyzeler hepsi şef. Küçükken de hep restoranda büyüdüm. Ama İtalyan edebiyatı okudum. Hayat için başka yol seçmiştim. Okurken de restoranda çalışıyordum. Sonra amcamın yanına Londra'ya gittim. Aileminki dışında bir restoranda çalışınca işi çok sevdiğimi anladım. İtalya'ya dönüp gastronomi okumaya karar verdim.
- Türkiye'ye niye geldiniz?
- Bir arkadaşım davet etti, tatile geldim. Dışarı çıktım, o gece bir kızla tanıştım ve âşık oldum. Sürekli o İtalya'ya geliyordu. Kayınbirader Türk Hava Yolları'nda çalışıyordu zaten. Evlendik ve Şangay'a gitmek için hazırlanırken eşim hamile kaldı. Biz de burada kalmaya karar verdik ve Ortaklar'da restoran açtım. Küçük bir pizzacıydı. Bir gün Derya Baykal restorana geldi ve beni programa davet etti. Bütün sezon çıktım. Sonra Zahide Yetiş program teklif etti ve televizyon başladı.
- Burada yaşamak sizin için zor mu?
- Kolay. Gerçekten insanlar çok sıcak. Ama dil ve kültürel şeylerden zorlandığım oldu. Türkçe çok zor bir dil. Kendi kendime öğrendim ama hâlâ tam olarak çözemedim
- Sokakta kolay yaşayabiliyor musunuz?
- Hiç zorlanmadım bana çok kolay geliyor. Bazen Yenibosna, Güneşli, Bağcılar tarafına giderken şoföre ben söylüyorum nereden sapması gerektiğini.

FAL BİLE BAKIYORUM
- Siz lahmacun seviyor musunuz?
- Bayılıyorum ama ben limonlu yiyorum. Bir tek çaya alışamadım, içemiyorum. Demleme çay içince kalp krizi geçiriyorum sanıyorum. Türk kahvesiyle aram çok iyi. Fal bile bakıyorum, o derece... Çözdüm o işi.

SALATAYI ORTADAN YİYORSUNUZ
- Sizi neler şaşırttı?
- Herkesin salatayı ortadan çatallaması çok şaşırttı, çok ayıp geldi. Restorana gidince biz başlangıç, ana yemek, tatlı sırayla yeriz. Türkiye'de mezeler ve ana yemekler, hepsi masanın üstünde duruyor. Evde de öyle. Pilav, et, hepsi masada duruyor. Önce birini yiyip, sonra diğeri gelsin diyordum ama artık alıştım. Ben de salatayı ortadan yiyorum. Ama ekmek banmıyorum, ona hâlâ alışamadım. Bir de eve girerken ayakkabıyı dışarıda bırakmanızı anlamıyorum. Bu bizim için acayip ayıp. İlk gördüğümde çok şaşırdım. Ben eve gelen misafire söyleyemem, çok ayıp.
- Türk mutfağıyla aranız nasıl?
- Antep mutfağına aşığım. Sürekli Antep'e gidiyorum, dersler aldım ve alıyorum da. Soğan kebabı, kuru patlıcan dolmasına kadar hepsini yapıyorum. Bizde de kuru patlıcan dolması var ama yapım aşamaları çok farklı. Erzurum Cağ kebabını kilolarca yiyebilirim. Künefeyi de unutmayalım. Ama İstanbul'daki künefeler genelde gerçek değil. Zaten İstanbul'daki birçok yöresel yemek orijinal değil.
- En sevdiğiniz adresler nereleri?
- Karaköy'ü çok seviyorum. Benim tarzım kesinlikle Karaköy.
- Türk insanın yemekle imtihanını sorsam...
- Mesela televizyonda bir gün portakallı künefe yaptım. Kimse tadına bakmadan, ismini duyunca "Olamaz" diye tepki gösterdi. Türkler yeni tatlardan korkuyorlar. Benim restoranımda mercimek çorba istiyorlardı. İtalyan restoranında ne işi var mercimek çorbasının! Bir de hiçbir İtalyan şef burada gerçek pizza yapmıyor. Burada lahmacun gibi ince ve çıtır pizza istiyorlar.
- Türkçe müzikle aranız nasıl?
- Bağlama çalıyorum. Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses'i ve Bülent Ersoy'u İtalya'dan biliyordum. Buraya gelince Ebru Gündeş aşkı başladı. Nasıl bir sesi var kadının...
- Türk kadınları...
- Çok güzeller ve sertler. Ben seviyorum. Avrupa'nın hiçbir yerinde bu kadar güçlü kadın görmedim. Mısır'da, Tunus'ta kadınlar daha farklı. Burada tam tersi. Erkekler burada hiçbir şeye yaramıyor, her şeyi kadınlar yapıyor. Bunu daha Türk erkekleri anlamamış ama.

ARKADAŞINA GÖNDER
İstanbul aşığı birkaç İtalyan
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz