YAZARA MAİL GÖNDER Bulaşık işler

YAZARLAR

Türkiye Cumhuriyeti, dedikleri gibi, uzun süre Ortadoğu'ya "bulaşmadı"... Balkan yarımadasına bulaştı ama Balkan Paktı'yla... Gücümüzün yettiği ve işimize gelen yere bulaşırız ağabey!
Bu hiçbir işe yaramadı, önce Balkan ülkeleri su koyuverdiler, sonra da Almanya onları yuttu. Pakt ayakta kalsaydı, acaba Türkiye onları nesiyle koruyacaktı? Alman ordusuna karşı silahlı direnişle mi?
Peki, Hatay'ı almak Ortadoğu'ya bulaşmak olmuyor muydu? Hatay Güney Amerika'da mıydı? Madem Lausanne Antlaşması'na bu kadar saygılıydınız, Hatay'ı niçin aldınız?
Bu sorular hiç sorulmaz bizim basınımızda, "yurtta sulh cihanda sulh" lafı papağan gibi tekrarlanır. (Hariciye mahfillerinde soruluyor mu ki?)
Atatürk'ün ve bütün Kemalist bürokrasinin "aman Ortadoğu'ya bulaşmayalım" endişesi, Arap dünyasına ve kültürüne karşı duydukları geleneksel nefretten olduğu kadar, "aman Batılı emperyalistlerin arka bahçesine girmeyelim, ayaklarına basmayalım" kaygısından da kaynaklanıyordu!
Çünkü Ortadoğu'da bağımsız devlet yoktu, hep yabancı idaresinde "mandat'lar" vardı.
Türkiye Ortadoğu'ya istese de bulaşamazdı! Bulaştırmazlardı.
Böyledir, bir dönem istesen de bulaşamazsın, bir dönem istemesen de bulaştırırlar.
Türkiye Ortadoğu'ya bulaşmasın... Peki, Türkiye'yi alıp başka bir yere taşırsanız, bulaşmaz.
Bizi istemeyen Fransa ve Almanya'ya mı bulaşalım, çökmüş batmış Akdeniz ülkelerine, İspanya'ya, İtalya'ya mı? Hiçbir yere bulaşmayalım, devekuşu gibi kafamızı kuma gömelim. CHP taraftarı şarkıcı ve yazarlar bunu istiyorlar.
İyi, ama siz de Esad'ı desteklemek için Suriye'ye iki kere heyet göndermeyeceksiniz, kabul mu? Yirmi üç yıl önce Saddam'ı açık seçik desteklerken de Ortadoğu'ya bulaşmamış oluyordunuz herhalde...
Geliniz gerçekçi olalım. Türkiye'nin Ortadoğu'ya sizin deyiminizle bulaşmaması, 1923 yılında mümkündü, 1933 yılında mümkündü, 1943, 1953, istediğiniz kadar çoğaltınız, mümkündü.
2013 yılında mümkün değildir.
Hesabını, Ortadoğu'nun bütün dengelerini altüst eden ve Batı'nın "karşı önlem" amacıyla harekete geçmesine yol açan diktatörlerden sorunuz. Hani, Kızılordu'nun Avrupa'nın ortasına kadar gelmesine ve elli yıl da kalmasına yol açan Hitler eşeği gibi!
Esad rejimi mutlaka yıkılacaktır, Türkiye bunu "kendi lehine değerlendirmenin" yolunu arıyor. Yanlış, Türkiye'yi yönetenlerin Esad rejimine karşı çıkmalarında değil, bunun çabuk ve kolay olacağını sanmalarındaydı.
İran'a karşı büyük bir savaş patlarsa da... Bir Doğu-Batı savaşı, isterse bir Sünni-Şii savaşı... Türkiye bu savaşta "aktif taraf" olarak kendini ateşe atacak mıdır, yoksa "savaşmayan destekçi" olmak basiretini gösterebilecek midir? Mesele budur.
Hani, dünya savaşına girmek için savaşın sonucunun iyice belli olmasını bekleyen İsmet Paşa gibi!
Pardon, Almanya'ya 23 Şubat 1945'te savaş ilan eden Milli Şef savaşa girmemişti, değil mi, bulaşmıyordu, daha önce Almanya'ya krom, yani stratejik madde satarken de bulaşmıyordu, ben yanlış biliyor olmalıyım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.