YAZARA MAİL GÖNDER Hadi biraz konuyu değiştirelim

YAZARLAR

Yazının girişi Cem Yılmaz için:
Mozart'ın ölümünden sonra Constanze'nin ikinci kocası Von Nissen'le sekiz yıl oturduğu evi buldum. Cafe Tomasselli'nin üst katı. (Bunun kaynı kimdi, bilemiyorum.)
Bundan sonrası da vatandaş için: Herkes tatilde deniz kıyısına gider, bendeniz yaylaya çıktım efendim. Yüksek tansiyon başka türlüsüne izin vermiyor.
Salzburg'a gittim. Buranın yağmuru meşhurmuş, beş gün boyunca durmadı, hava altı ila sekiz derece, yanımızda yünlü götürmesek oralarda telef olacağız...
Salzburg çok güzel bir taşra kasabası. Nüfusu Mozart'ın zamanında on beş binmiş, çıka çıka yüz elli bine çıkmış. Gezmesi ve oradan kaçması güzel, Yahya Kemal'in Ankara'dan İstanbul'a dönmesi gibi... Mutlaka görülmesi ve fazla da durulmaması gerekiyor, üç günde işi geberttik, sonrası alışveriş.
Zaten bu yüzden, yetiştirdiği en mümtaz evlatlar, Mozart olsun Zweig olsun, bir an önce Salzburg'dan iplerini kırıp kapağı Viyana'ya atmaya bakmışlar. (Viyana da bizim İstanbul ölçülerine göre irice bir kasabadır.)
Avrupa'nın en yüksek intihar oranı da Salzburg'daydı. Yağmurun aralıksız yağdığını, Salzach nehrinin tehlikeli şekilde kabardığını görünce (dağ köylerinde sellere kapılan iki kişi öldü) sordum soruşturdum, yılda en çok yirmi ya da yirmi beş gün güneş yüzü görürlermiş...
Geri kalan günleri de plakçı ve notacı arşınlayarak geçirdik. Bu şehir müzikle yatıyor müzikle kalkıyor. Başka da satacak malı yok. (Her Türk ve Japon turistinin almadan edemediği o ünlü Mozart çikolatasının ve likörünün, üstadın ölümünden tam yüz dört yıl sonra Salzburglu uyanık bir şekerci tarafından haybeden icat edildiğini biliyor muydunuz? Almayın yani, "çakmadır"...)
Salzburg bir nota cenneti, ne ararsan var. Viyana'da Döblinger, burada da Mayrische mağazaları her çalgıcının cenneti sayılırlar. Paris de Berlin de bu konuda nal toplayarak onları izliyorlar.
Lakin CD ya da DVD dedin mi orada dur. Berlin'de, Friedrichstrasse'nin üst tarafında bir "kültür AVM"si vardır ki, Dussmann Kulturkaufhaus, Paris'te kapanan Virgin'in ya da kör topal ayakta duran Fnac'ın satış müdürü gidip görse, oturur utancından ağlar.
Velhasıl biz böyle gayet Atatürkçü bir yaklaşımla klasik müzikle haşır neşir olurken, Türkiye'de olup bitenleri de uzaktan izleyebildik tabii... Bizim uçak kalkmış, olaylar başlamış. Kısmet.
Beni en çok etkileyen, basının heyecanlı tazelerinin "devrim başlıyor" diye attıkları çığlıklar bir yana, sanal ortamlarda o meşkuk "tweet"lerden biri oldu. Gene bir hanım yazıyor:
"Dayanın arkadaşlar! Kırk sekiz saat daha dayanırsak Avrupa Birliği kararıyla hükümet düşürülecekmiş!"
Elvis Presley'in ölmediğine ve uzaylılar tarafından kaçırıldığına inananlar var ama biz onlara da fark atarız icabında...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.