Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bodrum'a tam yirmi beş senedir ayak basmadım, basmaya da hiç niyetim yok. Serseriliği bırakalı epey oluyor. Üstelik ben bir ucundan yakalamak istesem bu sefer doktor bırakmıyor.
Bu anlatacağım da 1986 yılının işidir, Bodrum'da tatildeyim...
Denize giriyoruz, denizden çıkıyoruz, soluklanıyoruz, köylü kılıklı kara bir çocuk sokuldu yanımıza, yanında da bir turist kız. Elbette sarışın. Ölü eşek fiyatına düzenlenen turlardan birine katılmış, İngiliz emekçi sınıfından bir kızcağız.
"Abi sen İngilizce bilir misin?" dedi. "Bilirim, buyur" dedim.
"Bir kere şunu söyle," dedi, "bunun adı Hazel'miş, ben ona Heyzo diyeceğim!"
Söyledik. Kız boş boş bakıyor.
"İkincisi de abi," dedi, "bu yarın memleketine dönüyormuş, bana bilet göndersin, yanına aldırsın."
Bunu da söyledik. Gittiler. Sonra ne oldu, bizim delikanlı "yırtabildi" mi, şimdi Londra'da mı tabakçılık yapıyor Muğla'da mı, bilemem. Yaşlanmıştır da.
Bizim karayağız oğlanların yaşadıkları "tatil aşklarının" temelinde neyin yattığını o gün orada öğrenmiştim.
Ama bu iş, "ar yu disko, ar yu kola, e vat ar yu?" düzeyinde dil bilgisiyle pek yürümüyor...
Oysa kız hazır. Deniz ve güneş için olduğu kadar "oryantal bir erkeğin kollarında aşk" amacıyla da gelmiş... Yatakta başarılı olursan belki Avrupa Birliği'nin göç yolları da açılacak!
Öküzlük etmemek şartıyla.
Öküzlük edersen de serüvenlerini öz vatanında sürdürmek zorunda kalıyorsun. Üstelik kızı öldürürsen, cinsel maceralarını başka bir ortamda daha başka bir şekilde yaşamak zorunda kalırsın, bu da sana kapak olur.
İki gündür izliyorum, Marmaris'te bir "barmen" bir İngiliz kızını kaçırmış. Herkes "eyvah, bunu da mı kesecekler?" diye endişe ederken kız bulunmuş.
Oğlan, "kız dediğin nedir, biri gider biri gelir, şimdi beni gazetede görüp beğenen yeni bir kızla birlikteyim" şeklinde konuşuyor. (Bu "şeklinde konuşuyor" lafına da biterim. "Yurdumuz Balkanlar üzerinden sarkan soğuk ve yağışlı bir hava kitlesinin etkisi altına girdi" ya da "bütün yurtta, dış temsilciliklerimizde ve yavru vatan Kıbrıs'ta törenlerle kutlandı" gibi bir laftır.)
Parasız kalmışlar, aşk bitmiş. Oysa on dokuzuncu yüzyılda İsveç'te, Elvira Madigan namıyla maruf ip cambazı bir kızla, birlikte kaçtığı süvari yüzbaşısı Sixten Sparre, aç kalınca intihar etmişlerdi. Filmi de vardır.
Orası İsveç... Burası Türkiye... Bizim oğlan meğerse geçen yıl da başka bir İngiliz kızını hamile bırakmamış mıymış? Oğlanda vukuat çok. Altı kere içeri girmiş çıkmış. O şimdi barmen.
Bir şey daha demiş: "Kızlar kötü erkek sever, ben de kötü erkeğim" demiş.
Bendeniz onun yaşlarında, kızların "efendi çocuklardan" hoşlandıklarını sanırdım. Aslında "it kopuk sevdiklerini" öğrenmem için zaman geçmesi gerekti. Efendiliği bırakıp itliğe döndüm ama ne birini tam olarak başarabildim ne ötekini, arada kaldım.
Yaş altmışı geçince de birini olsan ne yazar, ötekini uygulasan ne farkeder?
Eee? E'si bu işte, bu sıcakta konu da bu, yazı da bu kadar.
"CHP İstanbul'u ele geçirebilir mi?" diye tartışmaktan da daha sağlıklıdır, şüpheniz olmasın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;