YAZARA MAİL GÖNDER 23 Temmuz 1908 ruhu

YAZARLAR

Rasim Ozan Kütahyalı'yı "oğlum yerinde" görüyorum, üstelik bana gençliğimi hatırlatıyor. O da benim gibi mesleğe gürültülü girdi, çabuk ve hızlı ilerledi, daha da ileri gidecektir. (Gerçi hızını alamayıp bana da "faşist" demişti ama manevi babamanevi oğul arasında olur böyle şeyler...)
Kütahyalı geçenlerde "siyasi literatüre" önemli bir deyim hediye etti: "23 Temmuz 1908 ruhu"... Üzerinde duran pek çıkmadı, altını çizmek görevimdir.
Bu tarih, meşrutiyet ve anayasa devrimidir. Hani okul kitaplarında "İkinci Meşrutiyet Devri" şeklinde öğretilen dönemin başlangıcı.
Fakat bu biraz tuhaf bir devrim oldu.
Devrime yol açan İttihat ve Terakki Cemiyeti ne "tam anlamıyla" iktidara gelebildi, ne de nefret ettiği padişahı devirebildi. (İkincisi için sekiz ay daha fırsat kollamak, İstanbul'da çıkarılan ayaklanmayı beklemek zorunda kaldı, 31 Mart, birincisini de ancak beş yıl sonra darbeyle başarabildi, Babıali baskını...)
Gene de memlekette bir "ruh" estirdi tabii.
Bu ruh, "imparatorluğun bütün halklarına eşitlik ve özgürlük" ruhuydu.
Büyük bir sevinçle karşılandı. Herkes reform bekliyor, bilinen deyimle "imam, papaz ve hahamla kolkola geziyordu"...
Bu ruh geçerli kılınsaydı, devlet, Britanya Commonwealth'i gibi bir "Osmanlı eyaletler topluluğu"na dönüştürülebilirdi.
Çatır çatır çatlayan, dikişleri atan imparatorluğu dağılmaktan, devleti yıkılmaktan kurtarabilecek tek yol buydu.
Lakin, bu ruhu hayata geçirecek, bu programı uygulayacak, bu yapısal ve köklü reformu yapacak "petka" İttihatçılar'da yoktu. Önderleri de kifayetsiz muhteris ve çapsız heriflerdi.
Aslına bakarsanız bu reformun 1908 yılında değil 1808 yılında yapılmış olması gerekirdi ama o zaman da Osmanlı Türkleri'nde ne bu düşünceyi üretecek aydın, ne yürütecek politikacı, ne de uygulayacak kadro vardı. Tanzimat Fermanı'yla da, eh işte azıcık...
İttihat ve Terakki, 23 Temmuz devriminden iki yıl sonra korkunç bir yanlış yaptı.
Kendi devriminin ruhuna yüz seksen derece ters döndü, birdenbire "milliyetçilik" hatta ırkçılık yoluna saptı. (Bunda elbette İtalya'nın Libya'ya saldırmasının da etkisi büyüktü.)
Böylece halkları ayrıştıracak ve birbirine düşman edecek, imparatorluğu bu sefer kesin olarak batıracak en yanlış politikayı da seçmiş oldu! Devlet, onu kurtarmak isteyenlerin elinde can verdi. Yenisini kurdular tabii, ama kör topal gitti.
Peki bu ruh bugün kendine uygulama alanı bulabilir mi? Yoksa cumhuriyet de imparatorluk gibi güme gitmek üzere midir?
Bunun kavgası ediliyor ama pek umutlu değilim. Hükümet "eski düzeni" büyük ölçüde yıktı ama yerine yenisini koymakta çok zorlanıyor. Bürokrasinin ve çıkar çevrelerinin direnci çok büyük.
Üstelik bu kadronun elinde Babıali'yi basıp iktidara el koyan Enver ve Yakup Cemil gibi altıpatlar tabanca yok, tek dayanağı halk ve seçim sandığı.
Onun için, bu iş korkarım "olduğu kadar" olacaktır. "Kürt açılımı sürecinin" çıkmaza girmiş gibi görünmesine bu açıdan bakınız ve "liberal görünümlü eski solcular" gibi ille de hemen başbakanı suçlamayınız.
Adam çok şey yapacak ama bu kadar bırakıyorlar işte! Yeni anayasa çabasına kilit vuranlar kimlerdir?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.