YAZARA MAİL GÖNDER SS

YAZARLAR

Tek parti döneminde Türkiye seçimlerinde sistem mistem yoktu.
Az da oy alsa, çok da oy alsa tek parti kazanıyordu elbette. Adaylar da çok demokratik bir şekilde Çankaya sofrasında saptanıyordu. Buna "seçim" mi yoksa "atama" mı demek gerektiğini ulema otursun tartışsın.
Şu yıllara bakınız: 1927, 1931, 1935, 1939, 1943...
Bu yıllarda Türkiye'de seçim yapılmış olduğunun ulema bile farkında değildir!
Ya da sistemin bir adı vardı da beni ilgilendirmiyor.
Çok sevgili hocam Profesör Sabri Sayarı'nın bazı derslerini kırıp kantinde kızlarla kakara kikiri yaptığım için hatırlamıyor da olabilirim. (Söylemişti, "oğlum sen olsan olsan gazeteci olursun" demişti, hocadan iyi mi bileceğiz?) 1950 ve sonrasında "çoğunluk sistemi" uygulandı.
Bir seçim bölgesinde en çok oyu hangi partinin adayı toplarsa o kazanıyordu. Tek oy farkı bile yetiyordu.
Evet, öbür adayın oyları çöpe gidiyordu tabii. CHP ve onun seçmen tabanı olan bürokrasi, bu sistemle hiçbir seçimi kazanamayacağını anladı.
1954 seçimlerinde daha da büyük bir hezimete uğrayınca, onca iddialı olduğu 1957 seçimlerini de kaybedince anladı. (İnönü de darbe olmadan iktidara dönemeyeceğini gördü.) Çok kişi, darbe olmasaydı Menderes'in 1961 seçimlerini "zaten" kaybedecek olduğu görüşündedir.
Israrla aksini söylerim: Menderes, 1961 seçimlerini, belki 1957 gibi zorlanarak ama havada karada gene kazanırdı!
Onun için 1961 Anayasası'yla birlikte "CHP'yi yeniden iktidar yapacak uygun bir seçim sistemi arayışı" başladı ve günümüzde de sürüyor!
Barajlı D'Hont, barajsız D'Hont, nisbi temsil, milli bakiye... Bir sürü karmaşık sistem...
Hocamı bile sıkacak bir sürü teknik ayrıntı...
Demokratik sayılan ve Türkiye İşçi Partisi'ni, cumhuriyet tarihinde ilk kez bir sol partiyi hem de 15 kişiyle meclise sokan milli bakiye (ulusal artık) sistemi, İnönü'nün önerisiyle ve Demirel'in de işbirliğiyle 1968 yılında kaldırıldı.
Solun doğal lideri, arslanlar arslanı İnönü, gerçek solu tırpanlamış, meclis dışına itmişti! (Kendini solcu sanan CHP'li basın amigolarına saygılarımla sunarım.) Şimdi artık CHP'nin iktidar olması için sistem aranmıyor, CHP'nin asla ve asla iktidara gelemeyeceğini kendileri de biliyorlar.
Sorun, "AKP'nin koltuk sayısını nasıl azaltırız" ve "hani iktidar bir kazaya uğrar da bundan eskisi gibi bir koalisyon çıkartabilir miyiz" sorunu...
Bunun için barajın kalkmasını istiyorlar.
Baraj düzenine "AKP'ye zarar versin" diye karşı çıkıyorlar. Zarar yok, adam tartışmaya açtı, tartışın işte... "Dar bölge" olacağı kesin gibi. Bu barajlı da olabilir barajsız da. Tek turlu da olabilir, iki turlu da. Biri İngiliz, öteki Fransız sistemidir.
Fakat acaba, İnönü'nün ellili yıllarda bir daha seçimle asla iktidara dönemeyeceğini anlaması gibi, siz de şunu anlayacak mısınız:
Türkiye bir savaşa ya da bir ekonomik krize girmediği sürece AKP her seçimi kazanır.
Şu sistemle de kazanır, bu sistemle de kazanır. Barajlı da kazanır, barajsız da kazanır.
Dar bölgeyle de kazanır, geniş bölgeyle de kazanır. Biz istesek de kazanır, istemesek de kazanır.
Yani bu yazının başlığını "sistemli de sistemsiz de" şeklinde okuyunuz.
Tövbe ıstağfirullah, sizin aklınıza ne gelmişti peki? Askerlik yaptığınız belli.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.