YAZARA MAİL GÖNDER Ne çektin be Feride

YAZARLAR

Eskiden Afet İnan falan gibi meşkuk şöhretlerle yetinirlerdi, elde fazla kadın eleman yoktu!... Sabiha Gökçen'i Afet Hanım'a eklerler, yanına da Safiye Ayla'yı koyarlardı, hızını alamayan buna Müzeyyen Senar'ı da katardı.
Bu dönemde önce Mina Urgan'ı denediler. Urgan hayatının son yıllarında "Bir Dinozorun Anıları" diye bir kitap yazdı, çok da sattı, dinozorluk kıymete binmişti.
Mina Urgan'ı tanıyanlar bir taraflarıyla gülüyorlardı. Oğlu Mustafa'nın eski bir arkadaşı olarak benim içim buruluyordu... Tanımayanlar onu "büyük bir Atatürk kızı" sandılar.
Sonra Türkan Saylan'a sardılar. Ondan bir "cumhuriyet azizesi" yaratmaya çalıştılar.
Şimdi gözdeleri Muazzez İlmiye Çığ, kala kala o kaldı. (Belki zamanla Emine Ülker Tarhan'ı da deneyeceklerdir, hele bir yaşlansın.)
Fakat hiçbir zaman Çalıkuşu Feride'den vazgeçmemişlerdir.
Sorarsan, Feride "eğitim ordusunun bir neferidir"... "Türk bayan öğretmenlerinin" anası...
İstanbul'un rahatlığını tepip kendini Anadolu yollarına vuran, binbir meşakkat içinde pırıl pırıl Atatürk çocukları yetiştirmek için didinen, falan filan.
Reşat Nuri, "Çalıkuşu" romanını 1922 yılında yayınladı. Ortada ne cumhuriyet vardı ne de devrimler.
Roman, daha önce "İstanbul Kızı" adıyla bir tiyatro oyunu olarak kaleme alınmıştı. Anlattığı da budur, yabani, dikbaşlı, azıcık çatlak bir İstanbul kızı.
Feride'yi Anadolu'da öğretmenlik yapmaya sevkeden, "eğitim aşkıyla yanıp tutuşması" falan değil, yalnızca aşk acısıdır. Başlangıçta çata çat kavga ettiği, sonraları sırılsıklam âşık olduğu teyzesinin oğluna duyduğu tutku!
Edebiyat ve sinema meraklıları bundan azıcık Jane Austen kokusu da alacaklardır tabii.
"Gurur ve Önyargı" romanındaki Elizabeth Bennet ile Mr. Darcy çatışması... (Okumak isteyecekler şaşırmasınlar: Kadın okurların şabalak kesimi anlamaz diye dilimize "Aşk ve Gurur" adıyla tercüme edildi!)
Feride'nin gittiği Anadolu illeri de romanda B. ya da Ç. diye geçerler ha, hani o eski Rus romancıları, özellikle Gogol tarzı ("N. iline bilmemkaç 'verst' mesafede bulunan Ç. kasabası")...
Yani pek pek Bursa, ya da Balıkesir, olsun da Çanakkale, bir de İzmir. Sonunda Tekirdağ'da toplaşırlar. Anadolu bundan ibarettir.
Besime teyzenin oğlu Kamran çapkınlıklarını bırakıp Feride'ye döndüğü anda roman da biter, Feride'nin ıkıntı ve sıkıntıları da, eğitim ordusu çalışmaları da.
Psikolojik sorunları olan bir kızın iç dramıdır öne çıkan: Anasını babasını küçük yaşında kaybetmiş, teyzesinin yanında büyümüş, yatılı okutulmuş ("sörler" mektebi), en yakınlardaki erkek olarak görüp görebildiği teyzeoğluna tutulmuş, hırçın bir kız...
Üstelik yakın akrabalık nedeniyle hiç de sağlıklı bir evlilik değil!
Eee, cumhuriyetçilik, Atatürkçülük, devrimler, eğitim seferberliği falan bunun neresinde?
Reşat Nuri iyi bir romancı olduğu için kahramanını o kadar sağlam çizmiş ki, asıl yapmak istediği "İttihat ve Terakki'nin Maarif Nezareti propagandası" bile -çok şükür- kendisine rağmen güme gitmiş...
Muhteremler, Çalıkuşu Feride adlı "muallimenin" çocuklara öğrettiği yazının da "eski yazı" olduğunun farkında mısınız acaba?
Belki de Enver'in zorla yapmak istediği fakat tutturamadığı "imla reformunu" öğretiyordu canım!... Sonuçta bunların hepsi bürokrasimizin mümtaz evlatları değil midir?


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.