Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ENGİN ARDIÇ
ENGİN ARDIÇ

Küskünler tekkesi

Öğrendiğimize göre, "Tayyip karşıtlarında" şimdi bir içe dönüş başlamış. Hayata mı küsmüşler Türkiye'ye mi, bir bungunluk, bir ilgisizlik...
"Bu adam darbeyle de devrilmiyor seçimle de" bezginliği... "Bu millet adam olmaz" ya da "halkımız cahil" tepkisinin yeni bir tezahürü. Bu sefer öfke dışa yönelmiyor, kendi içlerine doğru patlıyorlar. Yani bir "explosion" değil bir "implosion" durumu.
Hani Sovyetler Birliği'nin, Amerika'nın onu üçüncü bir dünya savaşıyla yıkmasına gerek kalmadan, kendi içinden çürümesi ve çökmesi gibi bir şey.
Televizyon seyretmiyorlar, gazete okumuyorlarmış. Kendilerini gündeme kapamışlar. Yaptıkları, seccadesi kendinden menkul Fethullah Hazretleri gibi durup durup "Tayyip ölsün" şeklinde beddua etmek! Pasif ileniş.
Yok, bu Taksim çocuklarının sergiledikleri "kırıp dökme devrimciliği"nden, çevreye zarar verme "vandalizminden" farklı. Yasa dışı örgütlerin Taksim rezillikleri, aslında sol süsü verilmiş bir "köylü patlamasıydı"...
Bu, "yaşanmaz bu memlekette kardeşim" küskünlüğüdür ve hiç de yeni bir şey değildir. Eskiden darbe dönemlerinde gözlenirdi, Avrupa'ya kaçamayan Bodrum'a kaçardı.
Hayattan kaçan bu sözde devrimcilerin aklına da çözüm niyetine gele gele iki şey gelirdi: Ya kitapçı dükkanı açmak ya da bar açmak! Dükkanın adı da genellikle Devrim Kitabevi olmak üzere.
Türkiye Komünist Partisi'nin birinci sekreteri Tepebaşı'nda meyhane açmıştı da, "emekçi halkım ucuz rakı içecek" düşüncesiyle fiyatı gitgide artan rakıya zam yapmamakta direnince batmıştı hani...
Sonuçta, dön dolaş, "kendi işinin sahibi olmak" çözümüne dayalı küçük burjuva hayalleridir bunlar. Hep bir "sınıf değiştirme çabası" sözkonusudur.
Bir de "ben burjuvaziye çalışmam arkadaş" kaytarmasıyla babası gibi devlet memurluğuna kapağı atmaya çalışan bürokrat çocukları vardı ki, bu da haybeciliğin doruğu sayılırdı.
Şimdi artık bu kaçışlar için rehber kitaplar bile yayınlanıyor, kimisi bu kaçaklara "organik tarım" yapmanın yollarını öğretiyor, kimisi daha çıtkırıldımlara "cafe-restaurant" açmanın inceliklerini...
İçkili lokal açmanın ilk şartı şudur: Kendin içmeyeceksin!
Bugüne kadar bar kapısından içeri yalnızca müşteri sıfatıyla girmiş olanlar çok kötü çuvallarlar yani...
O kaçanların çoğu, iki yıl sonra sıkılıp paşa paşa İstanbul'a döndüler. Çünkü taşra hayatı onlara göre değildi.
Biz de politikaya dönersek, bakalım bu bezginlik, bu ilgisizlik, cumhurbaşkanlığı seçiminde "oy kullanmamak" şeklinde de kendini gösterecek midir?
Çünkü bazı çevrelerde böyle bir "boykot" eğilimi de varmış gene kulağımıza geldiğine göre... Akılları sıra katılma oranını düşürüp işi Mısır seçimlerine çevirecekler ve Tayyip'e diktatör diyebilme şansları artacak.
Halk gene sandık başına koşacaktır, katılma oranı düşmeyecektir ve onlar oy vermedikleriyle kalacaklardır. "Şaibe" yaratamayacaklar.
Seçimi kendinizce boykot edin ki, ilk turda yüzde 50'nin biraz üstünü alması beklenen Erdoğan sayenizde hürrp diye yüzde 60'ı geçiversin, sizin de ağzınız açık kalsın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER