YAZARA MAİL GÖNDER Kılıçdaroğlu yalan söylüyor

YAZARLAR

Attila İlhan'ın sevdiğim bir lafı vardı: "Türkiye'de aydınlar kitap aydını değildir, gazete aydınıdır." Özellikle solcu geçinenleri kastediyordu, Marx okumadan Cumhuriyet okuyup, Engels okumadan Yön dergisi okuyup kendini solcu sananları.
Kılıçdaroğlu işte bu tipik "gazete aydınlarından" biridir.
Okuduğu son kitabın İnce Memed romanı olduğunu itiraf eden adamdan da başka bir şey beklenemez.
Kılıçdaroğlu cahil olabilir, Alexander Parvus Helphand'ı "Türk büyüğü" sanacak kadar... Potlar kırabilir, çelişkilere düşebilir, bugün ak dediğine yarın kara diyebilir, şeriatçılarla işbirliği yapabilir, yanlış adaylar seçebilir, bundan grup başkanvekillerinin haberleri bile olmayabilir, tasası muhterem CHP'lilere düşsün.
Lakin, gözümüzün içine baka baka yalan söylemeye de hiçbir şekilde hakkı yoktur.
Bunun tasası da bize düşer.
Evvelki gün, "biz bu ülkeye demokrasiyi getiren partiyiz" demiş.
Hayır, siz bu ülkeye demokrasiyi getiren parti değilsiniz.
Bir parti başkanının, boş zamanlarında "koca durumundan" köşe yazarlığı yapan ve "Atatürk Türkiye'ye demokrasiyi getirdi" diyen "umutsuz ev kadınlarından" (desperate housewives) bir farkı olsun!
Siz, bu ülkede mevcut kör topal demokrasiyi 1925 yılında katletmiş ve yirmi yıl sürecek katı bir dikta kurmuş bir partisiniz.
1925 yılında Başvekil İsmet Paşa o ünlü Takrir-i Sükûn Kanunu'nu çıkarıncaya kadar bu ülkede muhalif partiler vardı, muhalif basın vardı, bir değil hem de iki tane sosyalist parti vardı...
Siz ülkeye o kadar demokrasiyi getirdiniz ki, TBMM Genel Kurulu'yla CHP Meclis Grubu arasında hiçbir fark kalmadı. Atatürk büyük nutkunu gene aynı yerde, aynı kürsüden, aynı kişilere okuyordu ama bu şeklen "meclise değil parti grubuna okunmuş" sayılıyordu.
Siz ülkeye o kadar demokrasiyi getirdiniz ki, kör topal bir muhalefet denemesi olan Serbest Fırka'yı da kendi kendini kapatmaya zorladınız.
Siz ülkeye o kadar demokrasiyi getirdiniz ki, genel sekreteriniz "TBMM'nin dışında ve üstünde, seçimle değil atamayla gelecek bir seçkinler konseyi" kurulmasını teklif etmeye bile utanmadı.
Eh, siz de Anayasa'ya parti ilkelerini (o zamanlar "umde" denirdi) koymaktan, Anayasa'yla parti tüzüğünü özdeşleştirmekten utanmadınız tabii.
Siz ülkeye o kadar demokrasiyi getirdiniz ki, özel bir kanun çıkarıp Yahudi işadamlarının belini kırmaktan da çekinmediniz.
Canım efendim, Kemal Bey elbette 1945 yılını, Milli Şef İnönü'nün Almanya'nın yenilmesi üzerine apar topar çok partili sisteme geçmesini ("geçmesini" yanlış, "geri dönmek zorunda kalmasını") kastediyor olmalı...
O zaman, 1946 yılında kapatılan partilere de bir baksın. Kendisi hiç duymamış olabilir ama Tarık Zafer Tunaya'nın kitabında ayrıntılarıyla vardır.
1945 yılında tek partili düzenden çok partili düzene geçen İnönü, daha bir yıl sonra bu çok partili düzeni "az partili düzene" çeviriyor!
Partinin genel sekreteri bu kadarcığına bile itiraz etmişti de İnönü onu harcamak zorunda kalmıştı...
Hadi hayırlı tıraşlar, pardon, kurultaylar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.