Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sarp kayalıkların üzerinde yükselen Sorrento’da hayat telaşsız ve sakin. Kimsenin acelesi yok, herkes gülümsüyor. Her yerde limon ağaçları. Limonla özdeşleşen şehirde her şey sarı renge bürünmüş

İki yıl önce gemi turu yaptığımız Güney İtalya sahillerini bu kez karadan keşfedelim diyor ve Napoli uçak biletlerimizi alıyoruz. İstikamet Sorrento. Uçaktan indikten sonra bir saatlik bir otobüs yolculuğuyla Sorrento'ya ulaşıyoruz.
Gemi seyahatinde şehrin içinde kısa bir tur yapmıştık ama bu kez farklı çünkü bir haftamızı geçireceğiz.
Otelimize yerleştikten sonra şehre karışıyoruz.
Sorrento limon kokulu bir şehir. Her yerde limon ağaçları, dallarda meyveler... Sarıya boyalı bir şehir burası. Bunu, şehir içindeki küçük dükkanlarda dolaşırken daha iyi hissediyorsunuz. Çünkü limon en büyük geçim kaynağı. Limonlu sabunlar, örtüler, dondurmalar, tekstil ürünleri, seramik ve daha pek çok şey limonun tadını ya da desenini taşıyor.
Nüfusu 16 bin civarında olan şehir turist akınıyla kaç yüz binlere ya da milyona ulaşıyor bilemem ama burada hayat turizm üzerinden akıyor. İsterseniz bir ailenin küçük iki-üç odalı küçük işletmesinde konaklayabilirsiniz, isterseniz geceliği 6 bin TL olan en lüks otelde de...

SALVATORE TASARLAMIŞ
Bir şehirde bir hafta kalınca, oranın hayatına karışıyor, ilişkiler kuruyorsunuz...
Bizim için de öyle oldu.
Kaldığımız otelin dışında zamanımızı en çok Sorrento'nun hemen içinde yer alan ama kalabalıktan da yalıtılmış Artis Domus Relais Oteli'nde geçirdik.
Diyebilirsiniz ki; otelinizi bırakıp niye başka bir otelde zaman geçirdiniz?
Anlatayım... Bu sektörlerde çalışanların gücü çok önemli. Bir yeri onlar yukarılara taşır.
Tesadüfen keşfettiğimiz Artis Domus Relais'de de böyle oldu. Çok beğenip içeri girince sıcacık bir ilgiyle karşılaştık.
Yöneticisinden garsonuna kadar herkesle ahbap olduk. Havuzunda zaman geçirdik, akşamları müthiş bir ambiyans içinde yemeklerimizi yedik.
Burası Sorrento'nun en ünlü şairlerinden Silvio Salvatore tarafından bir sanat evi olarak tasarlanıp yapılmış bir ev. Şimdi ise beş odalı bir otel olarak hizmet veriyor.
Kocaman bahçesinde evcil hayvanlar dolaşıyor.
Alışveriş caddesini aşıp buraya ulaştığınızda kendinizi bambaşka bir dünyada buluyorsunuz. Yolu Sorrento'ya düşenler bu adresi bir yere not etsin...

İSTERSEN ALABİLİRSİN
Güney İtalya'da hayat telaşsız ve sakin. Kimsenin acelesi yok, herkesin sinirleri alınmış gibi gülümsüyor.
Gerginlik yok. İnsanlarla ayaküstü ilişkiler kuruyorsunuz. Yine bir sabah kahve içmek için yer ararken, Piazza Sant'Antonio meydanındaki D'Anton şıklığıyla bizi kendine çağırıyor. Burası bir bistro ve tasarım dükkanı. Müthiş bir konsept yaratmışlar.
Tasarım ve yaşam iç içe geçmiş.
Biz kahvemizi söylediğimizde, sonradan arkadaş olduğum Francesca güleryüzüyle konuşmaya başlıyor.
D'Anton'un içinde ev eşyalarıyla birlikte tasarım giysiler de satılıyor. Francesca'ya üzerindeki elbiseyi çok beğendiğimi söyleyince "Bu zaten satılık, istersen alabilirsin" diyor. Alıyorum. O da başka bir elbiseyi giyip konu mankenliğini sürdürüyor. Burası bir aile işletmesi.
Ertesi gün aynı yere yine kahveye gittiğimizde bu kez Francesca'nın ağabeyi Gabriele orada... Hafif yola taşmış masada kahvelerimizi yudumlarken, yoldan geçen bir kadın üzerimdeki elbiseyi gösterip, "Bunu nereden aldınız?" diye soruyor.
"Buradan, buyrun içeri" diyorum...
Benim de yardımımla bir elbise de ona satıyoruz. Gabriele şaşırıyor...
Francesca ile daha sonra konuşuyoruz, onu İstanbul'a davet ediyorum, "Şu yoğunluk bittiğinde yılbaşına doğru gelirim" diyor.
İşte bunu seviyorum. Önyargısız, sıcacık, kendiliğinden gelişen dostlukları... Seyahatler ve tatiller bunun için güzel. Sorrento'ya yolunuz düşerse D'Anton'a da uğrayın... İki kardeşin annesi Antonia'yı da köşedeki masada otururken mutlaka görürsünüz.

SOKAKLARDA DÜĞÜN ŞENLİĞİ YAŞANIYOR
Şehir sarp kayalıkların üzerinde yükseliyor. Bunun için denize ve plajlara merdivenlerle ya da asansörle iniliyor. Plajlara giriş ücretli. Ama isteyen şezlong ve şemsiyenin olmadığı halk plajlarını kullanabiliyor. Diyelim ki şehrin içinde olmaktan sıkıldınız... Capri'ye, Amalfi'ye ya da Positano'ya gidebilirsiniz. Capri tekneyle yarım saat.
Amalfi ve Positona biraz daha uzun. Dilerseniz otobüsleri de kullanabilirsiniz ama dar ve virajlı yollardan dolayı yol zaman zaman iki saate kadar uzayabiliyor.
İstanbul'un bayram öncesi trafiğinden fazlasıyla bunalmış biri olarak oralarda hiç de şikayetçi olmadım.
Çünkü herkes o daracık yolların gerçeğini biliyor ve ona göre hareket ediyor. Kimse sinirlenmiyor, kimse kornaya basmıyor, kimse sollamıyor.
Ve düğünler... Sanırım bunun da bir sezonu olmalı ki, her gün en az 10 düğün izledik halka açık bir bahçede ya da bir kilisenin çıkışında.
Çiftler sadece aileleriyle geliyor, nikah kıyılıyor. Abartı yok, telaş yok. Küçük motorlardan gelin arabaları yapmışlar.
Sokaklarda fotoğraflar çekiliyor. (Zaten şehrin her tarafı doğal bir fon oluşturuyor.) Küçük ikramlar yapılıyor.
Ve akşama kadar bu törenler sürüp gidiyor.
Bazen deniz kenarında, bazen seyir terasında, çarşının içinde, küçük kafelerde ve lokantalarda otururken, dolaşırken limonun bir şehre armağan ettiği bolluğu ve bereketi de görmüş oluyoruz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER