Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

Kriz üretimi konusunda çok başarılıyız...

Daha sonra arkadaş olduğum bir İsviçreli, bir İsviçre şirketinin fabrikasını kurmak için 1960'ın mayıs ayında İstanbul'a gelmişti.
Eşi ile Levent'te ev tutmuşlar ve ilk pazar gününde o zamanlar bir sayfiye yerleşimi gibi görülen Levent'te sabah yürüyüşüne çıkmışlar.
Uğradığı şaşkınlığı bana şöyle anlatmıştı.
- Eşimle sokaklarda yürürken, çevredeki evlerin bahçelerinde bulunan insanlar bize ellerini sallıyor, yüksek sesle bize bir şeyler söylüyorlardı. İsviçre'de hiç görmediğim bir insan sıcaklığıydı bu. Levent halkı yeni taşınan komşularına bu şekilde hoş geldin diyorlardı...
Bu İsviçreli biraz sonra Levent halkının neden el kol sallayıp, kendilerine seslendiğini anlar.
Meğer o günün tarihi 27 Mayıs'mış...
Leventliler pazar yürüyüşü yapan bu çifte "Askerler yönetime el koydu. Sokağa çıkma yasağı koyuldu. Hemen evinize dönün" diye bağırarak uyarıda bulunuyorlarmış.

Heyecan dolu bir yaşam

Bu İsviçreli arkadaşım varlıklı bir kişiydi.
Zürih'te apartmanı, Davos'ta şalesi falan vardı.
Ama İstanbul'a yerleşti ve hâlâ burada yaşıyor.
Kendisine "Neden İsviçre yerine Türkiye'de yaşamayı seçtin" diye sormuştum bir gün.
Şu cevabı vermişti.
- İsviçre'de canım sıkılıyor. Yarın da, gelecek hafta da, gelecek yıl da neyin ne olacağını biliyorum. Oysa Türkiye'de bir saat sonra ne olacağını kestiremediğim anları o kadar çok yaşadım ki. Türkiye'de yaşamak heyecanlarla dolu. Burada can sıkıntısı mümkün değil.
Bu yüzden Türkiye'de yaşamayı seçtim.
İşadamı olan bir arkadaşım da Türkiye'de girişimci olarak yaşamanın neye benzediğini şöyle anlatmıştı bana:

Yeni fakirler

- Gelişmiş ülkelerde sonradan varlık sahibi olup yüksek sosyeteye girmeye çalışanlara "Yeni zengin" denilir. Türkiye'de ise sosyetenin en çarpıcı unsurları "Yeni fakirler"dir.
Burada hangi nedenle bir gün malını mülkünü yitirip, yoksul olacağını bilemezsin. Örneğin ben ihracat rekortmeni önemli bir sanayiciydim.
Bir gazete haberi ile iflas ettim, bir gazete haberi ile hakkımda davalar açıldı ve o habere dayanılarak TÜSİAD'dan bir günde ihraç edildim. Sonra bütün davalardan beraat ettim ama iş işten geçmişti. Yani ben de bir "Yeni fakir"iyim sosyetenin...
İnsanlardan bu öyküleri dinlerken ister istemez aklınıza "Kriz üretimi" konusunda da ne kadar başarılı olduğumuz konusu geliyor.
Hatırlayın Çankaya'daki Anayasa fırlatma olayını ve bunu dönemin Başbakanı Ecevit'in "Bu bir devlet krizidir" diye sunması ertesinde çöken ekonomiyi...
Veya son olarak yaşanan YSK vetoları ertesinde içine düştüğümüz ve kentlerimizi kavgaya ve hatta alevlere boğan "Üretilmiş kriz"i düşünün.
Böyle bir fıkra vardır. Dün Radikal'de Eyüp Can da bunu yazmıştı.

İşlem hacmini artırmak için...
İki borsa brokeri yolda yürürlerken önlerine bir köpek pisliği çıkar.
Birinci broker diğerine "Bu pisliği yersen sana 100 bin dolar vereceğim" der.
İkinci broker köpek pisliğini yer... Ama huzursuzdur.
Birinci brokere döner ve "Bu 100 bin dolar içime sinmedi. Sen de şu ilerideki köpek pisliğini ye ve paranı geri al" der... O da pisliği yer ve parasını geri alır.
Yürümeye devam ederlerken ikincisi birinciye "İkimiz de bu pislikleri neden yedik" diye sorar.
Birinci broker "Farkında değil misin?
Bir anda işlem hacmini nasıl artırdık"
diye cevap verir.
Bu "Kriz üretimi" konusunda işlem hacmini artırmayı artık yavaşlatmamız gerekiyor.
Haziran genel seçimlerine uzanan dönemde kriz üreticilerinin yeni "Zihni Sinir Projeleri" ile gündemi ele geçirmeye hazırlandıkları kesin gibi görünüyor.
Ama şunu söylemek mümkün.
Hiçbirisi YSK'nın ürettiği veto krizi ile boy ölçüşebilecek çapta bir Zihni Sinir Projesi yapamayacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA