Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Her şeyi bilir duruşlu İngiliz albaya "Fransızca biliyor musunuz" diye sormuşlar.
- Fransızca bilmem ama aksanım iyidir, diye cevap vermiş ...
Biz gazeteciler de böyle değil miyiz genellikle? Kelimelerin sonuna "asyon"u ekleyince Fransızcaya da, bu dilin aksanına da hakim olduklarını zannedenlerimiz yok mudur?
De Gaulle'ün Türkiye ziyaretinde Ankara Belediyesi'nden bir yetkili kent hakkında Fransız devlet adamına Türkçe bilgiler veriyor, görevli çevirmen de bunları Fransızcaya çeviriyormuş.
Belediye yetkilisi "Elektrifikasyonu tamamladık, kanalizasyon sistemini yeniledik, bir reklamasyon servisi kurduk, bulvarları asfaltladık" diye anlatmış...
Tercüman bunları Fransızcaya çevirmeye başlayınca De Gaulle onu susturmuş,
- Tercümeye gerek yok, meğer ben Türkçe biliyormuşum, demiş.

Meğer başka meydan da varmış

Seçim sandığında değil de meydan gösterilerinde demokratik karar mekanizmalarını aramaktan yana olan ve demokrasiyi bilmeden bu rejimin aksanına hakim olmaya çalışan "Gezici" bir medya mensubu da önce tüm Mısır'ın Kahire'den, sonra da Kahire'nin Tahrir Meydanı'ndan ibaret olduğunu yazar ve haberleştirir.
Derken bir bakar ki Kahire'de meğer "Rabitatül Adviye" diye bir meydan daha varmış. Üstelik bu meydandaki Sisi darbesine karşı çıkan ve Mursi'yi destekleyen kalabalıklar, Tahrir'deki darbe isteyen kalabalıklardan daha kararlıymış.
Biz bu duruma Batı medyasından gelen gazetecilerin İstanbul'u sadece Taksim Meydanı olarak sundukları ve Kazlıçeşme'deki kitleleri görünce şaşırdıkları zaman da tanık olmamış mıydık?

My name is Met, Ahmet...

Ama hayat böyle işte.
James Bond'un "Rusya'dan Sevgilerle" filminde 007 numaralı ajan Şişli'deki evin kapısından girip Kapalıçarşı'dan çıkmaz mıydı?
Hatırlarsınız herhalde... Ajanımız kendini tanıtırken "My name is Bond, James Bond" diye söze başlar. Bizde de onun hayranları "My name is Met, Ahmet" demezler miydi bir zamanlar?
James Bond içtiği sigaranın markasının "Pall-Mall" olduğunu söylediği için bizim Bondların "Ben de Samsun-Mamsun içiyorum" dediklerini unuttunuz mu?
Tıpkı onların rejimlerinin "Demokrasi" bizim coğrafyaya layık gördükleri rejimin "Memokrasi" olması gibi bir durumdur bu.

Askerin yol tarifi

Mısır ordusunun İsrail karşısındaki son yenilgisi ertesinde yine Kahire'deydim.
Kaldığım otelin kapısındaki bir taksiye bindim ve Mısır'lı şoföre "Sefareti Türkiyya" diye gideceğim adresi duyurdum.
Şoför Türkiye Büyükelçiliğinin nerede olduğunu bilmiyordu. Nil'in üzerindeki köprülere yerleştirilmiş uçaksavarların yanında duran ve İsrail saldırısına karşı Kahire'yi korumakla görevli askerlerden birinin yanında aracı durdurdu. Türkiye sefaretinin yerini sordu. Asker gitmemiz gereken istikameti hem anlattı hem de el kol hareketleriyle tarif etti.
Bu istikamete gidince anladık ki asker bizi yanlış yönlendirmiş.

Mübarek gülüyordur

Mısır'lı şoför pencereden dışarı "Çeyşül kelbiyye" diye bağırarak öfkesini boşalttı. Arapça bilmediğim için bunun "Köpek asker" anlamına geldiğini sonra öğrenecektim.
Evet, hayat böyle işte... Mısır askerleri şimdi de "Demokrasi nerede" diye soranları darbeye yönlendirmiyorlar mı?
Turist gazeteciler de Mısır demokrasisini Tahrir Meydanı'nda bulacaklarını zannetmiyorlar mı?
Ve kafeste yargılanan "Devrik diktatör" Mübarek şimdi yanındaki kafese, "Devrik seçilmiş" Mursi'nin koyulmasını herhalde gülümseyerek bekliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER