YAZARA MAİL GÖNDER Oral Çalışlar ve Fikri Akyüz denize geri döndüler

YAZARLAR

Mümkün olsaydı ve balıklar karaya çıkıp ömürlerini geçirdikleri denizlere dışarıdan bakabilseydi... İçinde yaşarken farkına varmadıkları nelere takılırlardı acaba?
Her gün olayları yorumlamaya çalışan biz köşe yazarları da biraz böyle değil miyiz? Günlük kavgaların rüzgârında tuttuğumuz tarafın gerçekleri dışındaki gerçekleri görmemeye başlamıyor muyuz?
Sevgili arkadaşım Oral Çalışlar 3 aydır yazmıyordu... Karadan denizi gözlemlediği bu üç ayın ertesinde dün Radikal'de yeniden yazmaya başladı...
Farkına vardığı bazı şeyleri şöyle anlatmış:
"- Çözüm süreci, 6 ayı geçen bir zamandır başarıyla yürüyor. Yer yer inişçıkışlar olsa da iki tarafın devam eden kararlılığı, umutlarımızı korumamızı sağlıyor. 'Türk-Kürt ittifakı'nın yeniden temellerinin atılmasının yaşandığı günlerdeyiz. Böyle bir dönemde, süreklilik gösteren bir çatışma ortamı, ister istemez, 'Sürecin önü bu yolla kesilmek mi isteniyor' sorusunu gündeme getiriyor.

Gerçeklerden kopartılmak

- Uzun yıllar içinde yer aldığım sosyalist siyasi hareketin çerçevesinin bizi gerçeklerden kopardığını, sonraları daha iyi fark ettim. Halktan uzak siyasi yapılanmaların, eylem ve düşünce dünyamızı nasıl daralttığını gözlemledim. 'Empati yapmanın', 'başkasını anlamanın' ne olduğunu adım adım fark ettim.
- Hakkı yenenin, dışlananın, ezilenin, dini, etnik, cinsel ve mezhepsel azınlıkların yanında olmanın gerçek solculuk, gerçek demokratlık olduğunu zaman içinde kavradım. Adnan Menderes'in idamını onaylayan, Deniz Gezmiş'in asılmasına sevinebilen, Hrant'ın öldürülmesi üzerine zafer şarkıları söyleyebilen 'düşmanlaştırma kültürü'nden kurtulmanın zorluğunun farkındayım."

Dedelik ve üfürükçülük

Bir diğer yazar arkadaşım Fikri Akyüz ise Oral Çalışlar'dan daha uzun süre karaya çekilmişti. Bu sürede mesela "Alevilik" olgusunun ideolojik devlet bağımlıları için "Eski güzel günler" kabul edildiği dönemde nasıl ele alındığını fark etmiş.
Akşam'daki yeniden yazmaya başladığı köşesinde bunları anlatıyordu...
"- Alevi kesimden pek çok isim, 667 sayılı Tekke ve Zaviyelerin İlgasına Dair Yasa'daki şu unvanların istimalini de memnu (kullanılmasını da yasak) kıldığını görmezden geliyor. Bu unvanlar şöyle sıralanıyor: 'Şeyhlik, dervişlik, müritlik, DEDELİK, SEYİTLİK, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük...'

Bayat sorunlara taze beyinler

- Hani değiştirmek için birilerinin bir türlü uzlaşmaya yanaşmadığı bir anayasamız var ya... İşte, bu 'inkılap' yasası o anayasada 'anayasaya aykırılığı iddia edilemeyecek' hükümler arasındadır. Dolayısıyla Meclis'te bir milletvekili kalkıp 'Bir inanç sisteminin önemli bir makamı olan dedeliği siz kalkıp da üfürükçüyle nasıl olur da bir tutarsınız?' diyemez. Dese de teklif veremez."
Oral Çalışlar'a da, Fikri Akyüz'e de "Denize geri dönmeniz hayırlı olsun" diyorum. Dileğim hep böyle taze kalmalarıdır. Türkiye'nin bayatlamış sorunlarına ancak taze beyinler çözüm üretebilir.
Lokantaya giden adam garsona "Balıklar taze mi" diye sorunca garson "Ben bu lokantada üç aydır çalışıyorum, sorunuza cevap veremem" demiş ya...
Evet... 40 yıldır aynı şeyleri yazıp, neyin bayatladığını görmeyen balıklardan olmamalıyız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.