YAZARA MAİL GÖNDER Bugünün dünyasının ayıpları bizi çok şaşırtıyor

YAZARLAR

Yaşadığımız yakın geçmişte bu ülkede tanık olduğumuz sosyo- politik ayıpların bugün dünyanın başka ülkelerinde tekrarlandığını görünce, "Olur mu böyle şey" diye şaşırmıyor muyuz?
Mesela silahlı adamlar Libya Başbakanı Ali Zeydan'ı Trablus'ta kaldığı otelden alıp, bir yere götürmüşler. Ali Zeydan kurtarıldıktan sonra "Bu bir darbe teşebbüsüydü" açıklamasını yapmış...
Hatırlamıyor musunuz?.. 1960'ın 27 Mayıs günü, varlık sebebi Cumhurbaşkanını korumak olan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı alıp, ite kaka Harbiye'ye götürmemiş miydi?
Mısır'da darbe yapan ve seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi'yi tutuklayıp ona destek veren partiyi de kapatan Sisi'nin yaptıkları, bize garip gelmiyor mu?

Ne kadar çabuk unuttuk

Peki, 1997'deki 28 Şubat post-modern darbesinde TBMM çoğunluğunun hiçe sayıldığı zaman ve görevinden ayrılmak zorunda bırakılan Başbakan Erbakan'ın partisinin kapatıldığı zaman, bunu da garip bulmuş muyduk?
Kendi halklarına bomba yağdıranları hayretle izlerken Dersim'i hatırlıyor muyuz?
Farklı inançtan ve etnisiteden olan kesimlere çoğunlukların yağma ve yıkımla saldırdıklarına ilişkin olarak uzak Asya ülkelerinden gelen haberleri üzüntü ile izlerken, İstanbul'daki Rumlara karşı girişilen 1955'in 6-7 Eylül gecesindeki pogromu hatırladığımız oluyor mu?

Hedeften sapmayalım
"Çağdaş uygarlık düzeyi" denilen olgu, toplumların yazılı hafızalarının bugüne ışık tutmasına dayalıdır. Bu sayede Orta Çağ'ın bağnaz vahşetini yaşamış olan Avrupa, 21'inci yüzyılda, Orta Çağ'ı yeniden yaşamayı denemez... Veya Nürnberg zabıtları toplumların yazılı hafızalarına kazındığı için, yeni bir Hitler'in çıkmasına izin verilmez.
Yaşadığımız günler Türkiye'de yaşayan ve ortak kadere sahip olduğumuz biz vatandaşlar için yeni bir sayfanın açıldığı dönemi ifade ediyor. Eğer bu dönemi de "Dün" yaşadıklarımızı unutarak karşılamayı denersek, en azından "Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak" denilen o hedeften sapmış olmaz mıyız?
Örneğin çok partili demokratik düzeni başlatan önemli bir siyasi partinin sözcülerinin artık, eylemlerinden ötürü mahkûm da olmuş darbe girişimcilerini haklı bulan söylemlerden kaçınmaları gerekmez mi?
Veya Türk milliyetçiliğinin savunucusu olan bir partinin "Çağdaş milliyetçilik bütün milliyetlerin barış ve eşitlik içinde ve vatandaşlık hukukunun güvencesi altında birlikte yaşamaları anlamına gelir" diyerek, "Barış Açılımı"na sahip çıkması gerekmez mi?

Hiç anlatmadılar mı?

Bu ülkede ekonomi gelişirken işlerini büyüten ve servetlerine servet katanların, sokak eylemlerine destek verdiklerine ilişkin haberleri duyarken, 1980'lere dayanan anarşi ortamını hatırlamıyor musunuz?
Amerikan "Yeşil Kartı"na talip olan Türklerin sayısının on binlerle ifade edildiği günleri unuttunuz mu? Dünün varlıklıları "Yoksa İsviçre bankalarında hesabınız mı var" diye "Araştırmacı gazeteciler" tarafından nasıl sorgulandıklarını, çocuklarına, torunlarına anlatmadılar mı acaba? Arkadan takma motor sahibi olmanın ayrıcalık sayıldığı günlerden, yat ve özel uçak sahibi olmaya uzanan süreç, çok mu kolay geçti?
İnsan hafızası unutkanlık hastalığına tutulmuş olabilir. Ama toplumlar unutkan olamaz, olmamalı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.