YAZARA MAİL GÖNDER Denizi bilmeyen balıkların tarihi yanılgısı

YAZARLAR

Tarihin ve coğrafyanın bizi "Ortadoğulu" kılması, şu anda kaotik süreçlerden geçen Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin ne aynı yapıya, ne de aynı kadere sahip olmasını şart kılıyor.
İç ve dış siyasette bu farklılıkların bilincinde olunması, aşırı beklentiler içinde bulunmayı önleyebilir.
Ama ülkeler ve toplumlar arasındaki farkları gözden kaçırmak, Amerika Birleşik Devletleri gibi süper devletleri bile yanılgılara ve hatta fiyaskolara sürükleyebilir. Örneğin Amerika 2'nci Dünya Savaşı sonrasında işgal ettiği Almanya ile Japonya'da yeni düzene uyum konusunda gördüğü teslimiyeti, Irak ve Afganistan'da da göreceği yanılgısına düşmedi mi?

Eksik gözlemler

Ya da biz Türkiye'den Suriye ve Mısır'da olup bitenleri izlerken, Suriye'deki Baas'ın Esad'ı ayakta tutan derin yapılanmasını hesaba almadığımız gibi, Mursi'yi deviren Sisi darbesinin arkasındaki destekleri de, pek hesap edemedik.
Ama bu tür eksik gözlemler dış ülkelerden Türkiye'yi yorumlayanları da yanılgılara sürüklüyor... Daha ötesi bu ülkede yaşayanlardan bazıları da, denizdeki balıkların denizi bilmemeleri gibi, kendi ülkelerine ve bu ülkenin sosyo-politik yapılarına yabancılaşabiliyorlar.
Örneğin dini inançları kullanarak bir cemaat perdesi arkasında örgütlenip devlet içinde devlet olabileceklerini zannedenlerin bugün yaşadıkları ile 1826'daki Yeniçeri Ocağı'nın ilgası (Vaka-i Hayriye) ertesinde Yeniçeriler üzerinde ruhani etkisi yoğun olan Bektaşi tarikatı mensuplarının yaşadıkları arasında, çok fazla fark var mıdır?

Yerli ecnebiler

Neticede bu topraklarda iki devletin varlığı Osmanlı'da da Cumhuriyet'te de hiç kabul edilmemiştir.
Özellikle dış gözlemciler ve bazı saf yerliler bizim tarihimize de, toplumsal genlerimizdeki bilgilere de ecnebi oldukları için "Gezi Kalkışması"nı da, 17-25 Aralık "Dost-modern darbe girişimini" de, Tunus'ta, Mısır'da, Suriye'de esen Arap Baharı'ndaki rüzgarın buradaki devamı sandılar... İşin garibi bunlar 30 Mart yerel seçiminin sonuçları ile halkın verdiği cevabı da anlayamadılar...
Şimdi Anıtkabir ile Gezi Parkı arasında gidip gelen bir cumhurbaşkanı adayına bu kesimlerin ümit bağlaması, anlayış kıtlığının bir yansıması değil midir?

Hakaret ve eleştiri

Kayıt dışı siyaseti ve paralel devleti çoğulcu ve özgürlükçü demokrasinin doğal uzantıları zannedenleri, seçim sandığını teferruat olarak görenleri fazla yadırgamayalım. Nefreti ve hakareti "Eleştiri" olarak sunan bu aymazların atalarının davranışlarını, tarihimizin sayfalarında bulabiliriz.
Mesela Yeniçeri Ocağı'nı ilga ettikten sonra Bektaşiliğe de müdahale eden 2'nci Mahmut'un tuğrasını taşıyan sikkelere ve merhum Padişah'ın Divanyolu'ndaki türbesine tükürmek, tasfiyeden arta kalan ve kimliklerini saklayanların gizli ritüelleri arasındaymış. Şimdi de "Tükürmesinler diye mezar taşını Tomalar koruyacak" diyen postmodern yeniçerileri görmüyor muyuz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.