YAZARA MAİL GÖNDER Seçilmişliğin bedeli gündeme esir olmaktır

YAZARLAR

Ülkelerin ve toplumların sorumluluğunu taşıyan siyasetçileri onları izleyen, destekleyen veya eleştiren insanlardan ayıran durumlardan biri de, onların "Gündem"in esiri olmalarıdır.
Şu anda bir köşe yazarı olarak isterseniz Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeni konutu üzerinde veya CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun sağcı mı yoksa solcu mu olduğu konusunda çeşitlemeler, yapabilirsiniz. Eğer çocuğunuz bugün okula başlıyorsa eğitim sistemimize ilişkin endişelerinizi sıralarsınız... Ya da Ankara'nın mı yoksa İzmir'in mi daha temiz şehir suyuna sahip olduğuna takılabilirsiniz.
Ama eğer Türkiye'nin Cumhurbaşkanı ya da Başbakanıysanız IŞİD'le mücadele konusunda Türkiye'nin benimseyeceği konum ve bunun Türk-Amerikan ilişkilerine nasıl yansıyacağı, sizin için gündemin 1'inci ve çok öncelikli sorunudur... Bu sorunun içeriğinde IŞİD'in elindeki 49 rehinenin durumu da, "Barış Açılımı"nın geleceği de, Suriye'den sonra Irak'tan da gelmesi muhtemel göç dalgası da, IŞİD'le mücadelenin Suriye'de Esad'a yardımcı olması ihtimali de vardır.

Uykuyu kaçırmak
Düşünün ki şu anda ABD'nin siyaset üreten merkezleri ve medyası, IŞİD'in para kaynaklarının Irak ve Suriye'den Türkiye'ye gelen ve bizim üzerimizden bölgeye pazarlanan kaçak akaryakıt olduğunu iddia etmekteler. "The New York Times"ın yorumlu haberine göre bu kaçak akaryakıtın IŞİD'e günlük getirisi 2 milyon dolar civarındaymış. Eğer bu yöndeki baskılar Obama'yı etkilerse, Amerikan uçaklarının bizim sınırda gördükleri her hareketi bombalayarak karşılayacakları bellidir.
Hiç gece yatağa yattığınızda "Ya IŞİD'in elindeki 49 vatandaşımıza bir şey olursa" veya "1.2 milyon Suriyeli mülteciden sonra 1 milyon Iraklı da bize iltica ederse" diye uykuyu kaçırdığınız oldu mu? Yahut "Demek büyük devlet olmak için kendi hatalarınızı görmezden gelmeniz ve sorumluluğu Ortadoğu'daki krizin yükünü taşıyan ülkelere yıkmanız gerekirmiş" benzeri dersler aldığınızı hiç düşündünüz mü?

Hatalar zinciri
Esad'a "Vatandaşlarını zehirli gazla değil bombalarla öldürebilirsin" diyerek ona yeşil ışık yakan, Irak'ta Maliki'nin ayrılıkçı Şii siyasetinin ve Esad'ın zulmünün IŞİD'e yol açtığını görmezden gelen Amerika'nın düşünce merkezleri, IŞİD'in elindeki Amerikan silahlarına değil, bu terör örgütünün ele geçirdiği rafinerilerden kaçırılan akaryakıta takılmış durumdalar.
Ve şimdi de "Türkiye NATO müttefikimiz değil mi" diyerek bizi sorguluyorlar.
Özetle dünyadaki en büyük lükslerden bir tanesi kendi gündemini kendinin belirlemesidir... Erdoğan'ın ve Davutoğlu'nun yerinde olsaydınız uykuyu kaçırmaz mıydınız? ABD'nin Ortadoğu'daki hatalarını ve ayıplarını Türkiye'ye fatura etmek isteyen ileri zekalı Amerikan beyinlerinin zırvalarını, gülerek mi yoksa öfkelenerek mi izlerdiniz?

Siz kimlerdensiniz?
Belki de Rauf Tamer'in dün Posta'daki köşesinde şu şekilde sözünü ettiği kişilerdensiniz:
"-Orada rehin tutulan 49 kişinin hayatı (Allah korusun) tehlikeye girerse, burada sevinecek olanlar var. İnanın ki bayram edecek olanlar bile var. Yeter ki Türkiye rezil olsun..."
"Ah şu Obama, bizimkileri bir azarlasın, ah şu Kerry bizimkilere bir haddini bildirsin. 'Allah şu Esad'ın yar ve yardımcısı olsun.' Olsun be birader. Yeter ki Türkiye çuvallasın."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.