YAZARA MAİL GÖNDER Türkiye Cumhuriyeti'nin en üst değeri "Barış"tır

YAZARLAR

Güneydoğu komşularımızın topraklarındaki çatışmaları izlemeye çalışırken, siyasi haritalardaki sınırların böyle durumlarda bir anlam taşımadığını görüyorsunuz...
Sanki Irak ve Suriye diye iki ayrı devlet yok...
IŞİD'e karşı verilen savaşta, ne Kobane'nin Suriye'de ne de Felluce'nin Irak'ta olmaları bir şeyi değiştiriyor... Neticede bu iki kent ve bu kentlerde yaşayan insanlar savaşın sahnelendiği coğrafyanın trajedisini paylaşmaktalar.
Ya da bir iç savaşın yaşandığı Suriye'de devletin attığı bombalarla yıkılan Halep'te, devletin veya hukukun varlığından söz edilebilir mi?
Kısacası sınırlar da, devletler de ancak "Barış" var olduğu sürece bir anlam taşırlar...
Savaşta ne hukuk, ne insanlık, ne de güvenlik bir anlam ifade eder.

Ders aldık

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın çöküşüne dayanan dönemde yaşanan felaketlerden ders aldığı için, sade Ortadoğu'da değil Avrupa ülkeleri arasında da barışın kıymetini en fazla bilen bir ülke olarak, 1923'ten bugüne birliğini ve dirliğini koruyarak gelebildi. 2'nci Dünya Savaşı bütün dehşeti ile sınırlarımıza dayanmışken bile bu savaşın dışında kalmayı başardık.
Ayrıca Cumhuriyet'in kuruluşunda da "Barış" temel tercih olmuştur.
Mesela "Misak-ı Milli" Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarının Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nce 28 Ocak 1920'de kabul edilmiş şeklidir... Misak-ı Milli ile Türk milletinin kabul edebileceği asgari haklar belgelenmiş ve Kurtuluş Savaşımızın temel hedefleri oluşmuştur.
Ama savaşın sonunda barışı getiren Lozan Antlaşması'nda, örneğin Musul gibi, Misak-ı Milli içinde kalan yerlerin Türk olması kabul ettirilememiştir.

Gerçekler ve söylemler

1985'te İş Bankası tarafından yayınlanan TBMM'nin 1922-23 yılı "Gizli Celse Zabıtları"nı okursanız o dönemde Lozan Barışı nedeniyle Mustafa Kemal'e gösterildiğini görürsünüz. Sadece bir örnek vereyim zabıtlardan:
27 Şubat 1923'teki oturumda Mustafa Kemal Paşa, Lozan'ı ve Musul meselesini anlatırken, kendisinden önceki konuşmacı İzmit Mebusu Sırrı Bey'i eleştirip, kendilerini Heyet-i Vekile olarak Misak-ı Milli'yi feda etmekle suçlayanlara cevap veriyor.
Sırrı Bey'in Misak-ı Milli'yi anlamadığını söylüyor. Sırrı Bey oturduğu yerden, "Paşa Hazretleri...
Anlamadığımı söylediğiniz Misak-ı Milli'nin bendeniz mingayri haddin muharrirlerindenim
" diye cevap veriyor. Mustafa Kemal Paşa da bunun üzerine, Misak-ı Milli için şöyle diyor:
- Keşke yazmaya idiniz. Başımıza çok bela koydunuz. Yani bugün katiyeti ihlal eder sözlerden başka şey yapmadınız. (Gizli Celse Zabıtları, Cilt3, sayfa 1319, İş Bankası Yayınları)

Barışı korumak

Gerçekleri anlamaya ve barışı üst değer olarak korumaya dönük bilinç bugün de Türk siyasetine egemen... Türk Silahlı Kuvvetleri'ne aktarılan kaynaklar da, savaşmayı değil savaşı önlemeyi ve saldırganları caydırmayı amaçlayan bir askeri gücün sahibi olmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle iç ve dış savaş tahrikçilerinin, barışı korumayı derin bilincinde bulunduran bu temel siyaset çizgisinin farkında olmadıklarını varsaymak durumundayız.
Ankara'da yapılan toplantılardan çıkacak kararların, bu derin bilinci yansıtacaklarını da, hepimizin bilmesi gerekiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.