YAZARA MAİL GÖNDER Herkesin kendine göre bir “mutlu son”u vardır

YAZARLAR

Mutlu sonla biten filmlerin ya da masalların daha sonra nasıl devam ettiğini merak etmez misiniz? Mesela Pamuk Prenses ile yakışıklı prens evlendikten sonra kaç çocukları olmuştur, karı koca kavgası yapmışlar mıdır, prensin adı zina olayına karışmış mıdır, gibi...
Ama sonuçta bunlar yazarların hayallerindeki dünyaların öyküleridir. Peki ama acaba gerçek dünyayı da, hayallerindeki senaryolara konu kılanlar yok mudur?

Ankara romanı
Bizde buna bir örnek Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun 1934'te yayınlanan "Ankara" romanıdır... Romanın kahramanı Selma'nın yaşamına Türkiye'nin sosyo-politik serüveni üç dönemde yansır. Kurtuluş Savaşı'nda ve daha sonra âşık olup evlendiği idealist erkeklerle anlaşamaz. Örneğin ikinci eşi idealist Miralay Hakkı Bey Cumhuriyet döneminde vurguncu, savaş zengini, şirket yönetim kurullarında dolaşan, yabancı şirketlerle komisyon işleri yapmaya çalışan bir kişiye dönüşmüştür.

29 Ekim 1943
Selma bu çevreden kopup öğretmen olur. Romana göre Cumhuriyet'in 10'uncu yılından sonra her şey değişmiştir... Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi atılımlarla büyük yenilikler gerçekleşir. Romanın mutlu sonu Cumhuriyet'in 20'nci yıldönümünde 29 Ekim 1943'te gelir... Çankaya'ya akın eden kitleler arasında yeni ve devrimci eşi Neşet Sabit ile Selma da vardır. Çankaya'nın balkonunda da, Atatürk heyecan ve idealizm dolu Ankaralıları selamlamaktadır.

Panaroma
1934'te 1943'ü böyle gören Yakup Kadri, yaşanan gerçek hayatı yansıttığı ve 1953-54 arasında yayınlanan "Panaroma"da ise, çok partili döneme ve 1950'li yıllara gelir... Bu romanda Atatürk ölmüştür, okullara din dersleri konmuş, Türkçe okunan ezan kaldırılmış ve İmam Hatip Liseleri açılmıştır. Roman kahramanı Fuat sonunda bir tekkedeki yobazlar tarafından öldürülür. Romanda bu sürecin "Mutlu Son"la noktalanacağı yani "27 Mayıs Darbesi"nin geleceği hayal edilmez.

Romanlar ve gerçekler
Sürekli "Rejim Tehlikede" çığlıkları atanlara, seçim sonuçlarına saygılı olmak yerine insanları sokak eylemlerine çağıranlara, Gezi kalkışmasında kendilerini bulanlara bakarken "Acaba bunlar kendilerini bir roman dünyasında mı görüyor" diye düşünürüm. Son yarım yüzyılda yaşananları yok sayıp "Türkiye geriye gidiyor" diyenlerin beyinlerinde ne tür psiko-patolojik fırtınaların estiğini siz de merak etmez misiniz?
Kısacası siz siz olun ve takıntılarınız yüzünden gerçek dünyadan kopmayın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.