YAZARA MAİL GÖNDER Gerçekler ile şehir efsaneleri karşı karşıya

YAZARLAR

Kuşaktan kuşağa aktarılan ama gerçeklerle ilgisi olmayan söylemlere "Şehir Efsanesi" denilmez mi?
İngilizcede "Urban Legend" denilen ve dilimize "Şehir Efsanesi" biçiminde aktarılan düşünce balonları üretimi, sade toplumu değil devleti de derinine etkiler, toplumsal ve siyasal kültürün bir parçası olur.
Örneğin kendi tarihimize dönük yorumlarımızın pek çoğu "Osmanlı'nın hoşgörüsü" üzerine kurulmamış mıdır? Buna göre Osmanlı İmparatorluğu çeşitli dinlerin, mezheplerin, ırkların, milliyetlerin bir arada özgürce yaşadıkları bir camiaydı.

Gerçekler farklıdır

Yıllar önce Tekirdağ'da yapılan "Balkanlar'da İşbirliği Kongresi"ne katılan Herkül Millas Kongre'ye ilişkin gözlemlerini şöyle yazmıştı:
- Türk konuşmacılar bazı metaforları çok sık kullanıyorlardı: 'Yörenin ortak tarihi', 'Osmanlı yönetimi süresinde barış süreci', 'Yüzyıllar boyu sürmüş mutlu beraberlik', 'Alicenaplığımız', 'Ortak kültür ve gelenekler', 'Kaybedilen topraklar' gibi metaforları...
- Oysa Osmanlı'dan koparak ulusal devletlerini kuranlar Osmanlı dönemi ve yönetimini özlediklerini söylemiyorlar...
Türklerin ortak geçmiş konusunda çok doğal saydığı duygular onlarda yoktur. 'Beraberlik ve barış süreci bitti' hayıflanması değil, tersi vardır öteki ulus devletlerde: 'Nihayet kurtulduk, hürüz artık, mutsuz dönem bitti.'

Politika oluşturmak

Bugün dış politikamızı oluşturanlar Ortadoğu'ya bakarken zihinlerinin derinliklerinde "Kadim tarihin Osmanlı günlerine duyulan hasret"e dayalı bir tutum izlerseler, bu gerçekçi olabilir mi? Örneğin Suriye üzerinde Amerika, Rusya, İran ve hatta Çin pazarlıklar yaparken, Suriyelilerin "Ah, Osmanlı İmparatorluğu yeniden canlansa" diye düşünmüş olmaları mümkün müdür? İttihatçı Cemal Paşa'nın Suriye'yi yeniden yönetmesini hayal edenler var mıdır acaba Suriye'de?
Bırakalım Suriye'yi veya Irak'ı...
Kendimize dönelim.

Anadolu ve Mezopotamya

Yıllar önce bir panelde "Anadolu Kültürü"nün özellikleri üzerinde düşünceler üretmeye çalışıyorduk. Bir konuşmacı "Anadolu kültürünün özünde sentezler, alaşımlar, sinerjiler vardır" dedi. Bu konuşmacıdan sonra söz alan Kürt kökenli bir konuşmacı ise "Siz Anadolu kültürünü anlamaya çalışın ama bizi Mezopotamya kültürü ilgilendiriyor" diye söze başladı.
Ortaklık mı, farklılık mı?

Tabii bu noktadan sonra konu "Kültür" olmaktan çıkmış ve birleştiren değil farklı kılan öğeler ön plana gelmişti.
Kamplaşmaları, karşılıklı nefretleri, birbirini aşağılamaya, karalamaya, linç etmeye dönük duyguları "Bunlar da bizim kültürümüzün parçaları" diye doğal karşılamak mümkün olabilir mi? Ama oluyor işte... Mesela "PKK terörü de, çocukların dağa kaçırılıp terörist olarak yetiştirilmeleri de kültümüzün bir öğesidir" diye bakanlar yok mu olaya?

Kime öfkelenelim?

CHP lideri Kılıçaroğlu, HDP eş genel başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, bir cümle ile olsa da PKK teröründen söz etseydi ve "Ayrışan siyaset"te PKK'nın oynadığı role de değinseydi, doğru olmaz mıydı?
Ama bu coğrafyada siyaset de böyle işte...
Teröristlere değil hükümete öfkelenmek de, kültürümüzün bir parçası değil mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.