YAZARA MAİL GÖNDER Demokrasi düşmanlarını artık çok kolay teşhis ediyoruz

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Demokrasiyi içselleştirebildiğiniz oranda, siyasal çözümleri seçim sandığında bulursunuz. Hiçbir demokraside "Sandık teferruattır" söylemi bir anlam taşımaz. Ama kendilerini halklarının insanlarından daha üstün, daha eğitimli ya da daha seçkin olarak görenler, seçim sandığına değil cephane sandığına oynarlar... Cuntacı, darbe tahrikçisi, provokatör, eylemci ve hatta terörist olurlar.

Sahnelenen rezillikler

Yakın tarihimiz bunların sahnelediği rezilliklerle dolu değil mi? Demokrasinin nihai çözüm mekanizmasının seçim sandığı olduğunu kabul etmeyen kesimlerin eylemlerini meşrulaştırmak için ürettikleri gerekçeleri ve sahneledikleri soygunu en son 28 Şubat post-modern darbesi döneminde fazlası ile görmedik mi? "Halkın egemenliği" yerine "Vesayetçi kurumların egemenliği"ni yeğ tutan bu aymazlar vatanın kurtarıcısı, Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü bile "Kemalizm" denilen donuk bir ideoloji içine yerleştirmediler mi?

Gerekçe üretimi

Bunlar dünyanın her ülkesinde var oldukları için Türkiye dışındaki ülkelerde de "Kemalizm" yerine kendilerine özgü ideolojiler üretip, darbeciliklerine gerekçe bulurlar. Dünyanın her ülkesinde bir Atatürk olmadığı için, başka ülkelerin sandık düşmanları da çeşitli tehdit ve tehlikeler üreterek, cephane sandıklarını seçim sandıklarının yerine ikame etmişlerdir. Bunlar her ülkede aynı yöntemlerle demokrasiyi sabote etmeye çalışırlar. Bu süreçte gerçekler çarpıtılır, seçilmiş liderlere dönük karalama ve yıpratma kampanyaları başlatılır.

Hep aynı oyun
İran'da petrolleri millileştiren ve halkının yoksulluğuna çözüm arayan İran'ın liberal -demokrat eğilimli Başbakanı Muhammed Musaddık hakkında "O bir komünist ajandır" kampanyası açılmış ve 1953'te CIA ile İngiliz MI5'in ortak operasyonu sonucu bir darbeyle devrilmiştir. Siyasete ilgi duymayan kitlelerin tencere tava çalarak sokağa dökülmeleri, ilk kez 1973'te CIA tarafından icat edilmiş ve Şili'de Allende'yi deviren Pinochet darbesinin ateşleyicisi olmuştur.

Sonuç hep aynı

Darbe gerekçeleri farklı olsa da, sonunda bu darbeleri fonlayanlar ve körükleyenler beklediklerini elde etmişlerdir. İran petrolleri İngiliz ve Amerikan şirketlerine geri verilmiş, Şili darbesi ertesinde ülkenin bakır ağırlıklı maden zenginliği yeniden Amerikan şirketlerinin olmuştu. Mısır'da Sisi darbesinin gerekçesi İslam'ın tırmanmasıydı ama sonuçta bu darbe ile yeniden İsrail çizgisine girildi ve Gazze'ye giden yollar kapatıldı.

Bunları tanıyoruz

Seçilmişleri "Faşist" olarak suçlayanları, şiddeti siyasetin bir öğesi olarak görenleri, seçim sandığına değil cephane sandığına dayananları artık biliyoruz. Çok yakın düne kadar "Kuvvetler Ayrılığı"nı "Kara -Deniz- Hava Kuvvetleri" olarak algılayanların, Yargıya "Gülen Örgütü"nün sızmasına seyirci kalmaları da çok doğal değil midir?
Dünü bugüne taşımak isteyenlerin başarıya ulaşması mümkün değildir. Çünkü herkes her şeyi biliyor artık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.