Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bir avuç İngiliz savaş pilotunun Nazi hava filosunu bozguna uğratması ertesinde Başbakan Churcill "İnsanlığın çatışmalar tarihinde hiç bu kadar çok sayıdaki insan, bu kadar az sayıdaki insana borçlanmamıştı" demişti. Churchill eğer yaşasaydı ve bugünkü Türkiye'nin siyasi ortamı hakkında konuşsaydı "Tarihte hiç bu kadar az sayıdaki insan, bu kadar çok sayıdaki insanın yaşamını zorlaştırmamıştı" derdi herhalde.

Az sayıdaki insanlar
"Gezi Kalkışması"nda dışarıdan aldıkları işaretlerle AK Parti iktidarının da, Erdoğan'ın da sonunun geldiğine inanarak takılmış plağa dönüşenler bu "Az sayıdaki insan"ların bir bölümünü oluşturuyorlar.
Teröre "Terör" diyemeyenler, Ankara yerine Pensilvanya'da kendilerini bulanlar, 21'inci yüzyıl dünyasının gerçeklerine uymak yerine 1930'ların söylemleri ile siyaset yapanlar... Uzlaşmak yerine kavga edenler, eleştirinin yerine hakareti yeğ tutanlar, çözüm yerine sorun üretenler...

Akıl yoksunları

Yaşamı zorlaştırmak aklı inkâr etmek değil midir? Dünyadaki savaşları ve soykırımı andıran katliamları bilişim çağının araçları ile evlerimizde anında ve hatta görüntülü olarak izlerken, kendi toplumumuzdaki uçları açık gerginlikleri körükleyenler, hangi akla hizmet ediyor acaba? Tarihin ve coğrafyanın bizi mahkûm ettiği bu jeo-politik dün de bugün de "İstikrar"ı en zor elde edilen kavramlar arasına yerleştirmemiş midir?

Yaşananlar

Komşularımız Irak ve Suriye'nin bu yüzyılda yaşadıkları acaba bu "Az sayıdaki insan"ın umurunda değil midir? Güncel siyasetin yansıması olan gerginlikler bu coğrafyada, bir anda kitlelerin birbirinin hayatına kastettiği kan davalarına dönüşüvermez mi? Yüzlerce yıl yan yana, iç içe yaşayan Balkan, Kafkas ve Ortadoğu halklarının sonu kitlesel ölümlerle biten kavgalarını nasıl unutabiliriz?

Herkes biliyor

Siyasetin de, idarenin de, yargının da yaşamayı kolaylaştırmak için var olduklarını, kin ve nefret tohumlarının bu coğrafyada çok kolay yeşerdiklerini görmezden gelebilir miyiz? Bereket "Çok sayıdaki insan" bütün bu olup bitenlerin farkında... Kimin eli kimin cebinde, kim kimin kuklası konumunda, kimi kim güdüyor... Bunları herkes biliyor artık...

" Yeter" demesinler
Bu toprağın insanı sonuçta Nâzım Hikmet'in dizelerindeki gibi "Topraktan öğrenip/ kitapsız bilendir./ Hoca Nasreddin gibi ağlayan/ Bayburtlu Zihni gibi gülendir./ ....Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine/ ve bir kerre vakterişip:/ "-Gayrık yeter!..." /demesinler."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER