Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Herhalde bu söylemi çok parlak buldu ki, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Tekirdağ'daki konuşmasında da "Türkiye'nin kurucu ayarlarına geri dönmesi lazım" demiş.
Eğer bu "Kurucu ayarlara geri dönmek" söylemini Amerikan medyası kendi okurlarına aktarırsa, bakarsınız Başkan aday adayı Donald Trump da bir konuşmasında "ABD kurucu ayarlarına dönmeli ve siyah derililerin oy vermeleri yasaklanmalı" benzeri parlak önerileri seslendirir.

Hangi ayarlar?
CHP'nin "Tek Parti" olduğu, Hıristiyan ve Yahudi azınlıklar dışındaki tüm vatandaşların Türk kabul edildiği, siyasal ve toplumsal düzenin "Takriri Sükûn Kanunu" ile sağlandığı bir kurucu ayarlar düzenine dönmek ne kadar mümkündür bilemiyorum... Düşünün ki artık bilgisayarlar bile kurucu ayarlara geri döndürülemiyor. Sürekli yeni programlarla daha işlevsel hale getiriliyorlar. Değişen ve yurt koşullarını hesaba almadan, bir toplumu 1920'lerin ayarlarına nasıl döndürebilirsiniz ki?

Dünya da değişti
Mesela "Kurucu ayarlar"ın düzenlendiği dönemdeki dünya siyasetinin ve lararası ilişkilerin tabu kavramı "Devletlerin iç işlerine karışılmaması" değil miydi? Büyük ve küçük devletlerin birlikte bulunmak zorunda olmasından kaynaklanan zorluklar, devletlerin birbirinin iç işlerine karışmaması ilkesine bağlayarak aşılmaya çalışılırdı o dönemde.

İç işimiz kaldı mı?
Bir düşünün... Bugün hangi önemli sorunumuzu "Bu bizim iç işimizdir" diyerek, dış dünyanın gözetiminden ve hatta müdahalesinden uzakta tutabiliriz? Suriyeli sığınmacıların durumunu mu, Fırat ve Dicle'nin sularını mı, "Kürt realitesi"ni mi, Boğazlarımızın savaşta ve barışta kullanım biçimini mi, Heybeliada Ruhban Okulu'nu mu, Patrikhane'nin hukuki statüsünü mü?

Yeni beklentiler
Şimdi ulus devletleri yönetenlerden uluslararası camia iki şey bekliyor.
- Uluslararası ilişkilerde barışı gözeten kurallara uyulması..
- Ulus devleti yönetenlerin kendi halklarına karşı hukuk ve insan haklarına saygılı yaklaşmaları...

Tam bağımsızlık
Bu gerçekler açısından olaylara yaklaştığınızda artık hiçbir devletin sınırsız egemenliği ve hiçbir ülkenin dünya karşısında "Bu benim iç işimdir" diyecek durumu kalmamıştır. Yani "Ben kurucu ayarlarıma döndüm" deseniz de, kimse bunu kabul etmez ki. Jakoben laikçi askeri darbelerin doğal karşılandığı, Kürtçenin yasak olduğu bir kurucu ayarlar dönemi bugünün dünyasında kabul edilebilir mi ki?
Eğer kurucu ayarlar dönemi ile söz edilen şey "Tam bağımsızlık" ise şu anda izlediğimiz siyasetle "Biz bir müstemleke ve Amerikan kuklası bir ülke değiliz" söyleminin tüm dünyaya duyurulduğunu inkâr edebilir miyiz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;