YAZARA MAİL GÖNDER Maniniz yoksa

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Hayat Notları

"Savrulan yapraklar gibi akıp giden günlerimiz cenaze törenlerinde telaşsız sessiz sitemsiz" demişti ya şair.
(Yağmur Atsız) Günlerimiz, zaman denilen gizemli koridorda, hızla akıp gidiyor gerçekten de...

***
Bazen zihinlerimizin fırtınalı alt üst oluşlarında, çoklukla yaşlarımız ileriye doğru yönelince, çocukluklarımızın anılar denizine uzanır ellerimiz. Hatırlarız birden nelerimiz vardı!
Gazoz kapağı biriktirdiğimiz
günleri.
Harita metod defterlerimizi, kitaplarımızı kırmızı pelür kağıtlarla kapladığımızı.
Radyoda Demirbank'ın "iyi günler" dilediği zamanları.
Arkadaşlarımızın günlüklere 'defterin kalbin gibi temiz' diye yazılar yazdığı günleri.
Sokaklarda yoğurtçuların gezdiğini.

***
Bir kuş gibi uçuyor zaman.
Evlerde divanların kurulu olduğu günler.
Yaz akşamları, çiçekli balkonların sevgiye uzanışında, bizleri sokaktan akşam yemeğine çağıran, şefkatli anne seslenişleri.
Son kalan arsada, minik futbol maçları.
Kış akşamları, sobaların üzerinde pişen kestane, siyah beyaz televizyon, Kaçak dizisi, Tatlı Cadı'nın gülümseyişi.
Ah bir de o ünlü komşu ziyaretleri. Kapıyı çalardık küçük boyumuzla.
Tık tık ve sonra:
-Bir maniniz yoksa, annemler size gelecek, diye.

***
Komşuluğun güzelliğinin adeta bir şölene dönüştüğü, o naif, mütevazı günlerden; oturduğumuz apartmanlarda, artık birbirimizi bile tanıyamadığımız, karşılaştığımızda ise komşularımıza "günaydın" demeye bile yabancılaştığımız günlere geldik belki.
Sistem, modernlik aysberginin altında vahşileştikçe, derin adaletsizliklerin süslü püslü yüzeyinde, insan insana doğal olarak yabancılaştı.
Güzel komşuluklar, hatıraların gölgesinde, yazılara konu kaldı.
Ne diyelim, "çözülen bir yün yumağı/akıp giden günlerimiz" işte...
Ve sessiz sitemsiz elbette.

***
Neşe oluşturacak bir başka nota geçelim en güzeli.
13. yüzyıl sonlarında Akşehir Bölgesi'nde yaşayan, belki de yaşadığı sanılan ünlü Nasreddin Hoca; halk edebiyatımızın renkli, zeki, efsanevi kişisi.
Nasreddin Hoca araştırmacıları, fıkralarının Kuzey Afrika'ya kadar, farklı yorumlar ile yayıldığını söyler.
İşte bir örnek:
Çok bilinen bir Nasreddin Hoca fıkrasını, zekasına hayranlık duyarak, sizlere biraz farklılıkla aktaralım:

***
Nasreddin Hoca karşısında toplanan halka demiş ki:
-Size ne diyeceğimi bilir misiniz?
Halk karşılık vermiş:
-Bilmeyiz.
Hoca:
-Madem ki bilmiyorsunuz, demiş, size söyleyecek sözüm yok!

***
Başka bir gün gene sormuş:
-Size ne diyeceğimi bilir misiniz?
Halk:
-Evet, demiş, biliyoruz.
O zaman Hoca:
-Madem biliyorsunuz, size söylemeye gerek yok!

***
Başka bir gün gene sormuş:
-Size ne diyeceğimi bilir misiniz?
Halkın yarısı:
"Biliriz" demiş, yarısı da:
"Bilmeyiz" demiş.
Hoca uzun bir süre bakmış:
-Bilenler, bilmeyenlere söylesin, demiş!

***
Ne diyelim.
İşte: "bir suçluyu aklar gibi/akıp giden günlerimiz/ sanki bir sır saklar gibi/ telaşsız sessiz sitemsiz" geçiyor...
Her şey nasıl da böyle, hızla geçip gidiyor.
İnsan nasıl da fani.
Hoca fıkrasındaki gibi; en iyisi 'bilenler, bilmeyenlere söylesin'; ya da 'bilmeyenler, bilenlerden öğrensin'...
İyi pazarlar.
Nasreddin gülümseyişleri, yüzünüzden eksik olmasın efendim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.