YAZARA MAİL GÖNDER İstanbul hâlâ aynı güzellikte

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Nüfusu katlanarak artsa da eski binaların yerini gökdelenler alsa da İstanbul hâlâ Kapalı Çarşı'sı, Çiçek Pasajı, balıkçıları ve börekçileriyle nostaljisini koruyor

Atina-İstanbul-Atina arasındaki uçak seferlerinin günde beşe çıkarılmasıyla ucuzlayan biletlerden yararlananların başında, yıllar önce Atina'ya yerleşen İstanbul Rum kökenliler geliyor. Türk-Yunan ilişkilerindeki gerginlikler, Kıbrıs sorunu, hiç bağlantıları olmadığı halde sırf Rum oldukları için birçok haksızlığa uğrayarak İstanbul'u terk etmek zorunda kalan Türk vatandaşı Rumlar, her zaman asıl memleketleri olan İstanbul'un hasretini çeker. İşte böyle bir Rum, geçen hafta İstanbul'a geliverdi. İlk olarak İstanbul'da metro, metrobüs, Marmaray gibi ulaşımda yapılan kolaylıklar gözüne çarptı. Hatırladığı kadarıyla pislik kokan çöp bidonlarını görmediği için sevindi. Şehrin Yunanistan'ın bir buçuk katına ulaşan nüfusu ve göklere uzanan binalardan oluşan yeni sitelerinin karşısında şaşırdı. Bilgi Üniversitesi'nde azınlık hakları konferansında dinlediklerine ya da uğradığı yerlerde Yunan müziği eşliğinde Türkçe ve Rumca şarkılar söylenmesine inanamadı. Çünkü İstanbul'u terk etmek zorunda kalmadan önce ne de kendisi ne de ailesi için değil Rumca şarkı söylemek yolda Rumca konuşmak ve azınlık haklarından söz etmek bile neredeyse bir suçtu.

BEYOĞLU'NDA KOKOREÇ YENİR
Sonra gençlik yıllarında vakit geçirdiği mekanları ziyaret etti. Çiçek Pasajı'nda kokoreç ve çöp şişlere geçirilmiş midye tava yedi, Balık Pazarı'nda işkembe ve mercimek çorbaları içti. Eskiden bildiği şarküterilerden aldığı lakerdalar ve taze yufkalardan sonra Beyoğlu'nda üzerinde İstanbul yazan tişörtler satın aldı. Ara sokaklarda tavuk üstü pilav yedi. Sonra çok özlediği Boğaz'a gitti. Esen poyraza aldırmadan Emirgan, İstinye ve Tarabya sahillerinde yürüdü. Akşamları ise çocukluk arkadaşının Boğaz'daki ahşap evinde, pencereden seyrettiği tankerlere baka baka, keman çalarak kendisinden geçti. Kapalı Çarşı'ya gitti. Orada kendisine Rumca, Rusça, İtalyanca seslenen esnafla Türkçe konuşup turist olmadığını söylemenin gururunu yaşadı. Çocukluk yıllarında çamur ve pislik dolu Galata Kulesi'nin çevresinde kaldırım taşıyla döşenen temiz sokaklarda dolaştı. İstanbul'dan ayrılırken içinde buruk bir acı duydu. Keşke hiç terk etmek zorunda kalmasaydı. İstanbul çok büyümüş, değişmiş, modernleşmiş, yeni yeni semtler oluşmuştu. Ama kendi bildiği eski küçük İstanbul, börekleri, Boğaz'ı ve kalender insanlarıyla hâlâ yerinde duruyordu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.