YAZARA MAİL GÖNDER Bodrum ölür mü, Midilli coşar mı?

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Bodrum'a veda etmenin zamanı gelmedi mi? Lesbos (Midilli), yeni dev gece kulübüyle alternatif Mykonos olur mu? Tatilden beklediğimiz, huzur mu, heyecan mı?

Çok ünlü bir adam var diyelim elimizde, kum gibi de parası var. Evli ama eşini aldatmakta, magazin diliyle bu 'yasak aşkı' ve birkaç ahbabıyla teknede tatil yapıyor. Peki o tekneyle nereye açılıyor?
Bodrum Gümüşlük'e!
Demirleyebileceği dünya kadar ıssız koy varken dünyada, yakalanma ihtimalinin en yüksek olduğu, magazincilerin nöbet tuttuğu Bodrum Gümüşlük'e!
Bunu neyle açıklayacağız?
Delilikle mi? Enayilikle mi? En hafifinden cehaletle mi?
Bir Bodrum bellemişiz; kalabalıktan, pahalılıktan sözüm ona onca şikayete rağmen, dön dolaş insanlar gene Bodrum'a gidiyor.
Alışmış, kudurmuştan hakikaten betermiş! Bu Bodrum alışkanlığı da mantık, sağduyu dinlemiyor.
Bizim milletin tatil alışkanlıkları beni genel olarak dehşete düşürüyor zaten.
Magazin sayfalarında gördüğümüz tiplerin tatilden anladığı şeyin şehirden uzaklaşmak, hafiflemek değil; metropol hayatını deniz/havuz kenarına çekmek olduğunu anlıyoruz.
Bir de mümkün değil yalnız kalamıyorlar. Hep aynı sahillerde, aynı mekanlarda, aynı koylarda, aynı teknelerde, aynı havuzlarda, aynı değilse aman bitişik şezlonglarda...
Öncelikli dertleri, ait oldukları/olmak istedikleri sınıftan kopmamak, suyun içinde bile dirsek temasını kaybetmemek...
Bunun da en zahmetsiz, en doğal biçimde yapılabileceği iki tatil beldesi, Bodrum ve Çeşme.
O yüzden de bütün o astronomik fiyatlar, akıl almaz hesaplar ne kadar dile dolaşsa da; yine o paraları hovardaca saçanlar da, hiç öyle bir bütçesi olmayıp sadece merak ve meraksızlığının (Yeni, temiz, bâkir yer keşfetmeye dair hiçbir ilgisi, hevesi, arzusu, merakı olmuyor kiminin) kurbanı olanlar da hâlâ Bodrum'da...
Halbuki Bodrum'la bir noktada vedalaşmak lazım sanki.

VEDA ÇANLARI ÇALDI
Bizim de senelerce canımızdı, tatlı hatıralarımız var:
Bodrum'un hakiki sahiplerinden kör kaptan Cengiz'le tanıştığımda yıl 1987 olmalı; yakışıklı kuzenim Babür'ün evi ve ufak teknesindeki muhabbetler nasıl unutulur...
Türkbükü'nün patladığı yıldı (2000); 15 gün orada kalıp Aktüel'e dosya hazırlamıştık...
Bozburun'dan tanıdığımız Çağrı ve Çağlar Bozçağa, şimdinin en yer bulunmaz butik lokantası Orfoz'u açtığında, kapının önündeki kara tahtaya hangi çeşitleri yazmalı diye konuştuğumuzda, 2006 yazıydı.
2000'li yılların pek çok yaz tatili, Bodrum'da ama hiç de öyle değilmiş gibi duran Atami'de geçti. Cennet Koyu'ndaki bu mütevazı aile işletmesi, berrak deniziyle, toprağı bol olsun Midori hanımın karidesli mücverleriyle ve bazen sabahtan akşama kadar aynı Michael Franks parçalarını çalarak çılgın eğlence arayışındakileri püskürtebilme becerisiyle, hakikaten cennetti. 10 gün burada kalıp üç-dört gecesinde Bodrum'a inerek ideal kıvamı tutturmak mümkündü.
Sonra işte Cennet Koyu bambaşka bir şey olma yoluna girdi. Ve bizim için Bodrum'a veda çanları çaldı.

HUZUR MU HARARET Mİ?
Birkaç yıldır, yazları gitmeyi en iple çektiğim yer, Midilli. Zeytin ağaçlarıyla dolu bu Yunan adası; şıkır şıkır deniz, leziz mutfak, makul hesap ve huzur, huzur, huzur demek.
Midilli hiçbir pozu, havası olmayan bir ada. Hayat tek bir elbiseyle, tek bir sandaletle geçebiliyor burada. Hemen hepsi aile işletmesi olan salaş lokantalarıyla, Muppet Show'dan fırlamış gibi duran ihtiyarlarıyla, ortalıkta hiç öyle afili, iddialı tiplerin fink atmamasıyla da ayrıca iyi gelen bir yer!
İdi dememiz lazım belki. Çünkü bu gittiğimizde öyle tarihi bir olaya denk geldik ki; üzülüp korkup kaderimize mi küselim, yoksa 'Zaten tutmaz' diyip boş mu verelim, arada kaldık.
İlk günden beri adanın her köşesinde afişlere denk geliyorduk: Cuma akşamı OXY adında bir kulüp açılacaktı.
Molyvos'la Petra arasındaydı ve Yunan adalarının en büyük gece kulübü olduğu iddiasındaydı.
Petra'nın açık ara en iyi lokantası Thalassa'nın sahibi Maria, bizi de örgütlemeye çalıştı. Gitmemiz lazımdı.
Dans! Dans! Dans! Acayip eğlenecektik!
Cuma akşamüstü hararet arttı. Ortalıkta payetli straples üstler, bir karışı geçmeyen etekler ve hiç Midilli normallerinden sayılamayacak topuklar salınır oldu.
Hep gittiğimiz kafenin yakışıklı garsonuyla, mahalle barının sahibiyle tek muhabbet konusu buydu: Tutar mı, tutmaz mı?

LESBOS MYKONOS OLUR MU?
Kayalıklar üstündeki tesis, meğer daha önce de gece kulübüymüş ama tutmamış. O zamanki adı Gataluzi'ymiş ve 12 yıl önce kapanmış. Şimdi Club OXY adıyla tekrar girişmişler. Ve de Türkiye'den bir yatırımcı varmış.
O gece açılışa gitmedik ama açılış ayağımıza geldi ve yatağımızda sabah 7'ye kadar zangırdadık! Ertesi gece yani Cumartesi saat 01:00 civarında önünden geçerken ise ortalık tenhaydı.
Sonra eve döndük.
Akabinde bir bülten düştü: "OXY'nin kurucu ortağı Atacan Uslu" diyordu, "500 bin avro'luk yatırım" diyordu, "Mykonos'tan sonra Lesbos'u Yunan adalarının ikinci eğlence merkezi haline getirmesi beklenen" diyordu...
Midilli şimdiye kadarki kendi halindeliğiyle, Mykonos olmaya çok uzak duruyordu. Ama bu işlerin kararı bir yerlerden çoktan verilmiş olabilir. Oxy'nin akıbeti, sadece bir mekânın tutup tutmaması demek değil yani.
Bakalım 'yetkililer' Lesbos adının tarihteki izinden gidip ikinci bir Mykonos mu yaratmaya çalışacaklar?
Bakalım Midilli'de huzur mu galip gelecek, hararet ve heyecan mı? Hayırlısı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.