YAZARA MAİL GÖNDER Bonmarşe bebeği süslü giyinir

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Zenginliğin ölçüsü neden Alyon? Bulgurlu'ya gelin gitmek niye telaşlandırıyor? Dingo kim? Hemen öfkelenenler niçin Marmara çırası? Göksu testisi niye terler? İstanbul doğumlu deyimlerin hikâyeleri enfes!

Kadıköy'deki Eminönü iskelesinde iki arkadaşımla buluşacaktım; biraz erken gitmişim.
Girişteki İstanbul Kitapçısı'na bakayım dedim ve elime aldığım bir kitaba tek kelimeyle bayıldım. İstanbul'un Yüzleri Serisi zaten güzeldir; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, şehrin tarihine ve kültürüne dair çok hoş derleme kitaplar yayımladı: İstanbul'un 100 Masalı, İstanbul'un 100 Efsanesi, Ailesi, Bahçesi, Okulu, Hanı, Hattatı, Sufisi, Koleksiyoneri, Lezzeti, Şarkısı, Merdiveni... Karşımdaki, serinin 67 numarasıydı ve bırakamadım bir türlü elimden: İstanbul'un 100 Deyimi. Çilem Tercüman derlemiş.
Kimi tedavülden kalkmış, kimi hâlâ dile pelesenk ne çok deyim var İstanbul doğumlu! Sizle bir araya getirmeden edemedim...
- ALTI KAVAL, ÜSTÜ ŞEŞHANE: Herkesin bildiği sorudan başlayalım! Günümüzde hâlâ yaygın olarak kullanılan bir deyim bu; hikâyesiyse şöyle:
Kaval, eskiden ağızdan dolma içi yivsiz topa verilen isim. Şeşhane ise namlusunda altı yiv bulunan topa deniyor. Kaval ve şeşhane diye nefesli ve telli müzik aletleri de var. İkisinin bir arada olması, bir uygunsuzluk, uyumsuzluk demek. Zaten gündelik dilde de kılık kıyafetinde altıyla üstünü birbiriyle uyduramayanlar için kullanılıyor malum. Şeşhane'nin telaffuzu de zaman içinde, şimdinin popüler semtlerinden Şişhane'ye dönmüş.
- ALYON KADAR ZENGİN / ALYON KESİLMEK: Fransız Devrimi'nden sonra İstanbul'a yerleşen Alion ailesi, önemli işler yapar, ciddi servet sahibi olur, banka kurar. Kışları Beyoğlu'nda büyük bir konakta, yazları Büyükdere'de oturan aile, Abdülaziz ve Abdülmecid zamanının simge zenginlerinden. Zenginliğin tarifi olmuşlar da diyebiliriz; 'Alyon kadar zengin' ve 'Alyon kesildi' deyimlerine soyadlarını verecek kadar!
- AYAS PAŞA KOL GEZİYOR: Kanuni dönemi sadrazamlarından Ayas Mehmed Paşa, Yavuz Sultan Selim zamanında da yeniçeri ağalığı yapar.
Bu demek oluyor ki, İstanbul'un güvenliğini sağlamak, çarşı pazar teftişi yapmak da görevleri arasında.
Fakat özellikle gece teftişlerinde öyle ağır cezalar verir ki, milletin içine korku salar ve kışın en soğuk günlerinde gece ayaz çıktığında soğuğun şiddeti onunkine benzetilir: Ayas Paşa kol geziyor!
- AYASOFYA'DA DİLENİP SULTANAHMET'TE SADAKA / ZEKAT VERMEK: Ya da semtlerle eylemlerin tersine çevrilmiş hali. Hayatını başkalarının yardımıyla sürdürmesine rağmen gösteriş için elindekileri etrafa dağıtanlar için kullanılıyor bu deyim.
- BONMARŞE BEBEĞİ: Tanzimat sonrasında Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde Batılı malların satıldığı pek çok mağaza açılır; bunlardan biri de Bon Marche (Bonmarşe). Hali vakti yerinde olanların cenneti, her nevi giyim ve ev eşyasının satıldığı bu mağazalardaki çocuk kıyafet ve oyuncakları, bilhassa da süslü püslü bebekler, küçük kızları meftun eder haliyle. Fakat bu bebekler, geleneksel kesimin 'alafranga' görüp eleştirdiklerine taktığı lakap da oluverir. 'Avrupai' giydirilen ve daha Batılı terbiyelenen çocuklar, geleneksel kesim tarafından 'Bonmarşe bebeği' ilan edilir!
- BULGURLU'YA GELİN GİTMEK: Lüzumundan fazla telaşlananlara takılma cümlesi bu: 'Bulgurlu'ya gelin mi gidiyorsun?' Çamlıca'nın sayfiye, Bulgurlu'nun onun favori köylerinden olduğu yıllar... Ve de Bulgurlu, erkeklerinin yakışıklılığı, kaynanaların da gelinlere sevgisiyle nam salmış bir köy! Oradan görücü gelmesi durumunda, kızlarda bir heyecan, bir koşturma, bir telaş, bir acele haliyle!
- DİNGO'NUN AHIRI: Giren çıkanın belli olmadığı, önüne gelenin girdiği yer, doğru. Peki niye Dingo'nun?
İstanbul'da ulaşım için atlı tramvayların kullanıldığı dönem: İki atın çektiği tramvaylara, dik Şişhane yokuşunda zorlanmasın diye fazladan atlar koşulur.
Azapkapı'da tramvaya eklenen takviye atlar, Taksim'de Dingo adında bir Rum vatandaşın işlettiği ahırda dinlendirilir, sonra tekrar Azapkapı'ya götürülür. Giren çıkan gün boyu bitmez yani Dingo beyin ahırda...
- GÖKSU TESTİSİ GİBİ TERLEMEK: Göksu Deresi'nin yatağı ve yamaçlarındaki toprağın killi olması sebebiyle bu semt; testi, bardak, saksı gibi topraktan imal edilen ürünleriyle ünlü. Ve meğer yeni yapılan testiler, kıl gibi delikleri kuruyup tamamen kapanana kadar, içindeki suyu dışarı sızdırır, yani terlermiş. Sıkılganlığı yüzünden hep terleyen tiplere reva görülen testi benzetmesi, bu sebepten...
- MARMARA ÇIRASI GİBİ TUTUŞMAK: Aniden öfkelenip parlayanlar için kullanılan bu tabir, adını Marmara Adası'ndan toplanan çıralardan almakta.
Burası sakızlı çam ağaçlarıyla meşhur ve de reçinesi bol olduğu için kolayca yanıyor bu çıralar.
- SICAĞA GİTMEK: Osmanlı döneminde İstanbul'da "Hamama gidiyorum", "Hamamdan dönüyorum" demek ayıp! Çaresi, 'Sıcağa gitmek'. Eski İstanbul halkının nezaket ve dil konusunda hassasiyet ölçüsü gibi de bir şey bu.
Mahşer midillisi... Lahanacıbamyacı...
Okmeydanı'nda buhur yakmak... Pösteki saymak.. Serçeden başka kuş, Zeyrek'ten başka yokuş bilmememek... Yerimiz bitti, halbuki daha neler neler...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.