YAZARA MAİL GÖNDER Ayvalık'tan Boğaziçi'ne...

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi orkestrasının Boğaziçi Üniversitesi'ndeki konseri... Beren Saat'e tüp tacizi... Kurbağa öpen masal kadınlarının kahramanı... Ana Beatriz Barros'un 'tabii ki de' vurgusu...

"1998 yılında Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi'ni (AIMA) kurarken, Ayvalık'ta 10 günlük müzik ustalık sınıfları düzenleme hayaliyle yola çıktık" diyor Prof. Filiz Ali. "Geçen yıllar içinde müzik uzmanlık sınıfları ve atölyelere yeni disiplinler ekledik. Keman, viyola, viyolonsel, arp, flüt, klarnet, piyano gibi çalgı sınıfları yanı sıra, edebiyat ve bestecilik atölyeleri de düzenlenerek 2014 yılı sonuna dek 700'ü aşkın yetenekli genç sanatçıya dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte çalışmak ve ufuklarını genişletmek imkânı sunduk."
2013'te yani AIMA'nın (Ayvalık International Music Academy'den kısaltıyoruz) kuruluşunun 15. yıldönümünde bir mini festival hayal etmişler. Bu festivalin bir orkestrası olsun ve bu orkestranın üyeleri AIMA'ya katılmış genç müzisyenlerden oluşsun istemişler. 500'den fazla genç müzisyen içinden 20 kişiyi seçerek orkestrayı kurmuşlar.
"AIMA Ayvalık Festival Orkestrası, Ayvalık'ta iki senedir gerçekleştirdiğimiz Ayvalık Müzik Festivali kapsamında verdiği başarılı konserlerle takdir topladı ve önemli müzik organizasyonlarından teklifler almaya başladı" diyor Filiz Ali. "Kuruluş vizyonumuz olan, Türkiye geneli ve yurtdışında turnelere çıkan, konserler veren bir orkestra olma hayalimizin ilk adımını böylece başarmış olmanın sevincini yaşıyoruz."
Niye yazdım bunları? Çünkü hafta içinde bu orkestranın Ayvalık dışındaki ilk konserini vermesine şahitlik ettik. Klasik müziğin duayenlerinden İdil Biret'le birlikte Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall'daydılar ve belli ki son derece yetenekliydiler. Ayvalık'tan Boğaziçi'ne bayağı yol kat etmişler, belli ki daha da çok edecekler. Yolları açık olsun.
Yıllar sonra okulda konser dinlemek de ayrı keyif tabii. "Şurası göz göze geldiğimiz yer / Şurası söyleşip güldüğümüz yer / Şurası baş başa kaldığımız yer" diye her bir köşeyi ayrı tatlı hatırlıyor insan. "Buralara sık sık gelişim ondan" değilse de, her gelişimde mutlu oluşum ondan...

YA KURBAĞA ÖPERSİN...
Geçtiğimiz hafta sonu, Kadınlar Günü'ne dair pek çok ilan gördük. İçlerinden birini ayrı tutmak isterim, zira bayıldım! "Kadın olmak masallarda bile zor" demiş Murat Öztürk ve sıralamış: "Ya 7 tane minicik adamla yaşarsın, ya kurbağa öpersin, ya en sevdiğin meyveden zehirlenirsin, ya kuleye kapatılırsın, ya saçlarını elin adamı tırmansın diye uzatırsın, ya gece 12'de Külkedisi'ne dönersin elbiselerin yırtılır.."
Sonra yan tarafta "Ya da namusunu şerefini korumaya çalışırken insan kılığındaki canlılara canını siper edersin.." diyor. "İnanınız ki sizlerin hakları benim nezdimde her zaman erkeklerden önce gelmiştir..." Kim peki bu Murat Öztürk? Ak Parti Kocaeli Milletvekili Aday Adayı. Sadece söyledikleriyle kadınların gönlüne taht kuracağına şüphe yok!

BEREN SAAT, MÜTECAVİZ TÜPÇÜLERE KARŞI!
Bu hal yıllar önce tüp bebek tedavisi gören bir arkadaşımın, İstanbul dışında yaşayan görümcesinin her sabah arayıp "Tuttu mu?" diye sormasını hatırlatıyor! Azimle, ısrarla, inatla her sabah!
Sadece doktorların değil, bizi leyleklerin getirmediğini bilen herkesin artık anladığı bir şey var halbuki; o da bu işin bir takvimi olduğu. Az sabır.
Şiddet sadece dayak kötekle olmuyor. Bu tarz masum gibi yapan gayet mütecaviz sözlü şiddet, bazen en bıktıran, bezdiren, kusturanı...
Beren Saat de haklı olarak patladı: Instagram'a tüp ve ikiz bebek fotoğrafı koydu, tane tane de anlattı, sosyal medyanın alışık olmadığı kadar düzgün bir dille. Mecburen kısaltarak alalım: "Sevgililiğimizin ilk aylarından beri çıkan kim bilir kaçıncı hamilelik haberi... Atmaca gibi saldırmayı bir durdursanız; bu haberi yapmanın reklam meraklısı bir hastanenin, hasta haklarını hiçe sayarak bilgi sızdırma suçu işliyor olabilme ihtimaline iştirak etmek olduğunu anlasanız; böyle haberlerin önce çekirdek aile içinde kutlanma ve sonra yakınlarına kendileri tarafından haber verebilme hakkını çiğnemek olduğunu idrak edip saygı gösterseniz; hem suç ortaklığı etmemiş hem de daha insani davranmış olursunuz. Mesleki refleksim gereği empati kurmadan geçemiyorum; başka bir kadın olsam bu süreçte çok incinebilirdim. Belki bu not başka kadınlara vereceğiniz psikolojik zararı azaltır. Psikolojik şiddet de bir şiddet türüdür! Hamilelik benimki gibi zayıf bir vücutta zaten uzun süre saklanabilecek bir haber değil, olunca nasılsa öğrenirsiniz."

TOP MODEL 'TABİİ Kİ DE' KEBAP YEMİŞ!
Brezilyalı ünlü top model Ana Beatriz Barros, bir iç giyim markasının projesi için İstanbul'daymış geçtiğimiz hafta sonu. Fotoğrafları ve demeçleri çıktı etrafta. Selülitleri olduğunu ama kendisiyle barışık da olduğunu söyledi misal. Belli ki doğru dürüst selülit görmemiş zavallı, kendisinde var sanıyor, neyse yüzlemeyelim de avunsun!
Asıl takıldığım nokta başka. İstanbul'da neler yaptığını ve yapacağını sormuşlar, şöyle dediği rivayet olunuyor: "Tabiki de kebap yedim."
Bu 'tabii ki de' kalıbı ('tabii'yi iki i ile yazıyoruz, 'ki' ve 'de'yi de ayrı lütfen) son yılların vazgeçilmezi. Artık 'de'siz 'tabii ki' demek, yemeğe tuz koymamak, sokağa çıplak ayakla çıkmak vb gibi...
Peki Ana Beatriz Barros ne diye cevap vermiş de biz onu "Tabiki de kebap yedim" diye Türkçe'ye çevirmişiz? Sadece "Tabii ki kebap yedim" demediğinden emin miyiz? Hadi bakalım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.