YAZARA MAİL GÖNDER Ortadoğu seyirci de, biz neyiz?

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Teki bile Ortadoğu’yu kasıp kavuruyor, çifti dünyayı durdurur diye mi düşünülmüş? Aceleye mi gelmiş? Sırtını Kıvanç Tatlıtuğ ile Tuba Büyüküstün’e yaslayan Cesur ve Güzel neredeyse korkak ve çirkin olmuş, resmen fare doğurmuş!

Her dönemin makbul isimleri var. Kimse darılmasın, gücenmesin... Ama son yıllarda Satılmış'ın Batu'dan, Dürdane'nin Leyla-Alara-Lâl ailesinden daha 'şık' olduğunu da iddia etmesin.
Telefonda birini isterken, kasada fatura için isim verirken, kahve kuyruğunda bardağın üstüne yazsınlar diye adınızı söylerken, kendimizi kandırmayalım, bazıları diğerlerinden daha 'havalı' çınlıyor.
Nur, onlardan değil. Kapıları açan, moda bir isim değil. En azından Türkiye'de... Ama işte onun da rezervasyon yaptırırken restorandaki son masayı kapacak kudrette olduğu yerler yok değil!
2009'u 2010'a bağlayan yılbaşı... Beyrut'tayız... Gördüğüm itibar, unutulur gibi değil... O zamanlar çalıştığım Radikal'de şöyle yazmışım:
"Beyrut'ta 'Emre'nin zerre itibarı yokken, birlikte olduğumuz diğer iki ismin de esamisi okunmazken, 'Nur' diye yaptırdığımız rezervasyonlar tebessümlü bir onayla, ikiletmeden, heceletmeden anlaşıldı. Al Balad gibi gündüz vakti zor masa bulunan ortalık yerlerde bile anında 'Noor' diye eldeki deftere kaydedilerek yarım saat sonrasına yer ayarlandı."
"Bu üç, duruma göre dört harf Beyrut'ta, İstanbul'dakinden çok daha makbul anlayacağınız... Ayşe, Emine filan da iş yapıyordur mutlaka ama 'Noor', Kıvanç Tatlıtuğ faktörünün de gazıyla arayı açmış."
"Aylardır bu konuda bin tane habere rastlamışızdır, ayrıca da Beyrut konusunda tecrübeli arkadaşlarımız Kıvanç'ın buradaki popülaritesinden bahsetmişlerdi. Gene de cahil kalmışım; Kıvanç Tatlıtuğ'un Gümüş dizisi MBC kanalında oynarkenki adının 'Muhammed Nur' olduğunu sanıyordum. O yüzden "Muhannad! Muhannad!" diye tezahürat yaptığında ilk kez bir garson, önce uyanamadım, sonra da yanlış telaffuz ediyor sanıp burun kıvırdım!"

?SENARYO TEFERRUAT MI?
"Halbuki Arap ülkelerinin büyük heyecanla bağrına bastığı dizide Kıvanç Tatlıtuğ 'Muhannad', Songül Öden de 'Noor' adıyla boy gösteriyor. Erkeklerin Songül Öden'e karşı, kadınların Kıvanç Tatlıtuğ'la olan kafayı yemişliğiyle boy ölçüşebilecek bir düşkünlükleri, en azından Beyrut'ta yok (Varsa yoksa Tuba Büyüküstün; onu tek geçiyorlar!) ama gene de yüce Muhannad'ın olduğu dizideki esas kızın adı nihayetinde Noor, boru değil, hele İstanbul'dan gelindiği bilgisi de eksik edilmezse, çoğu kapıyı açar!"
Şimdi de parantezi açalım: Aynı gezide lafladığımız bir garson önce hayat hikâyesini anlatmış, sonra da ısrarla para biriktirdiğini söylemişti? Niye para biriktiriyordu? Çünkü bir hayali vardı. Tek bir hayali: Tuba Büyüküstün'le evlenecekti!
Biz döndükten hemen sonra Tayyip Erdoğan'ın davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Lübnan Başbakanı Saad Hariri, "Türk dizileri Ortadoğu'da bir fenomen haline geldi" diye konuşmuştu. Yabancı gazeteler, ekler, dergiler de sürekli haber yapıyordu: Dizi referanslı turlar nasıl da rağbet görüyordu. Yalılar geziliyor, kafeler teftiş ediliyor, oradan alışveriş merkezlerine geçiliyordu. Tamam, Kenan İmirzalıoğlu'nun yeri ayrıydı. Evet, Beren Saat de beğeniliyordu. Ama rüya çift, Kıvanç Tatlıtuğ ile Tuba Büyüküstün'dü. Nokta.
Cesur ve Güzel'ciler herhalde buna güvenmiş. Teki bile çıldırma sebebi olabiliyorsa, çifti bütün Ortadoğu'yu yıkıp geçer diye düşünmüş. Bu iki ismi sadece bir araya getirmek kâfidir, garantidir, senaryo teferruattır zannetmiş. Ya da aksilikler, mecburiyetler derken, işler aceleye gelmiş.
Hikâye, gazeteci Tuğrul Eryılmaz'a ait. Dünyanın en eski, en bildik, en klasik hikâyesi (Düşman ailelerin çocukları) ama her daim iş yapar. İyi bir senaryoya dönüştürülürse elbette...
Ece Yörenç, bu alanın 'en'lerinden. Ama ne olmuş böyle; işler aceleye mi gelmiş? Akmayan senaryo mu denenmiş?
Ezel'den Karadayı'ya, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'dan Poyraz Karayel'e pek çok dizide derinlikli diyaloglara şahit oluyoruz uzun zamandır. Kimi Oscar Wilde'dan kimi Oğuz Atay'dan ilhamlı, entelektüel seviyesi de zekâ düzeyi de yüksek afili laflar. Çıtamız yükseldi artık, o kadar da kolay çarpılmıyoruz. Hele bu kadar...
Kıvanç Tatlıtuğ kalbimizde Kuzey olarak yer etmiş, Kurt Seyit olarak duraklama devrine girmişti. Şimdi sanki gerisingeri gidip Behlül'leşmiş tekrar. Elbette ki kadın seyircileri kolaylıkla tavlıyor yine ama Kuzey Güney'deki o nefes kesen oyunculuğundan bir şey görmedik henüz.
Tuba Büyüküstün, fiziksel avantajı tartışmasız çok yüksek bir kadın. Gözlerini alamıyor insan bazen gözlerinden. Kısa saçı ve uzun boynu; kuğumsu, heykelimsi bir duruş sağlıyor. Zarif... Daha önce hiç rastlamadığımız kadar cüretkâr giydiriliyor bu defa; dekolteler, duş önünde havlu sıyırmalar biraz gözümüze sokuluyor hatta. Keşke 'durmak' ve 'bakmak' dışında da bir şey gelse elinden...
Evin biricik kızı Sühan'ın en yakın dostunun, emektarın kızı olması (Ah, bu dizilerdeki arkadaşsızlık!)... Cesur'un sırdaşı Rıfat abinin, burada belirmeden sadece iki gün önce Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'da İlyas'ın saftirik kayınpederi olarak cenazesinin kalkması... Böyle böyle aceleye gelmişlikler diyelim...
Ortadoğulular, bu ikili ne yapsa razı olur. Ama Türkiyeli izleyici bu kadar azla yetinir mi, göreceğiz bakalım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.