YAZARA MAİL GÖNDER İktidar mücadelesinin zemini

YAZARLAR

New York

ABD'de kalarak Türkiye'deki gelişmeleri izlemek hiç kolay değil, bir an önce dönerek gelişmeleri yerinde görmek için sabırsızlanıyorum. Ancak yurtdışından bakıldığında, bazı ilginç saptamaları yerinde yapmak imkânı da doğuyor.
Bunlardan birincisi, dün New York Times'ta çıkan ilan ve Türkiye'deki olaylardan rejimi suçlayan içeriği. Herkesin her yerde ilan verme özgürlüğü bir tarafa konursa, bu tür ilanların en fazla verildiği ülke olan ABD'de, siyasi içerikli bir üslubun çok ciddiye alınacağı konusunda derin şüphelerim bulunuyor. Böylesi büyük ilanları gazetelere, genelde kapalı rejimlerin iktidarları verirler ve görüşlerinin okurlara ulaşmasını isterler. Çünkü ülkelerinden ya bahsedilmez ya da hiç istemedikleri biçimde bahsedilir. Bazen çaresiz kalan sivil toplum örgütleri de bu tür ilanları, Darfur'da ya da Güney Sudan'da yapılan katliamlara dünya kamuoyunun dikkatini çekmek için kullanırlar.
Bu ilan, hiçbir kıstasa da uygunluk göstermiyor, ABD başta olmak üzere, tüm gelişmiş demokrasilerde basın, Gezi parkı olaylarını ve devam eden tüm sosyal çalkantıyı son derece detaylı ve güncel biçimde okurlarına sunuyor. Bir Norveç web sitesi kanalıyla, 24 saat Taksim meydanında çeşitli kameralardan sürekli canlı yayın bile yapıldı, ben olayların çoğunu o şekilde izleyebildim. O halde, neden bu ilan? Hem ilanda bahsi geçen Gezi protestoları yabancı medyada çok rahatlıkla yer buluyor, hem de Türkiye'de olan biten açık bir toplum olduğu için dışarıdan çok rahat biçimde takip edilebiliyor.
İkinci husus, NY Times'ın seçilmiş olması... Tarihte ilk kez, ABD sermayesi Türkiye'ye olan bakış açısını değiştiriyor. Eğer Türkiye'deki sistem, ilanda açıklanan sistem gibi olsaydı, uluslararası sermaye gibi son derece temkinli bir kesimin Türkiye'ye değil gelmek, gelmeyi hayal bile etmeyeceğine kesin gözüyle bakılabilirdi. Ancak ilan, gene de bu kesimi hedeflemiş. Başbakan'ın uzun süredir erişmek istediği hedefi saptırmayı başarabileceğini düşünerek, en insafsız biçimde vurmaya çalışıyor. Başarırlarsa kaybeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan değil, Türkiye olur. Başaramazlarsa kazanan gene Başbakan değil Türkiye olacaktır.
Neden Başbakan değil? Çünkü iktidar mücadelesi, siyasi partilerle yapılır. Geçmişte Silahlı Kuvvetlerin arkasına sığınıp siyaset yapılmasının nelere mal olduğunu Türkiye demokrasisi yaşayarak gördü. Aynı biçimde, siyasi parti olmayan teşkilatlanmaların arkasından iktidar mücadelesi yapılmaz. İktidar olmak isteyen bunun gereklerini yerine getirir. İlerde olası bir iktidar değişimi, Türkiye'de katılımcı, demokratik ve şeffaf seçimler çerçevesinde gerçekleşecektir. Türk toplumunun vardığı demokrasi olgunluğu, bunun dışındaki ihtimalleri artık sıfıra indirmiştir.
Gündelik yaşama demokratik katılım olarak adlandırılabilecek ilişkiler, yerel düzeyde karar almaya ortak olabilmek, AB'nin meşhur "yerindenlik" ilkesi gibi önemli unsurlar, demokratik yaşantının başka bir boyutudur. Geçmişte merkeziyetçi ve ağır bürokratik yapı, demokrasimizin bu alanının yeterince yeşermesini engelleyici bir rol oynamıştır. Önümüzde bir fırsat var. Meşru zeminlerde hak arayışı, toplum için bir kazançtır. Arayışı meşru zeminde tutarak, şiddetten ve dış basına birbirimizi şikâyet etmekten vazgeçerek, diyalogu reddetmeyerek, sürecin hepimize verdiği zarardan dönmek zamanı geldi. Bu fırsatı değerlendirmeliyiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.